Adana Medya Haber’de yer alan "protokol skandalı" başlıklı haberi okudum. Kentimizde uzun yıllardır devam eden ancak bir türlü kalıcı bir çözüme kavuşturulamayan önemli bir meseleyi yeniden gündeme taşıdı. Şüphesiz bu konu; ismi geçen şahıslar ya da bugünün geçici tartışmalarından ibaret değildir. Mesele, kökleri geçmişe dayanan derin bir kurumsal yaklaşım sorunudur.
15 Temmuz hain darbe girişimi öncesinde, toplumsal ve İslami aidiyeti yüksek birçok sivil toplum kuruluşunun yöneticileri için milletvekilleri, valiler ve bürokratlarla görüşmek son derece güçtü; resmi protokollerde yer almak ise adeta bir hayaldi. Zira o dönemde FETÖ yapılanması her alanda etkin bir engel olarak karşımıza çıkmaktaydı. 15 Temmuz sonrasında bu tablonun tamamen değişmesi beklenirken, ne yazık ki uygulamadaki dönüşüm sınırlı kaldı.
Adana Valiliği görevini yürüten Sayın Mahmut Demirtaş döneminde konuya müdahale edilmiş; sahada aktif olan, kamuoyunda karşılığı bulunan yapıların hak ettiği temsiliyeti alması yönünde olumlu adımlar atılmıştı. Ancak Sayın Vali Demirtaş’ın Adana’dan ayrılmasının ardından listeler sanırım yeniden karışmış veya bir karışıklık olmuş…
Benzer şekilde, Adana Valimiz Sayın Yavuz Selim Köşger döneminde de konunun ehemmiyeti ve protokoldeki aksaklıklar, kamu-STK ilişkilerinin sağlıklı bir zemine oturması adına kendilerine bir vesileyle iletilmişti…
Bizim açımızdan buradaki temel kaygı kesinlikle bireysel bir görünürlük elde etmek, protokolde ön sırada yer almak ya da bir fotoğraf karesine girmek değil tam tersine her kurumun, uzmanlık alanı dışında kalan her tören, toplantı veya protokolde yer almasını şahsen doğru bir karar olduğunu düşünmüyorum.
Asıl mesele, Adana’nın kamu-STK iş birliği konusundaki talihsizliğidir. Sadece resmi tören protokollerinde değil; şehrin geleceğini ilgilendiren stratejik buluşmalarda, SODES ve benzeri sosyal proje değerlendirme toplantılarında sahada karşılığı veya projesi olmayan yapılar masada yer bulabilmektedir. Buna karşın ulusal çapta ve sahada aktif çalışma yürüten, elinde kentin ve insanın yararına projesi olan saygın kurumlar göz ardı edilmekte; buna rağmen bu STK’ların bir kısmı kendi imkânlarıyla hizmetlerini sürdürmektedir.
Hâlâ bazı kamu kurum yetkilileri ile görüşmek zor; bunu kendi adıma değil bana ulaşan STK başkanları adına dile getiriyorum.
Benzer bir tıkanıklık ne yazık ki siyaset kurumunda da yaşanmaktadır. Adana’daki siyasi partilerin sivil toplumla ilişkilerden sorumlu il başkan yardımcıları ya da birim başkanları, acaba bu şehirdeki farklı kesimlerden kaç dernek ve vakıf başkanını bizzat tanımaktadır? Kaç tanesini ziyaret etmiş, bir masa etrafında toplayıp görüşlerini almış veya ortak bir iş birliği geliştirmiştir? STK’lar tarafından Adana’nın hayrına hazırlanan projelerin kaçta kaçı ciddiye alınmış ve hayata geçirilebilmiştir?
Siyasi alanda bu ilişkinin en verimli yürütüldüğü dönemi açıkça ifade etmek gerekirse, AK Parti Adana İl Başkanlığı döneminde Sayın Fikret Yeni’nin attığı somut adımlarda gördük.
Kendi adıma hiçbir ayrım yapmadan AK Parti, CHP, MHP, Saadet Partisi, Yeniden Refah Partisi ve daha birçok siyasi partiyi ziyaret ederek ilimizin sorunları ve çözüm önerilerine dair görüşlerimizi aktardım. Ancak bir iki parti dışında, kurumlarımıza iade ziyareti bırakın, partilerin büyük bir çoğunluğu bizde dâhil STK’ların adresini dahi bilmiyorlar…
Her partide STK’lardan sorumlu bir başkan yardımcısının bulunması, bu iletişimin kurulmasını bir temenni değil, bir görev zorunluluğu kılmaktadır ama…
Eğer mesele bu şehrin kalkınması ise; ciddiyetle, işin ehli olanlarla ve kendi alanında uzmanlaşmış yapılarla siyasetçiler ve bürokratlar mutlaka iletişim halinde olmasında fayda vardır. Artık ideolojik, siyasi veya inanç farklılıkları bu istişarelere engel teşkil etmemelidir. Herkes kendi görüş, öneri ve fikirlerini edep ilkeleri çerçevesinde özgürce dile getirebilmelidir.
Bununla birlikte, kamuda görev yapan yöneticilerin ikili ilişkilerini ve dostluklarını anlayışla karşılamakla birlikte, içeriği olmayan nezaket ziyaretlerine sınırlama getirilmesi gerektiğine inanıyorum. Gerçek anlamda bir sorunu veya çözüm önerisi olan, kamuoyunda karşılığı bulunan vakıf ve dernek başkanları haftalarca randevu dönüşü bekletilmemelidir. Niteliksiz veya keyfi ziyaret talepleri hususunda gerekli uyarılar yapılmalı ya da geçit verilmemelidir diye düşünüyorum.
Elbette bir valinin her detaydan haberdar olması beklenemez; fakat mülki idare amirinin çalışma ekibi, yöneticisinin reflekslerini ve hassasiyetlerini çok iyi bilmeli, talimatlara uygun hareket ederek makamı bu tür durumlarla karşı karşıya bırakmamalıdır.
Özetle; kamu-STK iş birliği sağlanacaksa, herkes kendi alanında yetkin kılınmalı, ulusal ve yerel düzeyde topluma faydalı hizmetleriyle tanınan kurumlar önemsenmeli; siyasi veya inanç birliktelikleri, hemşerilik ilişkileri ya da kişisel yakınlıklar bu değerlendirmelerin kriteri olmaktan çıkarılmalıdır.
Sonuç olarak; bazı fotoğraf karelerinde yer almamak bir kayıp değildir. Asıl gayemiz, görünürlükten ziyade samimiyetle hizmet etmek ve tabiri caizse "Allah'ın kamerasına" takılabilmek olmalıdır. Adana'nın yetkili makamlarının, protokol listelerini ve STK iletişim stratejilerini bu anlayış doğrultusunda yeniden gözden geçirileceğini umuyorum…

