Küresel markaların yerel pazarlardaki reklam stratejileri, sadece ticari bir tercih değil, aynı zamanda sosyolojik bir müdahale aracı olarak tartışma konusu haline gelmiştir. Bu tartışmaların odağında yer alan son örnek ise beyaz eşya devi Bosch’un Türkiye’deki reklam dili oldu. Sosyal medyada büyük bir tepki dalgasına yol açan "köpek annesi" temalı içerikler, toplumun temel taşı olan aile yapısı ve "annelik" makamı üzerinden ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
Bosch’un Almanya, İngiltere, Amerika veya İspanya gibi ülkelerdeki reklam kampanyalarına bakıldığında; çocukların, geniş ailelerin, büyükanne ve büyükbabaların sıcak bir aile tablosu içinde yer aldığı görülmektedir. Batı ülkelerinde "geleneksel aile" vurgusuyla güven tazelenirken, Türkiye özelinde "anne" figürünün bir evcil hayvan sahibiyle özdeşleştirilmesi tesadüf müdür?
Bu durum akıllara, uluslararası medya kuruluşlarının (örneğin DW) farklı ülkelerdeki zıt yayın politikalarını getiriyor. Bir ülkede "kötü" veya "riskli" olarak nitelenen olguların, Türkiye pazarında "modernlik" adı altında özendirilmesi, akıllara şu soruyu getiriyor: Markalar, Türk aile yapısını ve çocuk kavramını hedef mi alıyor?
Evcil hayvan sevgisi ile "annelik" gibi kutsal ve biyolojik bir sorumluluğu aynı kefeye koymak, her şeyden önce çocuk sahibi olan annelere yapılmış bir saygısızlıktır. Bir kadına, sırf köpek sahibi olduğu için "Anne" ünvanı verilerek Anneler Günü’nün bu şekilde kutlanması, kasıtlı bir kültürel aşınma çabası olarak değerlendirilmektedir. Hayvan sevgisi takdir edilecek bir duygu olsa da, bunun aile kurumunun ve çocuk yetiştirmenin alternatifiymiş gibi sunulması kabul edilemez.
Türkiye’nin "en az 3 çocuk" ve geniş aile yapısını teşvik ettiği, aile kurumunu korumak için devlet düzeyinde adımların atıldığı bir dönemde; reklam dünyasının bu politikalara tam zıt bir rota izlemesi düşündürücüdür. Toplumun her seferinde sosyal medya üzerinden teyakküza geçerek tepki vermesi yerine, ilgili kurumların ve denetleme mekanizmalarının bu tür "kültürel dezenformasyon" içeren içeriklere karşı daha proaktif bir duruş sergilemesi beklenmektedir.
Tüketici, artık sadece ürün kalitesine değil, markanın kendi değerlerine olan saygısına da bakıyor. Sosyal medyadaki yankılar gösteriyor ki; çocuklarını köpekten üstün gören, aileyi ve anneliği değersizleştiren bu tür yaklaşımlar, markaya sadakati bitirecektir…
Evlilik ve üç çocuk konusu gündem ve teşvik edildiği bir süreçte, aile kavramının içini boşaltan reklam şirketleri ve onlara onay veren firmalar mercek altına alınmalıdır. "Köpek annesi" kavramını dayatanlara verilecek en büyük cevap, o markayı ailelerin kapısından içeri sokmamaktır.

