İstanbul Valiliği’nin okullarda mescit açılması ve Cuma namazı kılınmasına imkân tanınması yönündeki yazısı kamuoyunda geniş bir yankı buldu. Toplumda bu adıma güçlü bir destek var. Bu uygulamanın zamanla tüm Türkiye’deki okullara yayılması şüphesiz beklenen bir gelişme. Ancak tam da bu noktada, gözden kaçırılmaması gereken hayati bir detay var: Bu ibadethaneler nereye ve nasıl yapılacak?
Eğer bir işte samimiyet ve hürmet esas olacaksa, okul mescitlerinin bodrum katlara, karanlık ve izbe köşelere sıkıştırılmasına müsaade edilmemelidir. Bir okulun en güzel, hava alan, güneş gören, ferah ve tertemiz köşesi neresiyse, mescit de oraya yakışır. İbadet mekanı, bir binanın "atıl alanını değerlendirme" yeri değil; o kurumun insana ve inanca verdiği değerin aynasıdır.
Konu açılmışken, hayatın her alanında karşılaştığımız benzer bir kanayan yaraya da değinmemiz gerekiyor.
Hafta sonu gittiğiniz bir AVM’de ya da uzun yolda mola verdiğiniz bir dinlenme tesisinde namaz kılmak istediğinizde neyle karşılaşıyorsunuz? Ne yazık ki büyük çoğunluğunda durum içler acısı. Depo olarak bile kullanılmaktan vazgeçilmiş, havalandırmasız, nemli, bodrum katlardaki kuytu alanlara iki seccade atılıp "mescit" tabelası asılıyor. Bu yaklaşım ne hijyenle bağdaşır ne de ibadetin saygınlığıyla.
Gerek AVM’lerde gerek yol üstündeki dinlenme tesislerinde, tıpkı okullarda olması gerektiği gibi radikal bir zihniyet değişimine ihtiyaç var:
Mescitler binaların bodrumlarına değil; hava alan, gün ışığı alan, ferah katlarına inşa edilmeli, en güzel yere konumlandırılmalı, temizlik standartları en üst düzeyde tutulmalı, sadece tabela asıp kaderine terk edilen alanlar olmaktan çıkarılmalıdır.
Tasarımlar yapılırken yaşlılar, engelli vatandaşlarımız ve kadınlar kesinlikle unutulmamalıdır. Mescitler; abdesthanelerinden erişilebilirliğine kadar herkesin rahatça ve huzurla ibadet edebileceği şekilde mimari bir düzenlemeyle hayata geçirilmelidir.
İbadet alanlarına gösterilen özen, toplumsal gelişmişliğin ve saygının en belirgin göstergelerinden biridir. Gerek okullarımızda gerek toplumsal yaşam alanlarımızda bu standardı yakalamak, geleceğimize bırakacağımız en güzel miraslardan biri olacaktır.
"Bu vesileyle, bu hayırlı işe ilk adımı atan İstanbul Valisi Sayın Davut Gül’e teşekkür ediyoruz. Allah kendisinden razı olsun. Nitekim Hz.Muhammed şöyle buyurmuştur:
'Kim İslam’da güzel bir çığır açarsa, hem açtığı bu yolun sevabını hem de kendisinden sonra o yolda gidenlerin sevabını —onların sevabından hiçbir şey eksilmeksizin alır. Kim de kötü bir çığır açarsa, hem o yolun günahını hem de kendisinden sonra o yolda gidenlerin günahını —onların günahından hiçbir şey eksilmeksizin yüklenir.'"

