Bir önceki kaleme aldığımız metinde "Ben Gidiyorum" beyanında bulunduğumda, arzum sadece bir duyuru yapmak değil, bir kitle tarafından nitelikli bir biçimde anlaşılmaktı. Okunmasını istedim ki; bu gidişin niteliği, yöneldiği istikamet, yola çıkış saikleri ve bu ayrılığın arka planındaki manevi sızı net bir biçimde idrak edilsin.
Esasında mesele şahsi bir vaka olmanın ötesinde; insanoğlunun tarihsel süreçte tecrübe ettiği, hâlihazırda tecrübe etmekte olduğu ve gelecekte de tecrübe edeceği evrensel bir varoluşsal temadır: Yol ve Veda…
Mesele; yolun bizatihi kendisi, o yoldaki seyrüsülûk, süreç boyunca karşılaşılan imtihanlar ve bu yaşanmışlıklardan çıkarılacak hisseler, yani öz bir ifadeyle kıssadan hisse çıkarma gayesidir.
Bütüncül bir okumaya tabi tutulmaksızın, yalnızca başlıklardan hareketle yapılan yüzeysel yorumlar —ne kadar iyi niyetli ve sitayiş dolu olursa olsun— hakikatin ıskalanmasına veya konunun muhtevasından saptırılarak bambaşka mecralara çekilmesine sebebiyet vermektedir. Buna karşın metni samimiyetle idrak eden; gerek sosyal mecralardan gerekse hususi yollarla nezaketlerini ileten, yazmaya teşvik eden sevgileriyle bizleri onore eden ve dualarını esirgemeyen tüm dostlara ve kadirşinas takipçilere yürekten teşekkür ediyorum. Gösterilen bu teveccüh, gerçekleştirdiğimiz iç muhasebenin toplumsal ve vicdani zeminde ne kadar ehemmiyetli bir ihtiyaca karşılık geldiğini açıkça teyit etmektedir.
Gönlümüzden geçen ve metnin ruhunda mündemiç olan hakikati şu temel esaslar çerçevesinde yeniden ifade edelim:
1. Fani Bir Dünya, Mutlak Bir İntihal: Nefes Sayılıdır
Yarım asrı aşkın bir ömrü geride bırakmış, bir saniye sonrasına dahi tasarruf yetkisi bulunmayan fani bir kulum. Varlık hiyerarşisi gereği, eninde sonunda bu dünya sahnesinden çekileceğiz. Günümüz dünyasında "Ben gitmiyorum" diyerek ölümsüzlük iddiasında bulunan tek bir insan dahi çıkmamıştır; çıksa dahi biyolojik ve manevi hakikatin değişmeyeceği bir vasatın içerisindeyiz.
Varoluşumuz, sınırlı bir nefes parantezine sıkıştırılmıştır. Öyle bir an gelecektir ki; aldığımız nefesi veremeyecek, verdiğimiz nefesi ise yeniden alamayacağız. İşte o an, ölüm hakikatiyle çıplak bir şekilde yüzleşeceğiz.
Rabbimizin Kur’ân-ı Kerîm’de bizlere işaret buyurduğu ilahi ölçü, hayatımızın birincil gayesini teşkil etmektedir:
"Ancak Müslümanlar olarak can verin." (Âl-i İmrân, 102)
Her insan fıtrat üzere doğar; fakat hayatın idamesi sürecinde ebeveyn, çevre ve kişisel tercihler insanı farklı patikalara sevk edebilir. Birey; ateizmin, deizmin yahut seküler dünyevileşmenin karanlık labirentlerinde savrulabilir. İşte bu sebeple "son nefes", ontolojik yolculuğun en kritik, en hayati durağıdır.
Geriye dönüp bir hayat muhasebesi yaptığımda; inişli çıkışlı, çalkantılı ve çetin imtihanlarla örülü bir ömür görmekteyim. Ancak inşa edilen bu eserin özü de özeti de tek bir merkeze dayanmaktadır: İslam Davası.
Kendi çağının şartları içerisinde; iman ettiği İslam dinini öncelikle öğrenmeye, akabinde yaşamaya, kavramaya ve dilinin döndüğünce tebliğ etmeye gayret eden bir kardeşiniz olarak bu yollardan geçtim. Yürüyüş esnasında duraksadığımız, düştüğümüz, incindiğimiz, yanıltıldığımız yahut beşeri cehaletimiz sebebiyle bizzat hata yaptığımız anlar vuku buldu.
Lakin yol, yolcunun kusuruna binaen ona küsmez. Hakiki yolcu, hatasını idrak ettiği anda yüzünü yeniden Kıble’ye dönmesini bilen kimsedir.
Genç Kardeşlerime Yol Notu: Yolcunun En Büyük Azığı Samimiyettir
Sizler de bu kutlu yolda yürürken elbet engellerle karşılaşacak, muhtelif imtihanlardan geçeceksiniz. Kâh dost bildiklerinizin sitemiyle, kâh hizmet mekânlarının çetin sınamalarıyla sarsılacaksınız.
Unutmayınız ki; asıl mesele yolda takılmak değil, takılıp kaldığınız noktada atalete düşmemektir. Doğrulmak, tövbe ile arınmak, yaşananlardan ders çıkarmak ve yeniden "Bismillah" diyerek yürüyüşe devam etmektir. Son nefese kadar sürecek olan bu seyrüsülûkta heybenize koyacağınız en kıymetli azık; riyadan uzak bir samimiyet, dünyevi hesaplardan arınmış bir ihlas ve son nefesteki iman duasıdır.
Bizler faniyiz, gidiyoruz; ancak yol da dava da baki kalacaktır.
Eylül ayı içerisinde tamamlanıp basımı gerçekleştirilerek okuyucunun istifadesine sunulacak olan "Ben Gidiyorum" adlı bu eser; ticari bir kaygıyla yahut birilerinin hesaplarını bozmak, şan şöhret gayesiyle kaleme alınmamıştır.
Dogrular yanlışlar,bundan sonraki süreçte yaşanacaklar, kısacası kıssadan hisseler alınması umut ve duasıyla...
Yapıcı eleştiri ve önerilerinizi bekliyorum.

