Kahve Kitap
Mahmut Eraslan
Köşe Yazarı
Mahmut Eraslan
 

Dünya Kupası'na Veda Ettik!

A Milli Futbol Takımımızın 2026 FIFA Dünya Kupası Elemeleri kapsamında Avustralya ile oynadığı ve sabahın erken saatlerinde (07:00) gerçekleşen kritik maça binlerce taraftar erken saatlerde parklarda ve evlerinde maça kilitlenmiş olsa da maalesef sahadan 1-0 mağlubiyetle ayrıldık. Kitleleri peşinden sürükleyen bir futbol maçının sabahın erken saatlerinde tüm ülkeyi ekran başına kilitlemesi, milyonların aynı anda sevinip aynı anda hüzne boğulması ya da hayatın merkezine konulan sınav maratonlarında dökülen terler, modern insanın "adanmışlık" potansiyelini gözler önüne seriyor. İnsan, hedeflediği bir dünyalık için uykusundan, konforundan, hatta sağlığından vazgeçebiliyor. Elbette spor, sosyal hayat, eğitim ve kültürel etkinlikler hayatın yadsınamaz birer parçasıdır. Ancak bu manzaraya manevi bir basiretle bakıldığında, zihinleri ve kalpleri tırmalayan o sarsıcı soru açığa çıkıyor: Dünyevi bir kupa için, geçici bir unvan için gösterilen bu muazzam gayret, neden ebedi olan, ebedi kalacak olan ahiret yurdu için gösterilmiyor? Sahalardaki elenmelere ağlayan insanlık, asıl "büyük elenme" olan ahireti kaybetme riski karşısında neden bu kadar kayıtsız? ​​İnsanın en büyük imtihanı, görerek inandığı dünyaya, gayb olan ahiretten daha fazla meyil etmesidir. Modern hayat, insan nefsini "hız ve haz" ile besliyor Sınavın sonucu birkaç ay sonra bellidir, maçın skoru doksan dakikanın sonunda ilan edilir. Dünyevi kazanç da kayıp da sıcaktır, peşindir, gözle görülür. Kul, kalbini bu peşin olana kaptırdığında, vadeli olan ebedi saadeti arka plana itiyor. ​Oysa ahiret hayatı, derin bir iman, sabır ve istikrar ister. Kur’an-ı Kerim’in sarih bir dille ifade ettiği, "Hayır, siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz" (Kıyame, 20-21) ayeti, tam olarak bugünün insanının psikolojisini özetler. Geçici olanın cazibesi, kalpteki ebediyet algısını köreltmekte; insan, gözünün önündeki mumu güneş sanarak ebedi nurdan mahrum kalmaktadır. ​​Kitlelerin aynı amaç etrafında bir araya gelmesi, stadyumları dolduran ya da sınav kapılarında biriken milyonların enerjisi, insandaki "aidiyet" hissini körüklüyor. Modern dünya, görünür olanı, alkışlananı ve kalabalıklar içinde kaybolmayı kutsuyor. Dünyevi başarılar toplumsal bir kabul görür, tebrik edilir, vitrinlere taşınır. ​Maneviyat ise sessizdir. O, kalbin derinliklerinde, kul ile Rabbi arasında, riyadan ve gösterişten uzak bir iklimde yeşerir. Kitlelerin coşkusuna kapılarak dünyalıklar için tek yürek olan insan, seccadesinin başında Rabbine yöneleceği o tenhalığı bulmakta zorlanmaktadır. İhlasın ve sessiz yakarışın yerini, kalabalıkların gürültülü alkışları aldıkça, ruhun derinliklerindeki manevi açlık da hüsranla sonuçlanıyor… ​​Bugünün dünyası, insanı saniyeler bile boş bırakmayacak bir meşguliyet mekanizması üretmiştir. Sabahın erken saatindeki bir maç, ardından gelen bir sınav, geçim kaygısı, kariyer basamakları derken insan beyni sürekli yapılandırılmış bir telaş içindedir. Bu bitmek bilmeyen koşturmaca, aslında insanın en büyük kaçış rampasıdır: Ölümü ve ötesini düşünmemek için kuşanılan bir "gaflet" zırhı. ​İnsan, sonucundan korktuğu, sorumluluğunu taşımaktan çekindiği ebedi alem için plan ve program yapmaktan kaçınıyor. Kendini dünyevi gailelerin kollarına bırakarak adeta bir illüzyonun içinde yaşıyor. Oysa her sınav salonu, her tribün dağılışı, asıl büyük mahşer meydanının, herkesin tek başına hesap vereceği o günün sessiz birer provasıdır. ​​İslam’ın insana sunduğu ufuk, dünyadan el etek çekmek değil; dünyayı elinde tutup kalbine sokmamaktır. Ülkesinin başarısıyla heyecanlanmak, evlatlarının istikbali için sınav kapılarında ter dökmek insani birer reflekstir. Sorun bu reflekslerde değil, bu çabayı gösteren insanın, kendi ruhunun sonsuz istikbali için hiçbir planlama yapmamasındadır. ​Bugün tribünleri dolduran, ekran başına kilitlenen, sınav kağıtları üzerinde ömür tüketen insanın içindeki o muazzam "odaklanma, adanma ve çaba gösterme" potansiyeli, aslında onda manevi bir cevherin varlığına delildir. Muhtaç olduğumuz tek şey; geçici ekranlardan, fani skorlardan başımızı kaldırıp, kalbimizin yönünü asıl vizyona, bizi sonsuza dek hüsrandan koruyacak olan manevi yatırıma çevirmektir. Unutulmamalıdır ki, dünya kupalarından elenmek geçici bir üzüntüdür; ancak ahiret mizanında elenmek, ebedi bir hüsrandır.
Ekleme Tarihi: 20 Haziran 2026 -Cumartesi
Mahmut Eraslan

Dünya Kupası'na Veda Ettik!

A Milli Futbol Takımımızın 2026 FIFA Dünya Kupası Elemeleri kapsamında Avustralya ile oynadığı ve sabahın erken saatlerinde (07:00) gerçekleşen kritik maça binlerce taraftar erken saatlerde parklarda ve evlerinde maça kilitlenmiş olsa da maalesef sahadan 1-0 mağlubiyetle ayrıldık.

Kitleleri peşinden sürükleyen bir futbol maçının sabahın erken saatlerinde tüm ülkeyi ekran başına kilitlemesi, milyonların aynı anda sevinip aynı anda hüzne boğulması ya da hayatın merkezine konulan sınav maratonlarında dökülen terler, modern insanın "adanmışlık" potansiyelini gözler önüne seriyor. İnsan, hedeflediği bir dünyalık için uykusundan, konforundan, hatta sağlığından vazgeçebiliyor.

Elbette spor, sosyal hayat, eğitim ve kültürel etkinlikler hayatın yadsınamaz birer parçasıdır. Ancak bu manzaraya manevi bir basiretle bakıldığında, zihinleri ve kalpleri tırmalayan o sarsıcı soru açığa çıkıyor: Dünyevi bir kupa için, geçici bir unvan için gösterilen bu muazzam gayret, neden ebedi olan, ebedi kalacak olan ahiret yurdu için gösterilmiyor? Sahalardaki elenmelere ağlayan insanlık, asıl "büyük elenme" olan ahireti kaybetme riski karşısında neden bu kadar kayıtsız?

​​İnsanın en büyük imtihanı, görerek inandığı dünyaya, gayb olan ahiretten daha fazla meyil etmesidir. Modern hayat, insan nefsini "hız ve haz" ile besliyor

Sınavın sonucu birkaç ay sonra bellidir, maçın skoru doksan dakikanın sonunda ilan edilir. Dünyevi kazanç da kayıp da sıcaktır, peşindir, gözle görülür. Kul, kalbini bu peşin olana kaptırdığında, vadeli olan ebedi saadeti arka plana itiyor.

​Oysa ahiret hayatı, derin bir iman, sabır ve istikrar ister. Kur’an-ı Kerim’in sarih bir dille ifade ettiği, "Hayır, siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz" (Kıyame, 20-21) ayeti, tam olarak bugünün insanının psikolojisini özetler. Geçici olanın cazibesi, kalpteki ebediyet algısını köreltmekte; insan, gözünün önündeki mumu güneş sanarak ebedi nurdan mahrum kalmaktadır.

​​Kitlelerin aynı amaç etrafında bir araya gelmesi, stadyumları dolduran ya da sınav kapılarında biriken milyonların enerjisi, insandaki "aidiyet" hissini körüklüyor. Modern dünya, görünür olanı, alkışlananı ve kalabalıklar içinde kaybolmayı kutsuyor. Dünyevi başarılar toplumsal bir kabul görür, tebrik edilir, vitrinlere taşınır.

​Maneviyat ise sessizdir. O, kalbin derinliklerinde, kul ile Rabbi arasında, riyadan ve gösterişten uzak bir iklimde yeşerir. Kitlelerin coşkusuna kapılarak dünyalıklar için tek yürek olan insan, seccadesinin başında Rabbine yöneleceği o tenhalığı bulmakta zorlanmaktadır. İhlasın ve sessiz yakarışın yerini, kalabalıkların gürültülü alkışları aldıkça, ruhun derinliklerindeki manevi açlık da hüsranla sonuçlanıyor…

​​Bugünün dünyası, insanı saniyeler bile boş bırakmayacak bir meşguliyet mekanizması üretmiştir. Sabahın erken saatindeki bir maç, ardından gelen bir sınav, geçim kaygısı, kariyer basamakları derken insan beyni sürekli yapılandırılmış bir telaş içindedir. Bu bitmek bilmeyen koşturmaca, aslında insanın en büyük kaçış rampasıdır: Ölümü ve ötesini düşünmemek için kuşanılan bir "gaflet" zırhı.

​İnsan, sonucundan korktuğu, sorumluluğunu taşımaktan çekindiği ebedi alem için plan ve program yapmaktan kaçınıyor. Kendini dünyevi gailelerin kollarına bırakarak adeta bir illüzyonun içinde yaşıyor. Oysa her sınav salonu, her tribün dağılışı, asıl büyük mahşer meydanının, herkesin tek başına hesap vereceği o günün sessiz birer provasıdır.

​​İslam’ın insana sunduğu ufuk, dünyadan el etek çekmek değil; dünyayı elinde tutup kalbine sokmamaktır.

Ülkesinin başarısıyla heyecanlanmak, evlatlarının istikbali için sınav kapılarında ter dökmek insani birer reflekstir. Sorun bu reflekslerde değil, bu çabayı gösteren insanın, kendi ruhunun sonsuz istikbali için hiçbir planlama yapmamasındadır.

​Bugün tribünleri dolduran, ekran başına kilitlenen, sınav kağıtları üzerinde ömür tüketen insanın içindeki o muazzam "odaklanma, adanma ve çaba gösterme" potansiyeli, aslında onda manevi bir cevherin varlığına delildir. Muhtaç olduğumuz tek şey; geçici ekranlardan, fani skorlardan başımızı kaldırıp, kalbimizin yönünü asıl vizyona, bizi sonsuza dek hüsrandan koruyacak olan manevi yatırıma çevirmektir. Unutulmamalıdır ki, dünya kupalarından elenmek geçici bir üzüntüdür; ancak ahiret mizanında elenmek, ebedi bir hüsrandır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanagundemi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat