Köklerimizden uzaklaştıkça, savruluyoruz. Çocuklarımıza "özgürlük" vaat ederken, onları aslında ruhsuz bir dünyanın, dipsiz bir dijital kuyunun kucağına bıraktık. Artık bir durup düşünmek, kendimize çeki düzen vermek ve en başta aile kalemizi içeriden tahkim etmek zorundayız.
Eğer bir evde anne ve babanın elinden telefon düşmüyorsa, o evde "manevi bir yetimlik" başlıyor demektir. Çocuklarımıza "ekrana bakma" derken biz ekran başında sabahlıyorsak, sözümüzün tesiri kapı eşiğini geçemez.
Biz kendimizi dijital esaretten kurtarıp ailemize, seccademize, kitabımıza ve birbirimizin yüzüne dönmeden, evlatlarımıza doğru yolu gösteremeyiz.
Çocuklarımızın İzledikleri her kare, takip ettikleri her fenomen, abone oldukları her kanal onların tertemiz zihinlerine birer tohum ekiyor. Bu noktada aile içi disiplin, bir baskı aracı değil; bir şefkat kalkanıdır. Kimlerle arkadaşlık ettiklerini, vaktini nerede tükettiklerini bilmek bir ebeveynlik borcudur. Ancak bu düzeni kurarken onlara sadece yasaklar değil, manevi alternatifler sunmalıyız.
İnsan ruhu boşluk kabul etmez; biz iyilikle doldurmazsak, şer odakları o boşluğu mutlaka doldurur. Önümüz yaz; evlatlarımızı sanal alemin sahte kahramanlarından kurtarıp gerçek değerlerle tanıştırmanın tam vaktidir:
Camilerimiz, Kur’an kursları ve köklü vakıflar sadece birer eğitim yeri değil, aynı zamanda birer edep ve adap mektebidir. Çocuklarımızın diz çöküp elifba okuduğu, secdeyle tanıştığı her an, kalplerine atılan bir maneviyat çapasıdır.
Gençlerimizi İHH, Gençlik Merkezleri, AFAD Kızılay ve Yeşilay gibi kendilerinden emin olduğumuz dernek vakıf gibi yerlere yönlendirilebiliriz.
Bir yetimin başını okşamanın, yaşlı bir amcaya yardım etmenin, doğayı korumanın verdiği o iç huzuru tatmalılar. İyiliği yaşayarak öğrenen çocuk, kötülüğe karşı bağışıklık kazanır.
Güvenilir, disiplinli ve manevi iklimi yüksek yatılı kurslar veya gençlik kampları; çocuklarımıza ekranlardan uzak, akranlarıyla paylaşmayı ve dayanışmayı öğreten birer okul gibidir. Kendi iç dünyalarına dönmeleri için onlara bu imkânları biz sunmalıyız.
Sanal dünyanın pırıltılı ama içi boş dünyasından çocuklarımızı çekip çıkaralım. Onları iyilikle, ibadetle, hizmetle ve en önemlisi bizim şefkatli rehberliğimizle buluşturalım. Unutmayalım; biz yetiştirmezsek, dijital dünya öğütecektir. Şimdi silkiniş ve öze dönüş vaktidir.

