Kahve Kitap
Mahmut Eraslan
Köşe Yazarı
Mahmut Eraslan
 

Ben gidiyorum.

Günü, zamanı, vakti geldiğinde gitmek gerekiyor. ​Gitmeler bir şeyin bitişi değil, hakikatte yeni bir başlangıcıdır. Gitmek; korkmak, yenilgi, yanlış yaptığın için değil, sürtüşmeden,hasetten, hırstan, egodan ve enaniyetten uzaklaşmak, günahlardan sevaplara, içe doğru  bir yolculuk, diğer ismiyle buna hicret de diyebiliriz. Evet, bazen hicret etmek gerekir. Yeniden, yeni bir hayra ve iyiliğe yolculuk, doğruya, güzele ulaşmak ve zorları kolay kılmak adına yola koyulmak gerekir. Birileri sana "git" demeden, eğer gitmen gerektiğinin farkına varmışsan, durmamalı; o adımı sen atmalısın. Karar   verdim ben gidiyorum! Bu yaşıma kadar çok gittim, benim gitmelerim hiç bitmedi bitmeyecek… ​Bazen de kalmak gerekir elbette. Yanlışı düzeltmek, kötülüğü bertaraf etmek, mücadele etmek, direnmek için evet kalmak gerekir. Allah rızası için yaptıklarından kulu tarafından hesaba çekilmek, ne ağır, ne zor bir süreç… Senin gibi yaratılmışın senin niyetlerini ölçmesi amellerini tartıya vurması çok acı, acıların en acısıdır. Elbette oturduğun koltuğun ve sana biçilen görev/konumun ağır bir imtihan olduğunu unutmamak şarttır. Hepimiz yolsuyuz, kalıcı olan hiç kimse yok bu dünyada, vakit gelen gidiyor… ​Sözü daha fazla dolandırmadan soralım: Ben nereye gidiyorum? ​Yola çıktığım günden beri neler yaşadım, nelerle karşılaştım nereye varmak istediğim yer ve son noktayı bir hayat tecrübesi olarak kaleme almaya, bir kitap yazmaya karar verdim. Aslında bir ara Suriye hatıraları üzerinden bazı denemelerim olmuştu ama sonra hepsini alıp çöpe attım. Çünkü her önüne gelenin kitap yazdığı, "imza günleri" adı altında işin ticarete ve gösterişe döküldüğü bir zaman diliminde —istisnalar kaideyi bozmaz elbette— yazmak benim harcım da haddim de değil diye düşündüm. ​Bundan aylar önce bir vesile Yazar Abdülaziz Kıranşal kardeşimi ziyaret edip hasbihal, sohbetin sonunda müsaade istemiştim kalkarken "Var mı bir tavsiyen, bir nasihatin?" diye sormuştu. Ben de kendisine, "İstikamet sahibi ol, çizginden ayrılma; böyle güzel gidiyorsun" demiş ve eklemiştim elbette bizimde nasihate ihtiyacımız var kardeşim, var mı senin bana bir tavsiyen dediğimde ​"Abi, kitap yaz" demişti. Ben gülüp, "Benim işim değil kitap yazmak" dediysem de o ısrar etti: "Yaz... Yaz ki bunca hayat tecrüben var; insanlar bu birikiminden faydalansın, onu kendine referans alsın." ​O söz bir kenarda kazılı kalmış demek ki... Son dönemlerde yaşadığım birtakım acı hatıraların, çok sevdiğim ve inandığım halde gitmek zorunda kaldığım, veda etmeye karar verdiğim yerlerin muhasebesiyle oturdum masaya. Tek gayem; bu kutlu yola çıkanların yoldaki işaretlere dikkatlerini çekmek… Yoksa asıl yol ve işaretleri bellidir; Rabbimizin indirdiği vahiy, Resulullah’ın (as) sünneti ve sahabelerin miras bıraktığı ölçüler ortadadır. Esen fırtınalar karşısında o ezeli işaretlere sarılmak, savrulmamak ve istikameti korumak asli vazifemizdir. ​Bu çalışmada aslında en çok da kanayan bir yaramıza, kaçınılmaz bir gerçek ve ağır bir deneme süreci olan kardeş kavgalarına dikkat çekmek. İslam yolunda yürüyenlerin en büyük imtihanı, ne yazık ki yine kendi içindeki sorunlar ve çözülmelerdir. Bu durum, insan psikolojisinin ve tarihsel hakikatin yalın bir yansımasıdır: Hz. Âdem (a.s.)iki oğlundan başlayıp, Hz. Yusuf (a.s.) Efendimizin öz kardeşleri tarafından kuyuya atılmasına kadar uzanan kadim bir imtihan... ​Ne acıdır ki bugün de yeryüzünde kardeş kavgaları körüklenmekte; bizi birbirimize düşürenler keyif sürmekte… İslam düşmanı şirk düzenleri ve yeryüzünde ilahlık taslayanlar ile mücadele etmek yerine, Cemaat tarikat, dernek, vakıf liderlerinin kendi içlerinde mücadele etmeleri ve bölündükçe bölünmeleri… Bütün bu tablo karşısında İslami yapılanmaların, ilahiyatçıların, hocaların, önder ve liderlerin bir araya gelip birlikte hareket etmesi gerekirken; ne yazık ki mevki, makam ve Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) ifadesiyle "şöhret hırsının bir afete dönüştüğünü" hüzünle müşahede ediyoruz. ​İşte tam da bu felakete, bu afete işaret etmek; hem kendi nefsimize hem de ahiretimize hayırlı bir şahit bırakmak adına böyle bir kitap hazırlığı içerisindeyiz. ​Niyetimiz halis, gayretimiz kulcadır. Dua ve önerilerinizi bekleriz... ​  
Ekleme Tarihi: 07 Ağustos 2026 -Cuma
Mahmut Eraslan

Ben gidiyorum.

