Kahve Kitap
Mahmut Eraslan
Köşe Yazarı
Mahmut Eraslan
 

C.Başkanı Erdoğan’dan Millî Eğitim Bakanına…

Kamuoyu, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in kılık kıyafet düzenlemeleri ve öğretmenlerin önlük giymesi yönündeki tavsiye kararlarını tartışırken Bakan Tekin, yeni açıklamalarıyla tekrar gündeme geldi. Öğretmenin, çocuklara aktardığı bilgilerin yanında yaşantısıyla da örnek bir figür olduğunu belirten Tekin, "Kılık kıyafet açısından da öğrencilerimize örnek olacak şekilde giyinmelerini kendilerine hatırlatıyoruz." ifadelerini kullandı. ​Basının bu sıcak gündem yarışından biraz geriye gidelim ve konuyu somutlaştıralım. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yıllar önce eğitimcilere seslenirken verdiği mesajla dikkat çekmiş ve özetle şöyle demişti: "Dindar bir nesil sizin ellerinizde yetişecek. Dindar gençlik yetiştiği zaman tinerciyi, hırsızı, alkoliği görmeyiz." ​Doğru mu söylemiş? Evet. ​Peki, verilen bu mesajı dinledikten sonra uyum sağlayan ve uygulamaya geçen ilk makam sahibi Millî Eğitim Bakanı mı olmuştur? Evet. ​Çağrı doğru; bu çağrıya uyup adımlar atan bakan doğru, uygulama doğru... ​Başka bir çare var mı? Yaşlıları kandıran, evlilik vaadiyle mala konan kadınlar, cinsel sapkınlık, kumar, uyuşturucu, hırsızlık, zina, insana ve hayvana şiddet, doğaya verilen zarar gibi birçok olumsuzluğun müsebbibi; yüzde doksan dinden, haramdan, helalden habersiz ya da din karşıtı tipler çıkmıyor mu? ​Tüm bu olumsuzlukları yapanlar camiden çıkan, beş vakit namaz kılan insanlar değil. Elbette üç beş niyeti ahlakı bozuk nefsine uyan bizim mahalleden insan çıkmış veya çıkacak olabilir, lakin yıllardır iyilik irfan ahlak iman ibadet ile hizmet eden kurum veya camiaları töhmet altında bırakacak istisna bir iki örnek üzerinden ahlak dersi vermek ne adil, ne ahlaki olur! İyilikten, ilkeden, demokrasiden dem vuranların birçoğu çok iyi edebiyat yapıyor ama maalesef iş çözüme gelince sorumluluk almaya, dine gelince U dönüşü yapmaya başlıyor. ​Şu hâlde yaşanan tüm bu olumsuzlukların bertaraf edilmesi için iyi bir anayasa ve caydırıcı cezalar şart. Buna siz ister şeriat deyin ister demokrasi... ​Sorunu hepimiz biliyor ve şikâyet ediyoruz ama iş çözüme gelince orada tıkanma, orada polemik, orada sorumluluğu başkasına atıp kaytarmalar başlıyor. ​Şöyle ki siyasilerin birçoğu ve STK başkanları Erdoğan’a yükleniyor; "Tarif ettiğin dindar nesil bu mu?" diye. İyi de elinde sihirli değnek yok ki çözsün. Çözüm din diyor, uygulamayı hep birlikte yapacağız. Erdoğan başta olmak üzere siyaset kurumunu eleştireceğiz, kanun yapıcılar onlar. Ama Cumhurbaşkanına rağmen bakanlıklarda ve kamu kurumlarında Erdoğan’a karşı işi yokuşa sürenler yok mu? Var. ​Uygulamada pasif, korkak olan bizim mahalleden insanlar var mı? Var. ​Şu hâlde çözümü söyleyen Erdoğan nasıl olur da tek başına suçlu olur? Biz bir durum tespiti yaptığımızda, bir hakkın ve hakikatin yanında durduğumuzda neden Erdoğan’cı oluyoruz? Bu şu mudur: AK Parti, CHP, MHP veya diğer herhangi bir siyasi parti içinden ülkemiz için iyi olan bir icraat ortaya konup uygulandığında biz CHP’li ya da MHP’li mi oluyoruz? ​Hayır. Bir şeyci olmak değil mesele; mesele iyilik, doğruluk ve çözüm kimden gelirse gelsin orada olmalı ve onu desteklemeliyiz. ​Herkes iyilik ve huzur taraftarı, sorunun çözülmesini isteyen herkes kendince bir alternatif sunuyor. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı da çözüm olarak "Dindar bir nesil yetiştirelim." diyor. Ancak bu sözün içini dolduracak kişiler tek başına Cumhurbaşkanı veya Bakan değildir. Aileden eğitimcisine, siyasetçisinden sanatçısına kadar önümüze örnek insanlar çıkmalıdır. Bu iş boş, sloganik konuşmalarla olacak iş değildir; somut adımlar atarak, öncülük ederek ve sorumluluk alarak her kişi ve kurum üzerine düşeni yapmalıdır. ​Diğer taraftan İçişleri Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı koordineli bir şekilde; çetelere, gayrimeşru yaşamı övenlere, uyuşturucu unsurlarına, sosyal medyada rezillik saçarak lüks hayat teşhirciliği yapan fenomenlere ve gençlere kötü örnek olan sözüm ona sanatçılara tek tek "dur" demeye başladı mı? Evet. ​Televizyon dizilerinde ve dijital platformlarda aile yapısını tahrip eden, şiddeti ve gayrimeşru ilişkileri meşrulaştıran yapımlara karşı adımlar atılıyor. Bazı illerimizde cesur çıkışlar yapan valilerimiz sapkın anlayışların konser ve etkinliklerine izin vermediği gibi, sokaklarda halkın sesine kulak vererek denetimlerini sürdürüyor. ​O hâlde dindar bir gençliğin yetişmesi için bu çağrıyı en çok üzerine alması gereken kurum Diyanet’tir. Sahada en aktif aksiyonu alması gereken kurumların başında Diyanet İşleri Başkanlığı; hemen ardından Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile diğer bakanlıklar gelir. STK’lar, platformlar, cemaatler ve kurumlar somut adımlar atmalıdır; törenlerde hazır metin okumak işi çözmüyor. Şüphesiz kamuda söz sahibi olan diğer tüm bakanlıkların ve en büyük sorumlulukla siyaset kurumunun da bu süreçte yer alması elzemdir. ​Hatta sol, seküler, laik Kemalistler de dindar gençliği desteklemeli. Sonra sitem ediyorlar; Anıtkabir'deki törenlerde Atamıza dua etmiyorlar diye. Kendileri Kur'an okumuyor, dua etmiyor ama Kur'an okunmasını, dua edilmesini, hatta öldüklerinde kendileri için cenaze namazı kılınıp dua edilmesini istiyorlar. Ha bu arada, halkın büyük bir bölümü karma eğitime, hatta zorunlu eğitime karşı. Okumak istemeyenleri zorla okula getirip "Erkek kız karışık ortamda oku" diye zorlamak zorbalık  "İşte biz buna dayatma diyebilir miyiz?" diye düşünmeden edemiyorum. Burada "dindar gençlik" derken kimsenin zorla dine girmesini istiyor değiliz. İnsanlar farklı inançlara sahip olabilir. Ancak halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, neredeyse Hristiyan inançları, örf, adet ve yaşam tarzı empoze ediliyor; ismine dayatma demesek bile fiilen uygulanıyor. ​Sanatçıdan siyasetçiye, eğitimciden bürokrata kadar herkesin dinin haram kıldığı kötü işlerden uzak durması; haktan, adaletten ayrılmaması hedeflenmektedir. Amirinden veya yetkilisinden önce Allah’tan çekinen, yaptığı işi temiz yapan, sözü ile özü bir olan örnek insanların yetişmesi kötü bir şey midir? Asla. ​Dolayısıyla Cumhurbaşkanının "dindar nesil" çağrısı ve Millî Eğitim Bakanının bu doğrultuda attığı adımlar yerindedir. Tüm il millî eğitim müdürleri ve okul müdürleri de kararlı bir duruş sergileyerek bu kuralları sahada uygulamalıdır. ​O veciz sözü hatırlayalım mı? "Bir ülkede namuslular, en az namussuzlar kadar cesur olmalıdır." Elhak doğrudur. Yaptığınız iş iyiye ve toplum yararına hizmet ediyorsa ve bir konum sahibiyseniz, yalnız başınıza kalsanız dahi görevinizi cesurca yapmalısınız.
Ekleme Tarihi: 08 Eylül 2026 -Salı
Mahmut Eraslan

C.Başkanı Erdoğan’dan Millî Eğitim Bakanına…

Kamuoyu, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in kılık kıyafet düzenlemeleri ve öğretmenlerin önlük giymesi yönündeki tavsiye kararlarını tartışırken Bakan Tekin, yeni açıklamalarıyla tekrar gündeme geldi. Öğretmenin, çocuklara aktardığı bilgilerin yanında yaşantısıyla da örnek bir figür olduğunu belirten Tekin, "Kılık kıyafet açısından da öğrencilerimize örnek olacak şekilde giyinmelerini kendilerine hatırlatıyoruz." ifadelerini kullandı.

​Basının bu sıcak gündem yarışından biraz geriye gidelim ve konuyu somutlaştıralım. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yıllar önce eğitimcilere seslenirken verdiği mesajla dikkat çekmiş ve özetle şöyle demişti: "Dindar bir nesil sizin ellerinizde yetişecek. Dindar gençlik yetiştiği zaman tinerciyi, hırsızı, alkoliği görmeyiz."

​Doğru mu söylemiş? Evet.

​Peki, verilen bu mesajı dinledikten sonra uyum sağlayan ve uygulamaya geçen ilk makam sahibi Millî Eğitim Bakanı mı olmuştur? Evet.

​Çağrı doğru; bu çağrıya uyup adımlar atan bakan doğru, uygulama doğru...

​Başka bir çare var mı?

Yaşlıları kandıran, evlilik vaadiyle mala konan kadınlar, cinsel sapkınlık, kumar, uyuşturucu, hırsızlık, zina, insana ve hayvana şiddet, doğaya verilen zarar gibi birçok olumsuzluğun müsebbibi; yüzde doksan dinden, haramdan, helalden habersiz ya da din karşıtı tipler çıkmıyor mu?

​Tüm bu olumsuzlukları yapanlar camiden çıkan, beş vakit namaz kılan insanlar değil.

Elbette üç beş niyeti ahlakı bozuk nefsine uyan bizim mahalleden insan çıkmış veya çıkacak olabilir, lakin yıllardır iyilik irfan ahlak iman ibadet ile hizmet eden kurum veya camiaları töhmet altında bırakacak istisna bir iki örnek üzerinden ahlak dersi vermek ne adil, ne ahlaki olur!

İyilikten, ilkeden, demokrasiden dem vuranların birçoğu çok iyi edebiyat yapıyor ama maalesef iş çözüme gelince sorumluluk almaya, dine gelince U dönüşü yapmaya başlıyor.

​Şu hâlde yaşanan tüm bu olumsuzlukların bertaraf edilmesi için iyi bir anayasa ve caydırıcı cezalar şart. Buna siz ister şeriat deyin ister demokrasi...

​Sorunu hepimiz biliyor ve şikâyet ediyoruz ama iş çözüme gelince orada tıkanma, orada polemik, orada sorumluluğu başkasına atıp kaytarmalar başlıyor.

​Şöyle ki siyasilerin birçoğu ve STK başkanları Erdoğan’a yükleniyor; "Tarif ettiğin dindar nesil bu mu?" diye. İyi de elinde sihirli değnek yok ki çözsün. Çözüm din diyor, uygulamayı hep birlikte yapacağız.

Erdoğan başta olmak üzere siyaset kurumunu eleştireceğiz, kanun yapıcılar onlar. Ama Cumhurbaşkanına rağmen bakanlıklarda ve kamu kurumlarında Erdoğan’a karşı işi yokuşa sürenler yok mu? Var.

​Uygulamada pasif, korkak olan bizim mahalleden insanlar var mı? Var.

​Şu hâlde çözümü söyleyen Erdoğan nasıl olur da tek başına suçlu olur?

Biz bir durum tespiti yaptığımızda, bir hakkın ve hakikatin yanında durduğumuzda neden Erdoğan’cı oluyoruz?

Bu şu mudur: AK Parti, CHP, MHP veya diğer herhangi bir siyasi parti içinden ülkemiz için iyi olan bir icraat ortaya konup uygulandığında biz CHP’li ya da MHP’li mi oluyoruz?

​Hayır. Bir şeyci olmak değil mesele; mesele iyilik, doğruluk ve çözüm kimden gelirse gelsin orada olmalı ve onu desteklemeliyiz.

​Herkes iyilik ve huzur taraftarı, sorunun çözülmesini isteyen herkes kendince bir alternatif sunuyor. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı da çözüm olarak "Dindar bir nesil yetiştirelim." diyor. Ancak bu sözün içini dolduracak kişiler tek başına Cumhurbaşkanı veya Bakan değildir. Aileden eğitimcisine, siyasetçisinden sanatçısına kadar önümüze örnek insanlar çıkmalıdır. Bu iş boş, sloganik konuşmalarla olacak iş değildir; somut adımlar atarak, öncülük ederek ve sorumluluk alarak her kişi ve kurum üzerine düşeni yapmalıdır.

​Diğer taraftan İçişleri Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı koordineli bir şekilde; çetelere, gayrimeşru yaşamı övenlere, uyuşturucu unsurlarına, sosyal medyada rezillik saçarak lüks hayat teşhirciliği yapan fenomenlere ve gençlere kötü örnek olan sözüm ona sanatçılara tek tek "dur" demeye başladı mı? Evet.

​Televizyon dizilerinde ve dijital platformlarda aile yapısını tahrip eden, şiddeti ve gayrimeşru ilişkileri meşrulaştıran yapımlara karşı adımlar atılıyor. Bazı illerimizde cesur çıkışlar yapan valilerimiz sapkın anlayışların konser ve etkinliklerine izin vermediği gibi, sokaklarda halkın sesine kulak vererek denetimlerini sürdürüyor.

​O hâlde dindar bir gençliğin yetişmesi için bu çağrıyı en çok üzerine alması gereken kurum Diyanet’tir. Sahada en aktif aksiyonu alması gereken kurumların başında Diyanet İşleri Başkanlığı; hemen ardından Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile diğer bakanlıklar gelir. STK’lar, platformlar, cemaatler ve kurumlar somut adımlar atmalıdır; törenlerde hazır metin okumak işi çözmüyor. Şüphesiz kamuda söz sahibi olan diğer tüm bakanlıkların ve en büyük sorumlulukla siyaset kurumunun da bu süreçte yer alması elzemdir.

​Hatta sol, seküler, laik Kemalistler de dindar gençliği desteklemeli. Sonra sitem ediyorlar; Anıtkabir'deki törenlerde Atamıza dua etmiyorlar diye. Kendileri Kur'an okumuyor, dua etmiyor ama Kur'an okunmasını, dua edilmesini, hatta öldüklerinde kendileri için cenaze namazı kılınıp dua edilmesini istiyorlar. Ha bu arada, halkın büyük bir bölümü karma eğitime, hatta zorunlu eğitime karşı. Okumak istemeyenleri zorla okula getirip "Erkek kız karışık ortamda oku" diye zorlamak zorbalık  "İşte biz buna dayatma diyebilir miyiz?" diye düşünmeden edemiyorum.

Burada "dindar gençlik" derken kimsenin zorla dine girmesini istiyor değiliz. İnsanlar farklı inançlara sahip olabilir. Ancak halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, neredeyse Hristiyan inançları, örf, adet ve yaşam tarzı empoze ediliyor; ismine dayatma demesek bile fiilen uygulanıyor.

​Sanatçıdan siyasetçiye, eğitimciden bürokrata kadar herkesin dinin haram kıldığı kötü işlerden uzak durması; haktan, adaletten ayrılmaması hedeflenmektedir. Amirinden veya yetkilisinden önce Allah’tan çekinen, yaptığı işi temiz yapan, sözü ile özü bir olan örnek insanların yetişmesi kötü bir şey midir? Asla.

​Dolayısıyla Cumhurbaşkanının "dindar nesil" çağrısı ve Millî Eğitim Bakanının bu doğrultuda attığı adımlar yerindedir. Tüm il millî eğitim müdürleri ve okul müdürleri de kararlı bir duruş sergileyerek bu kuralları sahada uygulamalıdır.

​O veciz sözü hatırlayalım mı? "Bir ülkede namuslular, en az namussuzlar kadar cesur olmalıdır." Elhak doğrudur. Yaptığınız iş iyiye ve toplum yararına hizmet ediyorsa ve bir konum sahibiyseniz, yalnız başınıza kalsanız dahi görevinizi cesurca yapmalısınız.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanagundemi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat