Günümüz dünyasında insanoğlu, modernleşme adı altında kendi elleriyle ördüğü soğuk duvarların arasına sıkışıp kalmış durumda. Şehirlerin gri betonları gökyüzüne doğru yükseldikçe, ruhumuzdaki yeşil alanlar daralıyor; binalar devleşirken insan ilişkileri ne yazık ki küçülüyor. Büyük şehirlerin daracık evlerinde boğulmak yerine; toprağımıza, geniş evlerimize ve o sarmalayıcı geniş aile yapımıza dönme vakti gelmiştir.
Betonun soğukluğundan sıyrılıp toprakla yeniden temas etmek, bu iyileşme sürecinin ilk adımıdır.
Toprak dürüsttür; ona ne verirseniz size misliyle onu sunar. Sevgi ve dürüstlük de böyledir; yüreğinize ektiğiniz her iyilik tohumu, er ya da geç çevrenizde filizlenecek bir ormana dönüşecektir, İyilik İçten başlar.
İyi birilerini aramak yerine kendi içimize dönüp bizzat "iyi olanın" kendisi olmalıyız.
Sosyal medyanın parıltılı ama bir o kadar da sahte dünyası, bizi "arkadaş" sayısının çok, samimiyetin ise yok olduğu bir yalnızlığa hapsetti. Ekran kaydırmaktan yorulan parmaklarımız; bir akrabanın elini sıkmanın, bir dostun omzuna dokunmanın o iyileştirici sıcaklığını neredeyse unuttu. "Bir artı bir" dairelerin dar duvarları arasında paylaşılan yalnızlıklar yerine; kalabalık sofraların, bitmek bilmeyen derin sohbetlerin ve kopmaz akrabalık bağlarının huzuruna, dijital yalnızlıktan samimiyetin sıcaklığına sığınmalıyız.
Bugün en büyük sorumluluğumuz; aile kavramını ve akrabalık ilişkilerini köhneleşmiş birer gelenek değil, yaşayan birer değer olarak yeniden inşa etmektir. Temel hedefimiz; anne ve babalarımızı ömürlerinin son demlerinde huzurevlerine emanet etmek değil, onları kendi sıcak yuvamızda, ailemizin merkezinde huzura kavuşturmak olmalıdır. Eskilerin o meşhur samimiyetini bugünün imkânlarıyla harmanlayarak, kuşaklar arası köprüleri her zamankinden daha sağlam hale getirmeliyiz.
Yalnızlaşarak değil yakınlaşarak; yaşlılarımızın dizinin dibinde, onların hikmetli nasihatleriyle yaşamı çok daha anlamlı kılabiliriz.
Evliliğin kutsallığına, ailenin birleştirici gücüne ve inancın sunduğu o derin iç huzura yüzümüzü dönmek için hâlâ geç kalmış sayılmayız. Sahte kimliklerin ve geçici heveslerin yorduğu ruhumuzu, ancak geleneklerimizin ve maneviyatımızın köklü gölgesinde dinlendirebiliriz.
Modern hayatın sunduğu dar kalıplardan çıkıp geniş gönüllere ve köklü aile bağlarına yönelmek bir geri adım değil; aksine, gerçek özgürlüğe doğru atılmış dev bir adımdır. İnsanı ayakta tutan teknolojik imkânlar değil, aidiyet hissettiği kökleridir. Sanal ve sahte sevgilerle değil; samimi bir aile ortamında tazelenerek, manevi değerlerimizle yeniden dirileceğiz.
Sevginin ve saygının hâkim olduğu, değer üreten bir medeniyet için yeniden "Bismillah" demeli ve harekete geçmeliyiz.

