Müslüm Gündüz ve Fadime Şahin,Aczmendiler ve cihatçı gruplar bahanesiyle kurulan Batı Çalışma Grubu’nun tüm Müslümanlara baskı uyguladığı yıllardan günümüze nelerin değiştiğine şöyle bir göz atalım. Günümüze kadar uzanan; bir kısmı doğru, bir kısmı kurgu, bir kısmı da dış odaklı istihbaratçıların içinde yer aldığı cemaatler ve kamuoyu algısının yönetimi üzerine bir tahlil yapalım.
Toplumun haklı olarak tepki gösterdiği örnekler az değil. Din kisvesi altında ekran karşında kadınlarla oynayan; yanmaz terlik, cennet garantili, şifalı eşya pazarlayan; etrafına topladığı müritlerle ibadeti şantaj ve mafyacılığa dönüştürenler var mı? Var. Allah rızası adı altında birbiriyle savaşan ve her iki tarafın da "cihat" adını verdiği çatışmalar var mı? Kısmen var.
FETÖ ile başlayan ve hala devam eden bir kısım yapıların yanlışlarını elbette ibretle üzülerek izliyoruz.
Evet, böyle hocalık, böyle Müslümanlık olmaz!
Peki, asla tasvip etmediğimiz ve bir kısım istihbaratçıların kontrolünde olan bir kısım yapıları bir kenara koyup sahaya inelim; gözümüzün önündekilere de bir bakalım isterseniz?
Basın -yayın ve sosyal medya aracılığıyla öne çıkarılıp olumsuzluklar tartışılırken; diğer yanda hayatını gösterişten uzak, mütevazı bir şekilde sürdüren, binlerce insanın hidayetine, namaza başlamasına ve ahlaklı bir yaşam sürmesine vesile olan sessiz ve samimi hocaları, onlara tabi olan insanları neden görmezden geliyoruz? Yaşadığı mahallede yetimin başını okşayan, genci kötülükten koruyan, ilmiyle amel eden binlerce mütevazı şahsiyet var.
Birçok dernek ve vakıf farklı alanlarda gerçekten samimiyetle Allah rızası için koştururken, neden hep İslami görünüp dini istismar edenler gündemde?
6 Şubat depreminde İslami değerlere karşı olan kurumlardan kaç tanesi sahadaydı? Arama-kurtarma ve insani yardım çalışmalarında ne yazık ki kendilerini sahada çalışırken göremedik.
Sahada olan yine kamu kurumlarıyla omuz omuza verenler İslami sivil toplum kuruluşlarıydı. Üstelik kendilerini sürekli aşağılayan, düşmanlık eden; Kemalist, laik, ateist, Alevi veya LGBT’li demeden, hiçbir ayrım yapmadan herkesi kurtarmaya ve yardımına koşmaya çalışan kesim yine bu kesimdi ve olması gerekeni yani doğrusunu yaptılar yapmaya devam ediyorlar.
Gelelim her gün kamu kurumlarında, iş yerlerinde ve sosyal medyada gündem belirleyen, algı oluşturan kesimlerin günlük muhabbetlerine...
Biraz da sizleri konuşalım, olur mu?
Siz nasıl hoca, siz nasıl bir Müslümansınız ki size her şey mubah(!)
Sizde hocasız, camisiz, cemaatsiz, Namazsız Ramazanda oruçsuz, teravihsiz, sadakasız Müslümanlık nasıl oluyor?
Film icabı her türlü role ve yatağa girmek; Allah'a ve Peygamber'e saldıran sözde sanatçılara ve eşcinsellere sahip çıkmak sizin anlayışınızda caiz, değil mi?
Eşini defalarca aldatmak, 18 yaşından küçük kızlarla lüks otellerde alem yapmak, alkol almak, faiz alıp vermek, LGBT’yi savunmak sizin Müslümanlığınıza uygun; normal, demokratik hak ve bireysel özgürlük mü?
Sahi; Kur'an'sız, Hz. Muhammed’siz, yani O’nun sünnetini yaşamadan sizinki nasıl bir Müslümanlık oluyor?
Okumadığınız Kur'an’ın vadettiği cennet ve cehenneme kimlerin gireceğini bilmeden hangi Müslümanlıktan bahsediyorsunuz siz?
Eğer kararsızsanız, "Her iki tarafa da uyarım, biraz İslam yanlısı, biraz da karşıtıyım" diyorsanız bu çok daha tehlikelidir. İslam buna "münafıklık" der ki Kur'an'ın haber verdiğine göre Allah’ın en çok gazap edeceği kişiler bunlardır!
Sorunun cevabını arıyoruz: Peki, bu nasıl bir Müslümanlık? Okumayan, araştırmayan, sadece eleştiren Müslümanlık nasıl olur?
Resmî ya da dinî nikahlı birlikteliklerde çok eşliliğe karşı çıkan bir insan, eşini yüzlerce kez nasıl aldatır? "Sevgililer Günü"nü kutlamak, arada bir kaçamak yapmak ne demek? Faiz almak, içki tüketmek, ticarette ahlaksızlık yapmak... Bu nasıl Müslümanlık?
Neredeyse ayda bir geneleve giden... bir kısım erkekler, yılda iki defa kılınan bayram namazının sizi ahirette kurtaracağını mı sanıyorsunuz? Bunun üzerinde düşünün derim.
Mesele sadece dini suiistimal edenler veya onlara inananlarla sınırlı değil. Bu çürümüşlükleri dillerine dolayarak kendi sorumluluklarından kaçan, "Böyle hoca mı olur?" diyerek dindarlardaki yozlaşmayı eleştirenler, sıra kendi hayatlarına geldiğinde "Ben nasıl bir Müslümanım?" sorusunu kendisine kaç defa sordu acaba?
Hiçbir ibadeti yerine getirmeyip, kul hakkına dair kılını kıpırdatmayıp, dinin prensiplerini hayatına hiç yansıtmayıp sadece başkalarının hataları üzerinden dindarlık tanımı yapmak ne kadar samimidir?
Kendisini hem demokrat, laik, Kemalist vb. tanımlayıp hem de "Müslümanım" diyerek sadece İslami yapıları ve Müslümanları eleştirmekle kalmayan, sürekli Erdoğan düşmanlığı yapanlar; peşinden gittikleri siyasi partide dönen yolsuzlukları, otel odalarında basılan, yolsuzluk ve hırsızlıkla suçlanan siyasetçileri ve belediye başkanlarını yüzleri kızarmadan savunuyor. Birçok hayırlı işlerin yanında bir kısım hataları olanları cürüm işlemekle suçlayıp yine aynı kavramla "Böyle hoca mı olur?" yerine bu kez "Böyle Müslüman siyasetçi mi olur?" diyerek algı oluşturmaya devam ediyorlar.
Dini, ahlakı ve edebi sadece başkalarına ders vermek için bir sopa olarak kullanan ama kendisi uygulamaya geldiğinde en ön sırada tembellik eden bir anlayışla nereye varılabilir?
Toplumun hem dindar kesiminde hem de dine mesafeli duran gruplarında amansız bir "başkasına ahlak dersi verme" yarışı var. Ancak ders verenlerin kendisi sınıfta kalmışsa, ortada ne düzeltici bir eleştiri kalır ne de dönüştürücü bir güç.
Daha sağlıklı, tutarlı ve ahlaklı bir toplum olmak istiyorsak; başkalarının çelişkilerini sayıp dökmekten önce kendi hayatımıza ayna tutmak zorundayız. Kişilerin ve kurumların tutarsızlıklarını eleştirmek kolaydır; zor olan, aynı eleştiri oklarını kendi nefsimize yöneltebilmektir. "Böyle hoca mı olur?" sorusunun yanına "Böyle Müslüman mı olur?" ve "Ben nasıl bir insanım?" sorularını eklemediğimiz kendimize bu soruları sormadığımız sürece bir yere varamayız.

