Kahve Kitap
Mahmut Eraslan
Köşe Yazarı
Mahmut Eraslan
 

RTÜK’e Ve Siyasete Açık Mektup: Bu Çığlığı Duyun!

Adana Büyük Aile Platformu (ABAP) ve Türkiye genelinde birçok sivil toplum kuruluşu, vakıf ve derneğin katılımıyla yükselen "Temiz Ekran" çığlığı, aslında uzun süredir dipte biriken bir toplumsal rahatsızlığın somut bir manifestosudur. RTÜK başta olmak üzere tüm yetkililere yapılan bu çağrı, akıllara şu haklı soruyu getirmektedir: “Mevcut siyasi iradenin aile yapısını koruma vizyonu ortadayken, ülkeyi yönetenlerin insana, topluma ve inanç değerlerine bakışı belliyken ve en önemlisi bunları denetleyen resmi bir kurum (RTÜK) varken, neden hâlâ bu tür kitlesel eylemlere ve feryatlara gerek duyuluyor?” ​Bu sorunun cevabı; yasal düzenlemelerin hızının, dijital ve görsel medyanın yozlaştırıcı hızına yetişememesinde ve meselenin artık sadece bir "yayın akışı" problemi olmaktan çıkıp bir "kültürel güvenlik" sorununa dönüşmesinde saklıdır. ​Geleneksel savaş yöntemleri çağ değiştirmiştir. Modern Dünyanın yeni silahı ekranlar ve ceplerimizdeki tehdittir. Tarihte inancımızı, kültürümüzü ve coğrafyamızı hedef alan Haçlı zihniyeti, bugün artık tankla, tüfekle ya da uçakla kapımıza dayanmıyor. Bugünün kuşatması çok daha sinsice, çok daha nüfuz edici ve ne yazık ki çok daha maliyetsizdir: Ekranlar ve ceplerimizdeki akıllı telefonlar vasıtasıyla evlerimizin başköşesindeler. ​Bir toplumun savunma hattı ordusundan ziyade ailesidir. Aile çöktüğünde, geride savunulacak bir devlet ya da millet bilinci kalmaz. Bugün sosyal medya platformları ve televizyon ekranları, tam olarak bu kaleyi içten yıkmaya programlanmış birer kültürel operasyon aparatına dönüşmüş durumdadır. ​Cumhurbaşkanlığı düzeyinde "aile yılı" ilan edilmesi, nüfusun korunması adına "en az 3 çocuk" çağrılarının yinelenmesi, devletin en üst kademesinin bu konudaki hassasiyetini göstermektedir. Ancak sahada, yani her gün milyonların izlediği ekranlarda durum tam tersi bir istikamette ilerlemektedir: ​Sabah ve Gündüz Kuşakları: Çarpık ilişkilerin, aile içi ihanetlerin, ahlaki sınırları zorlayan müstehcenliğin "normalleştirilerek" her sabah evlerin içine servis edilmesi, toplumsal bağışıklık sistemimizi çökertmektedir. ​Gençlerin önüne rol model olarak konulan mafyatik karakterler, silaha ve şiddete özenen bir nesil üretmektedir. Son dönemde Urfa ve Kahramanmaraş gibi şehirlerimizde okullarda yaşanan, geleceğimiz olan evlatlarımızı hedef alan vahşi saldırılar, ekranlarda her gün meşrulaştırılan o "silahlı, kuralsız, feodal" dünyanın sokaktaki yansımasından başka bir şey değildir. ​Gençler, yaşlılar ve tüm bir toplum, reyting uğruna ekranlarda ifşa edilmekte, mahremiyet ayaklar altına alınmaktadır. Denetim Mekanizmaları Neden Geç Kalıyor? ​Peki, neden gecikiyoruz? Devletin ve denetleyici kurumların varlığına rağmen bu başıboşluk neden engellenemiyor? ​Bunun temel sebebi, küresel medya endüstrisinin ve dijital platformların sunduğu "özgürlük" kılıfı altındaki dayatmalardır. Kapitalizmin "reyting ve kâr" hırsı, bürokratik denetim süreçlerinden daha hızlı hareket etmektedir. Mevcut cezalar, bu programların getirdiği devasa reklam gelirlerinin yanında devede kulak kalmakta, yayıncı kuruluşlar cezayı ödeyip yozlaştırmaya kaldığı yerden devam etmektedir. ​İşte tam da bu yüzden sivil toplumun sesini yükseltmesine gerek vardır. Toplumsal talep ve refleks ne kadar güçlü olursa, bürokrasinin ve siyasetin hantal çarkları o kadar hızlı döner. ABAP ve paydaşlarının yaptığı eylemler, devlete karşı bir duruş değil; devletin elini güçlendiren, ona toplumsal meşruiyet alanı açan hayati birer destek hamlesidir. "Bizim geleneğimiz, kültürümüz ve inancımız neyi emrediyorsa, ekranların düzeni de ona göre şekillenmelidir." ​Türkiye, kendi kültürel kodlarına, İslam’ın asil ahlak normlarına ve kadim medeniyet değerlerine uygun yeni ve radikal bir medya düzenlemesine muhtaçtır. Bu bir sansür arayışı değil, bir öz savunma mekanizmasıdır. ​Yarım yamalak cezalarla, geçici yayın durdurmalarla bu yangın sönmez. RTÜK ve yasama organı, sivil toplumun bu haklı çığlığına kulak vererek, adeta bir "Kültürel Seferberlik" bilinciyle hareket etmeli ve temiz bir ekranın yasal altyapısını bir an evvel kurmalıdır.
Ekleme Tarihi: 16 Mayıs 2026 -Cumartesi
Mahmut Eraslan

RTÜK’e Ve Siyasete Açık Mektup: Bu Çığlığı Duyun!

Adana Büyük Aile Platformu (ABAP) ve Türkiye genelinde birçok sivil toplum kuruluşu, vakıf ve derneğin katılımıyla yükselen "Temiz Ekran" çığlığı, aslında uzun süredir dipte biriken bir toplumsal rahatsızlığın somut bir manifestosudur. RTÜK başta olmak üzere tüm yetkililere yapılan bu çağrı, akıllara şu haklı soruyu getirmektedir: “Mevcut siyasi iradenin aile yapısını koruma vizyonu ortadayken, ülkeyi yönetenlerin insana, topluma ve inanç değerlerine bakışı belliyken ve en önemlisi bunları denetleyen resmi bir kurum (RTÜK) varken, neden hâlâ bu tür kitlesel eylemlere ve feryatlara gerek duyuluyor?”

​Bu sorunun cevabı; yasal düzenlemelerin hızının, dijital ve görsel medyanın yozlaştırıcı hızına yetişememesinde ve meselenin artık sadece bir "yayın akışı" problemi olmaktan çıkıp bir "kültürel güvenlik" sorununa dönüşmesinde saklıdır.

​Geleneksel savaş yöntemleri çağ değiştirmiştir. Modern Dünyanın yeni silahı ekranlar ve ceplerimizdeki tehdittir.

Tarihte inancımızı, kültürümüzü ve coğrafyamızı hedef alan Haçlı zihniyeti, bugün artık tankla, tüfekle ya da uçakla kapımıza dayanmıyor. Bugünün kuşatması çok daha sinsice, çok daha nüfuz edici ve ne yazık ki çok daha maliyetsizdir: Ekranlar ve ceplerimizdeki akıllı telefonlar vasıtasıyla evlerimizin başköşesindeler.

​Bir toplumun savunma hattı ordusundan ziyade ailesidir. Aile çöktüğünde, geride savunulacak bir devlet ya da millet bilinci kalmaz. Bugün sosyal medya platformları ve televizyon ekranları, tam olarak bu kaleyi içten yıkmaya programlanmış birer kültürel operasyon aparatına dönüşmüş durumdadır.

​Cumhurbaşkanlığı düzeyinde "aile yılı" ilan edilmesi, nüfusun korunması adına "en az 3 çocuk" çağrılarının yinelenmesi, devletin en üst kademesinin bu konudaki hassasiyetini göstermektedir. Ancak sahada, yani her gün milyonların izlediği ekranlarda durum tam tersi bir istikamette ilerlemektedir:

​Sabah ve Gündüz Kuşakları: Çarpık ilişkilerin, aile içi ihanetlerin, ahlaki sınırları zorlayan müstehcenliğin "normalleştirilerek" her sabah evlerin içine servis edilmesi, toplumsal bağışıklık sistemimizi çökertmektedir.

​Gençlerin önüne rol model olarak konulan mafyatik karakterler, silaha ve şiddete özenen bir nesil üretmektedir. Son dönemde Urfa ve Kahramanmaraş gibi şehirlerimizde okullarda yaşanan, geleceğimiz olan evlatlarımızı hedef alan vahşi saldırılar, ekranlarda her gün meşrulaştırılan o "silahlı, kuralsız, feodal" dünyanın sokaktaki yansımasından başka bir şey değildir.

​Gençler, yaşlılar ve tüm bir toplum, reyting uğruna ekranlarda ifşa edilmekte, mahremiyet ayaklar altına alınmaktadır.

Denetim Mekanizmaları Neden Geç Kalıyor?

​Peki, neden gecikiyoruz? Devletin ve denetleyici kurumların varlığına rağmen bu başıboşluk neden engellenemiyor?

​Bunun temel sebebi, küresel medya endüstrisinin ve dijital platformların sunduğu "özgürlük" kılıfı altındaki dayatmalardır. Kapitalizmin "reyting ve kâr" hırsı, bürokratik denetim süreçlerinden daha hızlı hareket etmektedir. Mevcut cezalar, bu programların getirdiği devasa reklam gelirlerinin yanında devede kulak kalmakta, yayıncı kuruluşlar cezayı ödeyip yozlaştırmaya kaldığı yerden devam etmektedir.

​İşte tam da bu yüzden sivil toplumun sesini yükseltmesine gerek vardır. Toplumsal talep ve refleks ne kadar güçlü olursa, bürokrasinin ve siyasetin hantal çarkları o kadar hızlı döner. ABAP ve paydaşlarının yaptığı eylemler, devlete karşı bir duruş değil; devletin elini güçlendiren, ona toplumsal meşruiyet alanı açan hayati birer destek hamlesidir.

"Bizim geleneğimiz, kültürümüz ve inancımız neyi emrediyorsa, ekranların düzeni de ona göre şekillenmelidir."

​Türkiye, kendi kültürel kodlarına, İslam’ın asil ahlak normlarına ve kadim medeniyet değerlerine uygun yeni ve radikal bir medya düzenlemesine muhtaçtır. Bu bir sansür arayışı değil, bir öz savunma mekanizmasıdır.

​Yarım yamalak cezalarla, geçici yayın durdurmalarla bu yangın sönmez. RTÜK ve yasama organı, sivil toplumun bu haklı çığlığına kulak vererek, adeta bir "Kültürel Seferberlik" bilinciyle hareket etmeli ve temiz bir ekranın yasal altyapısını bir an evvel kurmalıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanagundemi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat