Kahve Kitap
Mahmut Eraslan
Köşe Yazarı
Mahmut Eraslan
 

Hangi Ara Bu Kadar “Uzak” Olduk?

İlahi ihtar en berrak, en duru haliyle karşımızda duruyor: “Ey Allah’ın kulları, kardeş olun!” ​Kitaplar okundu, kürsülerden vaazlar dinlendi, hatta dönüp başkalarına dersler verenler oldu. Bilgi heybemiz ağzına kadar dolu. Gelgelelim, pratik hayata döndüğümüzde karşımıza çıkan manzara tam bir basiret tutulması. ​Kardeşlik hukuku yeniden yazılmaya; kurumsal veya şahsi karakterlere göre yeniden formüle edilmeye, tabiri caizse yeni "kardeşlik sözleşmeleri" uydurulmaya çalışılıyor. Aynı sokakta hizmet veren kardeş kurumlar, aynı binayı paylaşan insanlar ayrı yönlere bakmaya başladılar. Suratlar asılıyor, tavırlar değişiyor; Müslümanlar birbirlerine selam vermekten bile imtina ediyorlar. İslam medeniyetinin temelini oluşturan Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sünneti, müminler arasındaki ilişkileri "kardeşlik" potasında eriterek en ideal ölçüyü ortaya koymuştur. Ne var ki günümüz insan ilişkilerinde sıkça rastlanan en büyük paradokslardan biri; bu ilahi ölçüyü kendi nefsinde çiğneyen, ihmal eden ve kardeşlerini inciten bireylerin, dönüp aynı insanlardan mutlak bir bağlılık ve itaat beklemesidir. Kendisi rehbere uymayan birinin, başkalarına rehberlik etme iddiası ne kadar samimidir? ​"O Varsa Ben Yokum!" Anlayışı ​Kalplerden sökülüp atılamayan bu nefreti içimize kim ekti? Düne kadar omuz omuza, aynı ideal uğruna yol yürüyenler, yollarını ayırınca düne kadar "kardeşim" dediği kişilerin arkasından veryansın ediyor; gıybete, dedikoduya, hatta fütursuzca iftiralara sarılıyor. ​Peki, neden böyle oldu? İlahi hükme, ilahi rızaya rağmen nedir bu benlik, nedir bu bencillik? ​Artık kitaba uymak yerine, kitabı kendimize uydurmak daha cazip geliyor anlaşılan. Herkesin kendine göre bir "farklı okuması" ve uygulaması var. Kişiler ve kurumlar kendilerince bir kardeşlik hukuku belirliyor: “Ya benim dediğim şekilde kardeş oluruz ya benden uzak ol ya da ben senden uzak olayım.” Peki, bir insan hem ilahi ölçüyü ihmal edip hem de nasıl böylesi bir beklenti içine girebilir? Bu paradoksun arkasında üç temel psikolojik ve manevi hastalık yatmaktadır: Nefis Körlüğü: Kişi, kendi hatalarını, kırdığı kalpleri ve çiğnediği hakları görmezden gelme konusunda ustalaşır. Kendi ihlallerine her zaman "haklı bir gerekçe" üretirken, muhataplarından kusursuz bir teslimiyet bekler. Makam ve Güç Yanılgısı: Sahip olunan yaş, statü, tecrübe veya yönetim gücü, bireyde kuralların üstünde olduğu algısını olabilir. Oysa İslam ahlakında büyüklük veya yöneticilik bir imtiyaz kapısı değil; daha fazla tevazu ve sorumluluk yükleyen bir ateşten gömlektir. Biçimsel Dindarlık: Dinin sadece şekilsel yönünü alıp, muamele ve ahlak boyutunu göz ardı edenler, dindarlığı başkaları üzerinde bir hak iddia etme mekanizması olarak görürler. Kardeşlik hukukunu gözetmeyen bir dindarlık anlayışı, içi boşalmış bir kabuktan ibarettir. Kendi yürümediği yola başkalarını çağıran, riayet etmediği teraziyle başkalarını tartmaya kalkan her anlayış mahkum olmaya mecburdur. İlahi ölçüye, Kur'an'ın adaletine ve sünnetin nezaketine sadakat göstermeyenlerin, kullardan sadakat ve hürmet beklemeye ne vicdani ne de ahlaki bir hakkı vardır. Gönülleri kazanmanın ve insanları bir amaca bende etmenin yolu, dille kurulan tahakküm cümlelerinden değil; hal diliyle sergilenen adalet ve şefkatten geçer. Kardeşini üzen, ölçüyü bozan ve hukuku çiğneyenler bilmelidir ki; saygı ve itaat istenerek alınan bir imtiyaz değil, hak edilerek kazanılan manevi bir lütuftur. Kendisine uyulmasını isteyen kişi, önce uyulmaya değer bir ahlakın aynası olmak zorundadır. Mizan kurulduğunda, o kaçışın olmadığı dehşetli hesap gününde gerçekler bir bir önümüze döküldüğünde ne diyeceğiz? Hangi cemaat argümanı, hangi kişisel kırgınlık, hangi "Ama o da şöyle yapmıştı..." savunması bizi o çetin ilahi hesaptan kurtarabilir? Nasıl cevap vereceğiz? Kuran ve hadis ışığında nasıl anlam yükleyeceğiz kardeşliğimize, hangi pazarlıklalara gireceğiz, hangi şartları şart koşacağız birbirimize? Müslümanların bu halini gören insanlar hangi sohbete, hangi muhabbete, hangi kardeşliğe gelecek; kime "kardeş" diyecek? ​Davet ettiğimiz o yüce ahlaka, o samimi arkadaşlığa kaç kişi dönüp olumlu cevap verir? Kendi içinde barışı sağlayamamış, birbirinin kuyusunu kazan insanları kim ciddiye alır da arkalarından gider? ​Kelimelerimiz ne kadar süslü olursa olsun, halimiz yalan söylüyorsa kimseyi inandıramayız. Biz birbirimizi sevemezken, dünyadan bizi sevmesini ve bize saygı duymasını beklemek beyhude bir hayaldir. ​Yazının burasına gelindiğinde herkes zihninde birilerini suçlamaya, faturayı başkalarına kesmeye hazırdır muhtemelen. ​Ama hayır... ​Şimdi gel, hep birlikte o hakikat aynasına bakalım ve soralım kendimize: Kalbine bir bak; kaç kardeşine kalın duvarlar ördün, araya aşılmaz mesafeler koydun? ​Ve en acısı... Bunu gerçekten Allah rızası için mi yaptın, yoksa sadece incinen gururun, tatmin olmayan nefsin için mi? ​Cevabı başkasına değil; sadece kalbine ve seni her an izleyen Rabbine ver. Yol yakınken, henüz hesap defterleri kapanmamışken... ​     ​ ​ ​
Ekleme Tarihi: 06 Haziran 2026 -Cumartesi
Mahmut Eraslan

Hangi Ara Bu Kadar “Uzak” Olduk?

İlahi ihtar en berrak, en duru haliyle karşımızda duruyor: “Ey Allah’ın kulları, kardeş olun!”

​Kitaplar okundu, kürsülerden vaazlar dinlendi, hatta dönüp başkalarına dersler verenler oldu. Bilgi heybemiz ağzına kadar dolu. Gelgelelim, pratik hayata döndüğümüzde karşımıza çıkan manzara tam bir basiret tutulması.

​Kardeşlik hukuku yeniden yazılmaya; kurumsal veya şahsi karakterlere göre yeniden formüle edilmeye, tabiri caizse yeni "kardeşlik sözleşmeleri" uydurulmaya çalışılıyor. Aynı sokakta hizmet veren kardeş kurumlar, aynı binayı paylaşan insanlar ayrı yönlere bakmaya başladılar. Suratlar asılıyor, tavırlar değişiyor; Müslümanlar birbirlerine selam vermekten bile imtina ediyorlar.

İslam medeniyetinin temelini oluşturan Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sünneti, müminler arasındaki ilişkileri "kardeşlik" potasında eriterek en ideal ölçüyü ortaya koymuştur. Ne var ki günümüz insan ilişkilerinde sıkça rastlanan en büyük paradokslardan biri; bu ilahi ölçüyü kendi nefsinde çiğneyen, ihmal eden ve kardeşlerini inciten bireylerin, dönüp aynı insanlardan mutlak bir bağlılık ve itaat beklemesidir. Kendisi rehbere uymayan birinin, başkalarına rehberlik etme iddiası ne kadar samimidir?

​"O Varsa Ben Yokum!" Anlayışı

​Kalplerden sökülüp atılamayan bu nefreti içimize kim ekti? Düne kadar omuz omuza, aynı ideal uğruna yol yürüyenler, yollarını ayırınca düne kadar "kardeşim" dediği kişilerin arkasından veryansın ediyor; gıybete, dedikoduya, hatta fütursuzca iftiralara sarılıyor.

​Peki, neden böyle oldu? İlahi hükme, ilahi rızaya rağmen nedir bu benlik, nedir bu bencillik?

​Artık kitaba uymak yerine, kitabı kendimize uydurmak daha cazip geliyor anlaşılan. Herkesin kendine göre bir "farklı okuması" ve uygulaması var. Kişiler ve kurumlar kendilerince bir kardeşlik hukuku belirliyor: “Ya benim dediğim şekilde kardeş oluruz ya benden uzak ol ya da ben senden uzak olayım.”

Peki, bir insan hem ilahi ölçüyü ihmal edip hem de nasıl böylesi bir beklenti içine girebilir? Bu paradoksun arkasında üç temel psikolojik ve manevi hastalık yatmaktadır:

Nefis Körlüğü: Kişi, kendi hatalarını, kırdığı kalpleri ve çiğnediği hakları görmezden gelme konusunda ustalaşır. Kendi ihlallerine her zaman "haklı bir gerekçe" üretirken, muhataplarından kusursuz bir teslimiyet bekler.

Makam ve Güç Yanılgısı: Sahip olunan yaş, statü, tecrübe veya yönetim gücü, bireyde kuralların üstünde olduğu algısını olabilir. Oysa İslam ahlakında büyüklük veya yöneticilik bir imtiyaz kapısı değil; daha fazla tevazu ve sorumluluk yükleyen bir ateşten gömlektir.

Biçimsel Dindarlık: Dinin sadece şekilsel yönünü alıp, muamele ve ahlak boyutunu göz ardı edenler, dindarlığı başkaları üzerinde bir hak iddia etme mekanizması olarak görürler. Kardeşlik hukukunu gözetmeyen bir dindarlık anlayışı, içi boşalmış bir kabuktan ibarettir.

Kendi yürümediği yola başkalarını çağıran, riayet etmediği teraziyle başkalarını tartmaya kalkan her anlayış mahkum olmaya mecburdur. İlahi ölçüye, Kur'an'ın adaletine ve sünnetin nezaketine sadakat göstermeyenlerin, kullardan sadakat ve hürmet beklemeye ne vicdani ne de ahlaki bir hakkı vardır.

Gönülleri kazanmanın ve insanları bir amaca bende etmenin yolu, dille kurulan tahakküm cümlelerinden değil; hal diliyle sergilenen adalet ve şefkatten geçer. Kardeşini üzen, ölçüyü bozan ve hukuku çiğneyenler bilmelidir ki; saygı ve itaat istenerek alınan bir imtiyaz değil, hak edilerek kazanılan manevi bir lütuftur. Kendisine uyulmasını isteyen kişi, önce uyulmaya değer bir ahlakın aynası olmak zorundadır.

Mizan kurulduğunda, o kaçışın olmadığı dehşetli hesap gününde gerçekler bir bir önümüze döküldüğünde ne diyeceğiz? Hangi cemaat argümanı, hangi kişisel kırgınlık, hangi "Ama o da şöyle yapmıştı..." savunması bizi o çetin ilahi hesaptan kurtarabilir? Nasıl cevap vereceğiz?

Kuran ve hadis ışığında nasıl anlam yükleyeceğiz kardeşliğimize, hangi pazarlıklalara gireceğiz, hangi şartları şart koşacağız birbirimize?

Müslümanların bu halini gören insanlar hangi sohbete, hangi muhabbete, hangi kardeşliğe gelecek; kime "kardeş" diyecek?

​Davet ettiğimiz o yüce ahlaka, o samimi arkadaşlığa kaç kişi dönüp olumlu cevap verir? Kendi içinde barışı sağlayamamış, birbirinin kuyusunu kazan insanları kim ciddiye alır da arkalarından gider?

​Kelimelerimiz ne kadar süslü olursa olsun, halimiz yalan söylüyorsa kimseyi inandıramayız. Biz birbirimizi sevemezken, dünyadan bizi sevmesini ve bize saygı duymasını beklemek beyhude bir hayaldir.

​Yazının burasına gelindiğinde herkes zihninde birilerini suçlamaya, faturayı başkalarına kesmeye hazırdır muhtemelen.

​Ama hayır...

​Şimdi gel, hep birlikte o hakikat aynasına bakalım ve soralım kendimize: Kalbine bir bak; kaç kardeşine kalın duvarlar ördün, araya aşılmaz mesafeler koydun?

​Ve en acısı... Bunu gerçekten Allah rızası için mi yaptın, yoksa sadece incinen gururun, tatmin olmayan nefsin için mi?

​Cevabı başkasına değil; sadece kalbine ve seni her an izleyen Rabbine ver. Yol yakınken, henüz hesap defterleri kapanmamışken...

 

 

​ ​

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanagundemi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat