Son günlerde kamuoyunun yakından takip ettiği üzere; sanat, spor, tiyatro ve özellikle de sosyal medya dünyasından tanıdığımız, toplumun önünde "şanlı şöhretli" olarak kabul edilen pek çok isme yönelik ardı ardına operasyonlar yapılıyor. Bu durum, ilk bakışta sadece adli birer vaka gibi görünse de aslında çok daha derin, sosyolojik ve kültürel bir meseleye parmak basıyor. Operasyonların yapıldığı alanlara ve hedefindeki profillere dikkatlice baktığımızda, karşımıza çıkan manzara üzerinde uzun uzun düşünmemiz gerekiyor.
Bugün maalesef kültür-sanat, sinema, tiyatro ve dijital içerik üreticiliği gibi alanlarda; yerli ve milli düşünen, toplumsal değerlerimize, inançlarımıza ve kutsallarımıza içtenlikle saygı duyan insanların sayısının azınlıkta kaldığını görüyoruz.
"Sanat" adı altında icra edilen tiyatrolara, spor etkinliklerine veya sosyal medyadaki içeriklere baktığımızda, bu yapıların ortak bir paydada buluştuğuna şahit oluyoruz: Kendi çıkarlarını, egolarını ve şöhret hırslarını her şeyin üstünde tutan, sol-seküler ya da deist-ateist bir dünya görüşünü benimserken, toplumun inanç dünyasını ve kutsallarını hafife alan bir yaklaşım.
Bu kitle, ne yazık ki gerçek anlamda kalıcı ve yapıcı bir değer üretemiyor. Daha da vahimi, gözümüzün nuru olan gençlerin önünde sağlıklı birer rol model olmaktan çok uzaklar. Deizm, ateizm, uyuşturucu özendiriciliği, müstehcenlik, çocukları ve gençleri erken yaşta cinselleştiren içerikler ve aile yapımızı temelinden sarsan söylemler, bu çevrelerin adeta birer aparatı haline gelmiş durumda. Toplumu mafya özentiliğine sürükleyen, kolay yoldan para kazanma ve kontrolsüzce beğenilme hırsını körükleyen bu dejenere dalga, geleceğimizi tehdit ediyor.
Dönüp dolaşıp aynı bayat esprilerle, dine saldırmayı, dindar insanları alaya almayı, onları karikatürize etmeyi bir "aydınlanma" belirtisi sanıyorlar. Sistemli bir itibarsızlaştırma ve algı operasyonunun baş aktörlüğünü üstlenen bu zihniyet, ne yazık ki toplumun bütününe dair söz söylediği iddiasıyla aramızda dolaşıyor.Peki, gerçekten öyle mi? Gelin, bu sözde muhaliflerin ve "hiciv ustalarının" heybelerindeki diğer konulara bir bakalım.
Kameranın açısını biraz değiştirdiğimizde karşımıza çıkan devasa toplumsal yaralar, bu güruh için adeta görünmez birer toz zerresinden ibaret.
Market raflarında her gün fütursuzca etiket değiştiren, halkın ekmeğine göz diken fırsatçı tüccarlar neden hiciv radarlarına girmiyor?
Gençlerimizi zehirleyen, ocaklar söndüren uyuşturucu mafyaları ve onların lüks hayatlarını fonlayan o karanlık ilişkiler neden sahnelerinde yer bulmuyor?
Ahlaksızlığı, hırsızlığı, çeteleşmeyi, kadın bedenini sömürenleri, her türlü sapkınlığı modernlik ambalajıyla pazarlayanları eleştirmek yerine bunlara karşı çıkan insanları hedef alıyorlar.
Dünyanın dört bir yanında yaşanan savaşları, sokakta hayatta kalma mücadelesi veren evsizleri, gerçek mağdurları ve mazlumları görmezden gelen bu seçici körlük, düpedüz bir samimiyetsizliktir.
"Sanat ya da şöhret, hiç kimseye toplumsal çürümeye yol açma imtiyazı vermez. Toplumun ahlaki yapısını hedef alan, müstehcenliği sıradanlaştıran ve mafya kültürünü özendirerek temiz dimağları zehirleyen her kim olursa olsun, adalet önünde hak ettiği en ağır cezayı almalıdır. Unutulmamalıdır ki; cezasız kalan her yozlaşma, geleceğimizden çalınan bir parçadır."
Tam da bu noktada, son dönemde gerçekleştirilen operasyonları ve müdahaleleri, toplum vicdanının sesi olarak okumak gerekir. Hatta bu adımların sadece doğru ve yerinde değil, geç kalmış hamleler olduğunu da açıkça ifade etmeliyiz.
Hiç şüphesiz özgür bir toplumda mizah da olacaktır, eleştiri de yapılacaktır; sinema, tiyatro ve müzik en özgür biçimde icra edilecektir. Ancak hiçbir özgürlük, bir toplumun inançlarıyla, kutsallarıyla ve aile yapısıyla alay etme, onları yozlaştırma hakkını kimseye vermez.
Bizim ihtiyacımız olan şey; gençleri uyuşturucuya, mafya kültürüne veya ahlaki yozlaşmaya özendiren değil; değer üreten, kutsallara saygılı, milli ve manevi dinamiklerimizle barışık bir sanat anlayışıdır. Gelecek nesilleri tahrip eden değil, aksine onları inşa eden, ruh katan sanatçılara ve kanaat önderlerine her zamankinden daha fazla muhtacız. Toplumsal arınma ve değerlerimize sahip çıkma adına atılan her kararlı adım, güçlü yarınlarımızın teminatı olacaktır.
Bugün halkın inancını, kıyafetini ve kutsallarını fütursuzca aşağılayan bu sözde sanatçılar, aslında tam olarak alay ettikleri o insanların sırtına basarak şöhret basamaklarını tırmandılar. Yıllarca bu toplumun ekmeğini yiyip, yine bu toplumun parası ve ilgisiyle o zirvelere kuruldular. Şimdi ise hiçbir utanma ve sıkılma belirtisi göstermeden, kendilerini var eden kitleyle adeta savaş halindeler. Kendi toplumuna yabancılaşan ve onu arkasından vuran bu nankörlüğe ve hadsizliğe asla müsaade edilmemelidir."
Bu tek taraflı, toplumu ayrıştıran ve değerlerimizi değersizleştirmeye çalışan tiyatroya karşı artık ses çıkarma vaktidir. Toplumu istismar ederek ceplerini dolduran, alkış toplayan bu isimlere karşı en büyük silahımız farkındalığımız ve tavrımızdır.
Bu algıyı hep birlikte yıkacağız. Bu ahlaksız dayatmalara prim vermemek, onların sahnelerini boş bırakmakla başlar. Değerlerimize saldıranların konserlerine gitmeyerek, videolarını izlemeyerek, onları reyting ve bilet kuyruklarında büyütmeyerek bu duruşu sergileyebiliriz.
Toplumsal barışı ve ahlaki yapıyı dinamitleyen bu tek taraflı tiyatroya artık perdeleri kapatma zamanıdır.

