Geçmiş zaman odur ki toplumda yırtık elbise giymek ayıplanırdı fakat yama yapmak asla. İmkanı olmayan insanlar; pantolonu, gömleği, şalvarı yırtıldığında yamalar, ayakkabısını tamir ettirir yıllarca kullanırdı. O dönemlerde köşkerlik, ayakkabı tamirciliği, terzilik gibi zanaatların ve zanaatkârların toplumda ayrı bir yeri, kıymeti vardı.
Bu çağın insanı ise genciyle yaşlısıyla bir tuhaf oldu. Ana babalarının döneminde yokluktan dolayı yenileyemedikleri giysilere yama vurup yıllarca giyen ve haline şükreden o çocukların nesli; bugün uçuk fiyatlara, sırf "moda" diye özellikle yırtık elbiseler satın alıyor. İşin acı tarafı, bu lüks tüketim çılgınlığına rağmen sürekli bir yokluktan dem vuruyor, şükür duygusunu kaybediyor.
İnsanlar kendi keyiflerine göre hareket ettiklerini sanırken, modacıların ve tüketim çarkının kölesi konumuna düştüklerinin farkında bile değiller. Oysa kuralın ve nizamın olmadığı bir dünya düşünülemez. Hastanede doktorun, kışlada askerin, atölyede işçinin belirlenmiş bir kıyafet standardı vardır; hatta kıyafetin rengine dahi görev yapılan kurum karar veriyor. Durum böyleyken, kamu disiplinini temsil eden bazı memurlara ve milli eğitim personeline neden ayrıcalık tanınsın?
"Sivil itaatsizlik" adı altında ne yazık ölçü kaçırılmıştır.
Adı üzerinde; öğretmen, öğreticidir. Her şeyden önce duruşuyla, kılık kıyafetiyle, verdiği bilgiyle, beden diliyle ve tüm davranış biçimleriyle topluma ve öğrencilerine örnek olandır/olmalıdır. Ancak günümüz bir kısım kurumlarda kimin kim olduğu adeta birbirine karışmış durumda. Kimi yönetici kendini tamamen salmışken, temizlik personeli yöneticisinden çok daha özenli ve şık giyiniyor. Kurum içerisinde kimin çalışan, kimin yönetici olduğu belli değil.
Kadın veya erkek fark etmeksizin; işin ağırlığına ve ciddiyetine uygun olan değil; modaya uygun, ilgi çekici ve ölçüsü kaçmış tercihler ön plana çıkmakıyor. Oysa kamu personeli zaten mesai saatleri dışında ve hafta sonlarında dilediği gibi giyinebiliyor.
Burada kastedilen elbette geçmişe dönüp yamalı giyinmek ya da ayağa çarık çekmek değildir. Ancak unutulmamalıdır ki çağa uymak, moda çılgınlığına kapılmak demek değildir. Çağa uymak; çağın ihtiyacı olan bilim, sanat ve teknoloji alanında çalışmak, üretmek/öğretmektir. Toplumun önünde yürüyen öğreticiler de bu mantıkla hareket etmeli; "moda" adı verilen bu tüketim esaretinden kurtulup duruşları, giyim kuşam tercihlere yansıttıkları ciddiyet ve ürettikleri değerlerle topluma gerçek anlamda öncü ve örnek olmalıdır.
Dünün çarıklı ataları bu topraklardan ilim ve bilim insanları çıkarabilmişken; bugün kaç bilim insanı yetiştirdiğimizi, kaç insana rehberlik edebildiğimizi,dün kazandıklarımız ile bugün kaybettiklerimiz arasındaki makasın ne kadar açıldığını görmezden degil gözden geçirmek bir iç muhasebe yapmak zorundayız.
Milli eğitim personeli ve eğitim camiası; kılık kıyafet, makyaj ve şekilcilik tartışmalarını bir kenara bırakmalı; eğitim-öğretimdeki niteliğe, kaliteye, bilime, sanata, teknolojiye iyiliğe ilkelere odaklanmalıdır.
Yeni eğitim öğretim yılının öğretmen öğrenci ve yöneticilerimize yeni bir ufuk, yeni hedef ve başarılarla dolu geçmesi duasıyla

