"Terörsüz Türkiye" vizyonu doğrultusunda atılan kararlı adımlar, ülkenin huzur ve emniyet iklimine çok ciddi katkılar sunmakta ve takdir toplamaktadır. Ancak bu tarihi sürecin, yalnızca güvenlik ya da siyaset bürokrasisinin omuzlarına bırakılamayacak kadar geniş bir toplumsal zemini bulunmaktadır.
FETÖ süreciyle birlikte maalesef cemaatlere karşı soğukluk ve ön yargı oluşmuş; ardından bir kısım (islami)yapılara yönelik operasyonları kendilerince fırsata çevirmeye çalışan İslam düşmanlarının sosyal medyada oluşturduğu algıyla birlikte ortada gözle görülür bir boşluk meydana gelmiştir. Bu durumu fırsata çevirmesi ve sahaya inmesi gereken kurum elbette Diyanet İşleri Başkanlığı idi. Fakat maalesef rutinin dışına çıkılamayan bu süreçte devreye giren bir kısım sözde ilahiyatçılar ile deist ve ateistler, gençler üzerinde aktif şekilde yoğunlaşmış ve bunda başarılı da olmuşlardır.
Bazı isimlerin, dini anlatmak ya da sevdirmek yerine kafa karıştırıcı, marjinal sorularla insanları –özellikle de gençleri– dinden soğutmaya çalıştığı açıkça görülmektedir. "Sadece Kur'an bize yeter" sloganıyla Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünnetini, hadis-i şerifleri ve ashab-ı kiramın (sahabe) örnek hayatını itibarsızlaştırmaya çalışan bu anlayışa karşı en güçlü kalkan; Kur'an ve Sünnet bütünlüğünü merkeze alan sahih din anlayışıdır.
Zararın neresinden dönülürse kârdır. Vakit kaybetmeden Diyanet İşleri Başkanlığı ciddi bir revizyona gitmeli; müftüler sokağa inmeli ve sahada kendisini hissettirmelidir. Siyasetçilerin ve bürokratların düğünden cenazeye, esnaf ziyaretinden STK buluşmalarına kadar her alanda vatandaşla bir araya geldiği bir ortamda; din hizmetini sevk ve idare edenlerin odalarında kalması düşünülemez. Mevzuatta müftülerin ya da din görevlilerinin sokağa inmesini ve insan kaynağına dokunmasını engelleyen hiçbir hukuki veya idari kısıtlama bulunmuyor diye biliyorum.
Kaldı ki İslam’ı temsil etmek ve doğru mesajı kitlelere ulaştırmak (tebliğ ve irşat), zaten bu makamların asli varlık sebebidir. Müftülerimiz ve din görevlilerimiz;
Çarşıda, pazarda, esnafın ve sanatkârın yanında yer almalı,
Sivil toplum kuruluşlarıyla dirsek temasını artırmalı, cemaat liderleri ve kanaat önderleriyle istişareler yapmalıdır.
Anlatmak, uyarmak, dinlemek ve kalplere dokunmak sahada gerçekleşir; sadece kürsülerden yapılan hitabet yeterli değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın vakit kaybetmeksizin harekete geçmesi ve sahada aktif bir role bürünmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir.
Sahanın ve irşat faaliyetlerinin başarıya ulaşmasının en temel şartı, din hizmetini yürüten kadroların niteliğidir. Diyanet İşleri Başkanlığı; bünyesindeki müftüler, imamlar ve tüm personel konusunda son derece seçici ve titiz bir tutum sergilemeli,İnsanlara dini sevdirmek, sahih İslam anlayışını aktarmak ve topluma rehberlik etmek; sadece teorik bilgiyle değil, yaşantısıyla örnek teşkil eden şahsiyetlerle mümkündür.
Bu sahaya inme ve irşat sürecinin verimli kılınabilmesi için devlet kademesinde ve toplumsal zeminde din bilginlerine, âlimlere, müftülere ve imamlara hak ettikleri değerin açıkça hissettirilmeside şarttır. İtibarı güçlendirilen, bürokrasi ve protokol mekanizmalarında saygın bir yeri olduğu hissettirilen din görevlileri, sahada çok daha özgüvenli ve etkili bir rehberlik sunacaktır.
Öte yandan, iletişim çağının getirdiği yeni dinamikleri de göz ardı edemeyiz. Bugün sosyal medyada ve dijital platformlarda "fenomen" hâline gelen, samimi ve dinamik söylemleriyle yüz binlerce, hatta milyonlarca kişiye ulaşan hoca örneklerini görüyoruz. Bu durum, toplumun ve özellikle gençlerin klasik kalıpların ötesinde, kendileriyle empati kurabilen ve aksiyon alabilen anlatıcılara ihtiyaç duyduğunu açıkça göstermektedir.
O hâlde Diyanet de bu vizyonu sahiplenmeli; geniş kitlelerle bağ kurabilen, sosyal medyada ve sahada aktif, aksiyon sahibi, enerjisi yüksek hocalarımızı öne çıkarmalıdır. Kitlesel iletişimi güçlü bu isimlerin desteklenmesi, sahiplenilmesi ve kurum imkânlarıyla önlerinin açılması, sahada yürütülen manevi mücadeleyi katbekat güçlendirecektir.
Sahadaki varlığın tamamlayıcısı ise Cuma hutbelerinde yapılacak köklü bir yenilenmedir. Günümüzün Cuma hutbeleri; insanı sarsan, vicdanları harekete geçiren, toplumsal meselelere doğrudan dokunan ve aydınlatan bir ruha kavuşturulmalıdır.
Bugün cemaatler ve dini yapılar üzerinden yürütülen tartışmaların ve yıpratma çabalarının ortasında, devletin resmi ve kapsayıcı kurumu olarak Diyanet’in boşluk bırakmama sorumluluğu her zamankinden daha fazladır.
Özellikle gençliği hedef alan;
Terör odakları ve yıkıcı cereyanlar,
Uyuşturucu ve madde bağımlılığı çeteleri,
Yeni nesil suç örgütleri ve sokak çeteleşmeleri
gibi toplumsal bünyeyi kemiren tehditlere karşı Diyanet İşleri Başkanlığı somut, uygulanabilir ve sahaya inen plan ve projeler geliştirmelidir.
Gençlerimizi bu bataklıklara kul olmaktan kurtaracak manevi kalkanı inşa etmek; hem protokolden sokağa kadar din görevlilerimize sahip çıkmak hem kafa karıştıran söylemler karşısında Kur'an ve Sünnet çizgisinde yaşayan örnek kadrolar yetiştirmek hem de iletişim gücü yüksek, aksiyon sahibi hocalarla kılcal damarlara kadar ulaşmakla mümkündür.
Sonuç olarak; "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda toplumun her kesimi kabuklarını kırarken, Diyanet İşleri Başkanlığı da bu dönüşüme öncülük etmeli; ehil, örnek ve seçkin kadrolarıyla Kur'an ve Sünnet ışığında sahada ve dijitalde varlığını güçlü bir şekilde hissettirmelidir.