Günü, zamanı, vakti geldiğinde gitmek gerekiyor.

​Gitmeler bir şeyin bitişi değil, hakikatte yeni bir başlangıcıdır. Gitmek; korkmak, yenilgi, yanlış yaptığın için değil, sürtüşmeden,hasetten, hırstan, egodan ve enaniyetten uzaklaşmak, günahlardan sevaplara, içe doğru  bir yolculuk, diğer ismiyle buna hicret de diyebiliriz. Evet, bazen hicret etmek gerekir. Yeniden, yeni bir hayra ve iyiliğe yolculuk, doğruya, güzele ulaşmak ve zorları kolay kılmak adına yola koyulmak gerekir. Birileri sana "git" demeden, eğer gitmen gerektiğinin farkına varmışsan, durmamalı; o adımı sen atmalısın.

Karar   verdim ben gidiyorum!

Bu yaşıma kadar çok gittim, benim gitmelerim hiç bitmedi bitmeyecek…

​Bazen de kalmak gerekir elbette. Yanlışı düzeltmek, kötülüğü bertaraf etmek, mücadele etmek, direnmek için evet kalmak gerekir.

Allah rızası için yaptıklarından kulu tarafından hesaba çekilmek, ne ağır, ne zor bir süreç…

Senin gibi yaratılmışın senin niyetlerini ölçmesi amellerini tartıya vurması çok acı, acıların en acısıdır.

Elbette oturduğun koltuğun ve sana biçilen görev/konumun ağır bir imtihan olduğunu unutmamak şarttır.

Hepimiz yolsuyuz, kalıcı olan hiç kimse yok bu dünyada, vakit gelen gidiyor…

​Sözü daha fazla dolandırmadan soralım: Ben nereye gidiyorum?

​Yola çıktığım günden beri neler yaşadım, nelerle karşılaştım nereye varmak istediğim yer ve son noktayı bir hayat tecrübesi olarak kaleme almaya, bir kitap yazmaya karar verdim. Aslında bir ara Suriye hatıraları üzerinden bazı denemelerim olmuştu ama sonra hepsini alıp çöpe attım. Çünkü her önüne gelenin kitap yazdığı, "imza günleri" adı altında işin ticarete ve gösterişe döküldüğü bir zaman diliminde —istisnalar kaideyi bozmaz elbette— yazmak benim harcım da haddim de değil diye düşündüm.

​Bundan aylar önce bir vesile Yazar Abdülaziz Kıranşal kardeşimi ziyaret edip hasbihal, sohbetin sonunda müsaade istemiştim kalkarken "Var mı bir tavsiyen, bir nasihatin?" diye sormuştu.

Ben de kendisine, "İstikamet sahibi ol, çizginden ayrılma; böyle güzel gidiyorsun" demiş ve eklemiştim elbette bizimde nasihate ihtiyacımız var kardeşim, var mı senin bana bir tavsiyen dediğimde ​"Abi, kitap yaz" demişti. Ben gülüp, "Benim işim değil kitap yazmak" dediysem de o ısrar etti: "Yaz... Yaz ki bunca hayat tecrüben var; insanlar bu birikiminden faydalansın, onu kendine referans alsın."

​O söz bir kenarda kazılı kalmış demek ki... Son dönemlerde yaşadığım birtakım acı hatıraların, çok sevdiğim ve inandığım halde gitmek zorunda kaldığım, veda etmeye karar verdiğim yerlerin muhasebesiyle oturdum masaya.

Tek gayem; bu kutlu yola çıkanların yoldaki işaretlere dikkatlerini çekmek…

Yoksa asıl yol ve işaretleri bellidir; Rabbimizin indirdiği vahiy, Resulullah’ın (as) sünneti ve sahabelerin miras bıraktığı ölçüler ortadadır. Esen fırtınalar karşısında o ezeli işaretlere sarılmak, savrulmamak ve istikameti korumak asli vazifemizdir.

​Bu çalışmada aslında en çok da kanayan bir yaramıza, kaçınılmaz bir gerçek ve ağır bir deneme süreci olan kardeş kavgalarına dikkat çekmek. İslam yolunda yürüyenlerin en büyük imtihanı, ne yazık ki yine kendi içindeki sorunlar ve çözülmelerdir. Bu durum, insan psikolojisinin ve tarihsel hakikatin yalın bir yansımasıdır: Hz. Âdem (a.s.)iki oğlundan başlayıp, Hz. Yusuf (a.s.) Efendimizin öz kardeşleri tarafından kuyuya atılmasına kadar uzanan kadim bir imtihan...

​Ne acıdır ki bugün de yeryüzünde kardeş kavgaları körüklenmekte; bizi birbirimize düşürenler keyif sürmekte…

İslam düşmanı şirk düzenleri ve yeryüzünde ilahlık taslayanlar ile mücadele etmek yerine, Cemaat tarikat, dernek, vakıf liderlerinin kendi içlerinde mücadele etmeleri ve bölündükçe bölünmeleri…

Bütün bu tablo karşısında İslami yapılanmaların, ilahiyatçıların, hocaların, önder ve liderlerin bir araya gelip birlikte hareket etmesi gerekirken; ne yazık ki mevki, makam ve Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) ifadesiyle "şöhret hırsının bir afete dönüştüğünü" hüzünle müşahede ediyoruz.

​İşte tam da bu felakete, bu afete işaret etmek; hem kendi nefsimize hem de ahiretimize hayırlı bir şahit bırakmak adına böyle bir kitap hazırlığı içerisindeyiz.

​Niyetimiz halis, gayretimiz kulcadır. Dua ve önerilerinizi bekleriz...

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanagundemi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat