Türkiye’de son yıllarda aile yapısının korunmasına yönelik söylemler ile uygulamaya konulan istihdam politikaları arasındaki derin çelişki, kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açıyor. Bir yanda Cumhurbaşkanı’nın "aile kurumu tehlikede" diyerek ısrarla vurguladığı "en az üç çocuk" çağrısı; diğer yanda ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın, kadınları evden ve aile ortamından uzaklaştıran istihdam projeleri dikkat çekiyor.
Son dönemde kadınların tır şoförlüğü gibi ağır ve meşakkatli iş kollarına teşvik edilmesi, bu çelişkinin en uç örneğini oluşturuyor. Sormak gerekir: Bu ülkede tır şoförlüğü yapacak erkek mi kalmadı? Uzun yol şoförlerinin yaşadığı güvenlik sorunlarından, uykusuz geçen gecelerden ve bu mesleğin getirdiği ağır fiziksel/psikolojik yükten haberdar mısınız? Kadınları bu tür işlere teşvik etmek, "istihdam" adı altında onları evinden ve çocuklarından koparmaktan başka neye hizmet etmektedir?
Sürekli "iş ve istihdam" denilerek dışarıya yönlendirilen, ağır çalışma koşullarına hapsedilen bir kadının; aynı zamanda üç çocuk yapması, onlarla ilgilenmesi ve huzurlu bir yuva kurması ne kadar gerçekçidir?
Hem yoğun çalışma hayatını dayatıp hem de sağlıklı, çok çocuklu bir aile yapısı beklemek bir mantık hatası değil midir?
Kadınların vaktini ve enerjisini bu denli ağır işlerde harcaması, aile kurumunun temel taşı olan "anne" figürünü sarsmaktadır.
Bir yandan(fıkhi) toplu taşımada bir kadının yalnız seyahati dahi tartışılırken, diğer yandan "erkek işi" olarak görülen uzun yol şoförlüğünün teşvik edilmesi?
Neden orta yol bir türlü bulamıyor sürekli uçlarda geziniliyor?
Cumhurbaşkanı’nın aile hassasiyeti ortadayken, Bakanlığın bu hassasiyetle taban tabana zıt adımlar atması düşündürücüdür. Aile kurumunu güçlendirmek için şu soruların cevabı aranmalıdır:
Neden aile konusunda uzman, toplumun manevi değerlerini tanıyan ve bizzat kalabalık aile yapısını tecrübe etmiş isimler bu politikalara yön vermiyor?
Neden aile kurumunun altını oyan "modernist" veya tek tipleştirici yaklaşımlarla çözüm aranıyor?
Kadınları evinden ve asli sorumluluklarından uzaklaştıran politikalarla aile kurumu kalkındıramazsınız. Aileyi korumak istiyorsanız; kadını modern dünyanın ağır iş yükü altında bir "iş gücü objesi" haline getirmek yerine, ona evinde ve çocuklarının başında huzurla durabileceği ekonomik ve sosyal imkanları sağlamalısınız.
Yanlış politikalardan dönülmediği sürece, atılan her adım toplumsal yapımızda daha derin yaralar açmaya devam edecektir.

