Bu yazı; sahada eğitim gören, camide cemaate katılan, cephede can veren ve kendisine silah çeken İsrail askerine ekmeğini bölen Gazze’deki direniş ile ülkemizde aynı davanın neferleri olmamız gerekirken zaman zaman anlaşmazlığa düşen bizlerin durumunu nezaketle hatırlatmak üzere kaleme alınmıştır.
Buradaki temel amaç kimseyi suçlamak veya itham etmek değil; “Ben, siz ve çevremizdekiler bu tablonun neresindeyiz?” sorusu eşliğinde bir iç muhasebe yapmak, bir silkiniş, bir tövbe ve yeni bir besmele ile kardeşliğimizi tazelemektir. Okuduğunuzda bu samimi çağrıya hak vereceğinizi ve güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen Hz. Muhammed’i (s.a.v.) bir kez daha rahmet ve salavatlarla anacağınızı ümit ediyorum.
İslam Ahlakının Sahadaki Aynası: Hamas
Türkiye’ye yerleşen, üniversitelerde okuyan, tedavi için gelen veya etkinliklere katılan Filistinli kardeşlerimize Hamas’ın nasıl bir yapılanma olduğu ve bir gencin hangi kriterlerle bu halkaya dahil edildiği sorulduğunda verdikleri ortak cevap manidardır:
Hamas mensupları, askeri ve teknik eğitimden önce derin bir ahlak ve maneviyat terbiyesinden geçer. Yolları evvela Allah’ın evi olan camilerden geçer. Yapıya müracaat eden gençlerin sabah namazı dâhil beş vakit cemaate devamlılığı ve Kur’an-ı Kerim ile olan bağı titizlikle takip edilir. Aylarca süren bu manevi olgunlaşma sürecinin ardından, liyakatinden emin olunan gençler askeri eğitime kabul edilir. Bu kadro; çoğunluğu yetimlerden, hafızlardan ve şehadet sevdalısı adanmış gençlerden oluşur.
Bizler Kur’an ve sünnet terbiyesi almış bu kadronun varlığını önceleri duyarak öğrenmiştik. Son dönemde ise canlı yayınlarda bu hakikatin canlı şahitleri olduk. Hamas, esir aldığı insanlara ne insanlık dışı bir muamele gösterdi ne de haksızlığa saptı. Aksine tüm dünyaya unutulmaya yüz tutmuş bir insanlık dersi verdi. Kadın, çocuk ve yaşlı gözetmeden aileleri katleden anlayışa karşı; "Siz bizim topraklarımızı gasp ettiniz, geleceğimizi çaldınız, biz de sizin gibi zalimleşeceğiz" demediler.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
"Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır." (Mâide Suresi, 8)
Hamas’ın İslam ahlakına ve savaş hukukuna nasıl riayet ettiğini tüm dünya canlı yayınlarda izledi. İşgalci anlayış ise kendi esirlerinin konuşmalarını ve bu görüntüleri yasaklama yoluna gitti. Çünkü esir takası sırasında dünyayı hayrete düşüren sahneler yaşandı. Esir alınan İsrail askerleri vedalaşırken kendilerine hiçbir kötü muamele yapılmadığını, kısıtlı imkânlara rağmen yeme, içme ve hijyen hususunda son derece nezaketli davranıldığını dile getirdiler.
Onlar esirleriyle adeta insani bir nezaketle vedalaştılar. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
"Esirlerinize iyilikle muamele ediniz." (Taberânî)
Hamas dünyaya çok net bir mesaj verdi: En zor şartlarda dahi savaş ahlakının ve bir Müslümana yakışan vakarın nasıl korunacağını gösterdi. Dünya bu Muhammedi duruşu hayranlıkla okudu.
Gelelim Bizim Tablomuza...
Bizler Türkiye’deki Müslümanlar olarak bu mesajı okuduk okumasına; ancak ne yazık ki arzulanan vahdeti tesis etmekte zaman zaman yetersiz kaldık. Gazze’deki acının ve direnişin bizleri sarsılmaz bir kenetlenmeye sevk etmesi gerekirken, yöntem ve yaklaşım farklılıkları nedeniyle parçalanma hissi yaşamamız son derece üzüntü vericidir.
Bir yanda olan biteni ferasetle okuyan kitleler var:
Farklı dernek, vakıf ve cemaatlerden olsalar da iyilikte, infakta ve eylemde birleşmeyi başardılar. Gazze için ortak platformlar kurarak son derece bereketli çalışmalara imza attılar. İslam ahlakını hayatına yansıtmış bu samimi insanlar; dualarıyla, boykot bilinciyle ve maddi imkânlarıyla mazlumlara kol kanat gerdiler.
Ülkemizden ve yurt dışından vicdan sahibi insanların katkılarıyla gemiler alındı, insani yardım seferleri düzenlendi. Bu yolculukta sadece tek bir yapı değil; ortak bir gaye etrafında birleşen farklı cemaatler, sivil toplum kuruluşları, hatta adalet arayışındaki farklı inanç mensubu vicdan sahipleri omuz omuza verdi. Bu uğurda ağır bedeller ödendi, şehitler verildi.
Bu ortak akıl tüm dünyaya şu haykırışı ulaştırdı: "Filistin’i ve Kudüs’ü asla yalnız bırakmayacağız!" Bu birliktelik kardeşlik duygularını pekiştirdi, kalpleri yumuşattı ve hatta birçok insanın İslam ile müşerref olmasına vesile oldu.
Diğer yanda ise ne yazık ki birlik ruhunu yakalamakta zorlanan bir yaklaşım göze çarpıyor:
Bu anlayıştakiler tek bir çatı altında olmasalar da benzer söylem ve tavırlar sergiliyorlar. Zaman zaman kapsayıcı olmak yerine ayrıştırıcı bir dil kullanabilmekte, sosyal medyada veya sahada varlık gösterirken ortak hayır işlerinde ve infak seferberliklerinde geride kalabilmektedirler. "Eğer bir hayır yapılacaksa bunu yalnızca biz yapmalıyız, herkes bize uymalı" anlayışı, ne yazık ki kardeşlik hukukuna gölge düşürmektedir.
Gazze’deki direnişin en zor şartlarda gösterdiği nezaketi anlamakta zorlanıp, yanı başındaki kardeşine karşı katı ve incitici bir dil kullanan; kendisi gibi düşünmeyeni kolayca itham eden yaklaşımlar, Şeyh Yasin’lerin ve Gazze şehitlerinin miras bıraktığı o kuşatıcı cihat anlayışını ne kadar kavrayabilir?
İyilikte yarışmamız gerekirken "Hangi kurum daha çok öne çıkacak?" telaşına düşmek, ayrı ayrı alanlarda sembol ve flama yarışına girmek ümmetin vahdetini ne kadar temsil edebilir?
Gazze davamızı kendi kurumunun veya şahsi konforunun büyümesine vesile kılan her türlü istismara karşı da hem kurumlarımızın hem de sivil toplum denetim mekanizmalarımızın son derece müteyakkız olması elzemdir.
Hamas’ın esirlere karşı gösterdiği İslam ahlakı ile bizim kendi aramızdaki münasebetleri kıyasladığımızda, aşmamız gereken büyük bir olgunluk farkı olduğu açıktır. Kur’an-ı Kerim’i okuma, anlama ve hayatımıza aktarma konusunda daha katetmemiz gereken çok yol vardır.
Elbette her birimiz kendi imkânlarımız ölçüsünde gayret gösteriyor, ortak akıl ve istişare ile güzel işler yapmaya çalışıyoruz. Ancak niyetlerimizi ve amellerimizi sürekli gözden geçirmekle mükellefiz. Yapılan her hayır, yalnızca Allah rızası için yapılmalıdır.
Kur’an-ı Kerim bizlere şu ilahi ölçüyü hatırlatır:
"Şüphesiz müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin." (Hucurât Suresi, 10)
Gazze’yi kurtarma mücadelesi verirken; benlik, şan, şöhret ve görünür olma arzusundan sıyrılmak zorundayız. Kendi nefsimizin prangalarından kurtulmadan, bir başka coğrafyanın hürriyetine tam anlamıyla katkı sunamayız. Her bir yapı, cemaat, yazar ve kanaat önderi olarak kendimizi bir durum değerlendirmesine tabi tutmalıyız.
Ayrı kurumlarda olabiliriz, farklı projeler yürütebiliriz; bunlar gayet doğaldır. Ancak birbirimizin arkasından iş çevirmek, gıpta yerine haset etmek, yapılan hayırlı işleri küçümsemek ve kardeşlerimizi hedef göstermek İslam ahlakı ile bağdaşmaz. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bizleri şöyle uyarır:
"Birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin tutmayın, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun!" (Buhârî, Edeb 57; Müslim, Birr 23)
Biz Gazze'yi kurtaralım diyerek yüzümüzü Gazze'ye dönmüşken bu kez sırtımızdan vuruluyoruz yine işin gerisinde Siyonist iradenin ve yerli işbirlikçilerinin algı oyunları var. Bizi kendi içimizde bölmeye karşı karşıya getirmeye çalıyor gücümüzü dağıtmaya çalışıyor. Biz Gazze'yi kurtaralım derken ailemizi, ülkemizdeki çocukları kaybediyoruz. Kardeşliği kaybediyoruz. En kötüsü dayanışmayı, birlikteliği kaybediyoruz.
Bir yanda vatanı, inancı ve mukaddesatı uğruna canından vazgeçmeyi en yüce mertebe sayan, ihlasla kenetlenmiş adanmış ruhlar duruyor...
Diğer yanda ise yaptığı en küçük bir hayrı dahi gösterişe, sosyal medya görünürlüğüne ve dünyevi ikbal yarışına dönüştürme riskiyle karşı karşıya olan günümüz insanı var.
Gazze; hiçbir dünyevi çıkar gözetmeksizin ödenen o ağır bedellerle, bizlere samimiyetin, vahdetin ve hakiki özgürlüğün ne demek olduğunu öğretiyor. Eğer bu duruşu doğru okuyabilirsek; birlik ruhumuzu yeniden kazanacak, ayrıştırıcı dilden uzaklaşacak ve kardeşlik girişimlerimizi çok daha bereketli bir zemine taşıyacağız inşallah.

