Kahve Kitap
Mahmut Eraslan
Köşe Yazarı
Mahmut Eraslan
 

Oynama şıkıdım şıkıdım!

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyaya yansıyan bir AK Parti gençlik programı görüntüsü, sadece bir eğlence anı olarak geçiştirilemeyecek kadar derin bir sosyolojik tartışmanın fitilini ateşledi. Gençlerin o coşkulu, "şıkıdım şıkıdım" oynama halleri, izleyen birçok kesimde sert bir eleştiri dalgasına yol açarken ister istemez zihinlerde aynı soruyu doğurdu: "Hayal edilen, uğruna mücadele verilen dindar gençlik bu mu?" ​Elbette gençlik doğası gereği enerjiktir; sosyal aktiviteler, kültürel etkinlikler, spor ve sanat bu enerjinin doğru yere kanalize edilmesi için şarttır. Kimse gençlerden hayattan kopuk, sürekli asık suratlı birer yetişkin gibi davranmalarını bekleyemez. Ancak asıl tehlike, bu etkinliklerin kendisinin bir amaç haline gelmesi ve işin özü olan manevi-ahlaki boyutun tamamen ıskalanmasıdır. ​Bizi biz yapan, bizi bu topraklara ve bu medeniyete bağlayan köklü bir kimliğimiz var. Bu kimliğin harcı ise adaletle, dürüstlükle, kul hakkı hassasiyetiyle ve yüksek bir ahlak bilinciyle karılmıştır. Evet, gençler oynuyor; ama asıl mesele onların bir salonda ritim tutması değil; bizim toplum, siyaset ve camia olarak nelerin üzerinde, kimlerin geleceğiyle oynadığımız meselesidir. Gençliğin aklıyla, ahlakıyla, samimiyetiyle oynuyoruz; işte tehlikeli olan, bizi başladığımız noktadan fersah fersah uzaklaştıran tam olarak budur. ​ ​Eğer bir taraftan dindar gençlik temennisinde bulunup, diğer taraftan o gençliğin önüne sadece popüler kültürün dindarlaştırılmış veya muhafazakarlaştırılmış bir kopyasını koyarsak, ortaya ne yazık ki "kimliksiz bir şekilcilik" çıkıyor. Gençlik, büyüklerinin sadece söylemlerine değil, eylemlerine ve kurdukları düzene bakar. Biz onlara sadece "eğlence zeminleri" hazırlar; ahlak ve maneviyat zeminini liyakatsizlikle, adam kayırmayla, dünyevileşmeyle çürütürsek, kendi elimizle kendi geleceğimizi tüketmiş oluruz. ​AK Parti dönemiyle birlikte bu ülkede yapısal anlamda tarihi dönüşümler yaşandığı yadsınamaz bir gerçektir. Bir dönemin en büyük yarası olan başörtüsü yasağı tarih olmuş; bugün başörtülü kadınlarımız okullarına özgürce gidebilmekte, kamuda ve karar mekanizmalarında görev alabilmektedir. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu niceliksel başarıların gölgesinde kalan derin bir safiyet ve öz kaybı ile karşı karşıyayız. Dün meydanlarda hak mücadelesi verirken sorulan sorular ile bugün gelinen noktada sorulması gereken sorular tamamen yön değiştirmiştir: ​Dün: "Başörtülü bir doktor, polis, hakim veya savcı görev yapabilir mi?" diye mücadele veriliyordu. ​Bugün: "Başörtülü doktorumuz iyi ve merhametli mi? Başörtülü hakimimiz, savcımız, polisimiz adil mi? Kamusal alanda yer bulan dindar kadrolar liyakatli mi?" sorusu hayati önem taşıyor. ​Aynı durum sakalıyla, sarığıyla görünür olan erkekler için de geçerlidir. Bugün sakallı tüccarlarımız, bürokratlarımız var; peki, ne kadar dürüst ve güvenilirler? Biçimsel olarak kazanılan mevziler, ahlaki ve kalbi olarak tahkim edilmediğinde geriye sadece içi boşalmış birer şekilcilik kalmaktadır. ​Bu toplumsal dönüşümün içinde dernekler, vakıflar, tarikatlar ve cemaatler de kendi alanlarında "kardeşlikten", "sohbetten" ve dayanışmadan bahsediyorlar. Evet, kendi içlerinde, kendi kliklerinde bir dayanışma sergiledikleri muhakkak. Ancak dışarıya sızan manzara gerçek bir İslam kardeşliği mi, yoksa dar bir grup çıkarcılığı ve kör bir taassup mu? ​İslam’ın evrensel adalet anlayışı, sadece "bizden olana" şefkat göstermeyi değil, herkese hakkını vermeyi emreder. ​Toplumun ve özellikle gençlerin artık boş vaatlere, süslü sloganlara ya da podyum konuşmalarına karnı tok. Çünkü gençler söylenen söze değil, o sözü söyleyenin hayatına, uygulamalarına ve samimiyetine bakıyor. Eğer bir siyasetçi kürsüde adaletten, ahlaktan, liyakatten bahsedip arka planda akraba kayırıyor, adaleti çiğniyor ve kendi konforunun peşinden gidiyorsa, gençliğin gözünde o siyasetçinin ve savunduğu değerlerin hiçbir inandırıcılığı kalmaz. Bu durum tek bir partinin ya da ideolojinin değil, tüm siyasi partilerin ve liderlerin ortak sorunudur. Siyaset mekanizması topyekûn bir samimiyet ve ahlak sınavından geçmektedir. ​​Tüm partilerin en büyük sınavı liyakattir. Gençler gece gündüz dirsek çürüterek ders çalışırken, mülakatlarda veya işe alımlarda "arkası sağlam olanların" öne geçtiğini gördüklerinde adalet duyguları derin yaralar alıyor. Tüm partiler, gençlerin karşısına hamasetle değil; rasyonel, ahlaki ve kalıcı çözümlerle çıkmalıdır. ​​Hz. Peygamber (s.a.v.) nübüvvetinin gayesini tek bir cümleyle özetlemişti: "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim." ​İslam, sadece ritüellerden veya siyasi bir kimlik kazanma aracından ibaret değildir; İslam’ın özü ahlaktır, adalettir, dürüstlüktür. Din, bizden sadece görünür ibadetler değil; ahlaklı ve dürüst birer insan olmamızı ister. Kimsenin kendi dünyevi konforu, siyasi ikbali veya zümrevi çıkarları için İslam'ın o muazzam güzelliklerine, lekesiz beyazlığına zarar vermeye hakkı yoktur. ​Oynama şakadan şıkıdım! Gençliğin aklıyla oynamayalım. Ahlakla, erdemle, haysiyetle, hikmetle ve en önemlisi adaletle oynamayalım. Çünkü başladığımız noktadaki o samimi gözyaşlarını, çekilen çileleri ve safiyeti tamamen kaybedersek; geriye ne örtünecek bir baş ne de savunulacak bir dava kalır.
Ekleme Tarihi: 19 Mayıs 2026 -Salı
Mahmut Eraslan

Oynama şıkıdım şıkıdım!

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyaya yansıyan bir AK Parti gençlik programı görüntüsü, sadece bir eğlence anı olarak geçiştirilemeyecek kadar derin bir sosyolojik tartışmanın fitilini ateşledi. Gençlerin o coşkulu, "şıkıdım şıkıdım" oynama halleri, izleyen birçok kesimde sert bir eleştiri dalgasına yol açarken ister istemez zihinlerde aynı soruyu doğurdu: "Hayal edilen, uğruna mücadele verilen dindar gençlik bu mu?"

​Elbette gençlik doğası gereği enerjiktir; sosyal aktiviteler, kültürel etkinlikler, spor ve sanat bu enerjinin doğru yere kanalize edilmesi için şarttır. Kimse gençlerden hayattan kopuk, sürekli asık suratlı birer yetişkin gibi davranmalarını bekleyemez. Ancak asıl tehlike, bu etkinliklerin kendisinin bir amaç haline gelmesi ve işin özü olan manevi-ahlaki boyutun tamamen ıskalanmasıdır.

​Bizi biz yapan, bizi bu topraklara ve bu medeniyete bağlayan köklü bir kimliğimiz var. Bu kimliğin harcı ise adaletle, dürüstlükle, kul hakkı hassasiyetiyle ve yüksek bir ahlak bilinciyle karılmıştır. Evet, gençler oynuyor; ama asıl mesele onların bir salonda ritim tutması değil; bizim toplum, siyaset ve camia olarak nelerin üzerinde, kimlerin geleceğiyle oynadığımız meselesidir. Gençliğin aklıyla, ahlakıyla, samimiyetiyle oynuyoruz; işte tehlikeli olan, bizi başladığımız noktadan fersah fersah uzaklaştıran tam olarak budur.

​Eğer bir taraftan dindar gençlik temennisinde bulunup, diğer taraftan o gençliğin önüne sadece popüler kültürün dindarlaştırılmış veya muhafazakarlaştırılmış bir kopyasını koyarsak, ortaya ne yazık ki "kimliksiz bir şekilcilik" çıkıyor. Gençlik, büyüklerinin sadece söylemlerine değil, eylemlerine ve kurdukları düzene bakar. Biz onlara sadece "eğlence zeminleri" hazırlar; ahlak ve maneviyat zeminini liyakatsizlikle, adam kayırmayla, dünyevileşmeyle çürütürsek, kendi elimizle kendi geleceğimizi tüketmiş oluruz.

​AK Parti dönemiyle birlikte bu ülkede yapısal anlamda tarihi dönüşümler yaşandığı yadsınamaz bir gerçektir. Bir dönemin en büyük yarası olan başörtüsü yasağı tarih olmuş; bugün başörtülü kadınlarımız okullarına özgürce gidebilmekte, kamuda ve karar mekanizmalarında görev alabilmektedir. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu niceliksel başarıların gölgesinde kalan derin bir safiyet ve öz kaybı ile karşı karşıyayız. Dün meydanlarda hak mücadelesi verirken sorulan sorular ile bugün gelinen noktada sorulması gereken sorular tamamen yön değiştirmiştir:

​Dün: "Başörtülü bir doktor, polis, hakim veya savcı görev yapabilir mi?" diye mücadele veriliyordu.

​Bugün: "Başörtülü doktorumuz iyi ve merhametli mi? Başörtülü hakimimiz, savcımız, polisimiz adil mi? Kamusal alanda yer bulan dindar kadrolar liyakatli mi?" sorusu hayati önem taşıyor.

​Aynı durum sakalıyla, sarığıyla görünür olan erkekler için de geçerlidir. Bugün sakallı tüccarlarımız, bürokratlarımız var; peki, ne kadar dürüst ve güvenilirler? Biçimsel olarak kazanılan mevziler, ahlaki ve kalbi olarak tahkim edilmediğinde geriye sadece içi boşalmış birer şekilcilik kalmaktadır.

​Bu toplumsal dönüşümün içinde dernekler, vakıflar, tarikatlar ve cemaatler de kendi alanlarında "kardeşlikten", "sohbetten" ve dayanışmadan bahsediyorlar. Evet, kendi içlerinde, kendi kliklerinde bir dayanışma sergiledikleri muhakkak. Ancak dışarıya sızan manzara gerçek bir İslam kardeşliği mi, yoksa dar bir grup çıkarcılığı ve kör bir taassup mu?

​İslam’ın evrensel adalet anlayışı, sadece "bizden olana" şefkat göstermeyi değil, herkese hakkını vermeyi emreder.

​Toplumun ve özellikle gençlerin artık boş vaatlere, süslü sloganlara ya da podyum konuşmalarına karnı tok. Çünkü gençler söylenen söze değil, o sözü söyleyenin hayatına, uygulamalarına ve samimiyetine bakıyor. Eğer bir siyasetçi kürsüde adaletten, ahlaktan, liyakatten bahsedip arka planda akraba kayırıyor, adaleti çiğniyor ve kendi konforunun peşinden gidiyorsa, gençliğin gözünde o siyasetçinin ve savunduğu değerlerin hiçbir inandırıcılığı kalmaz. Bu durum tek bir partinin ya da ideolojinin değil, tüm siyasi partilerin ve liderlerin ortak sorunudur. Siyaset mekanizması topyekûn bir samimiyet ve ahlak sınavından geçmektedir.

​​Tüm partilerin en büyük sınavı liyakattir. Gençler gece gündüz dirsek çürüterek ders çalışırken, mülakatlarda veya işe alımlarda "arkası sağlam olanların" öne geçtiğini gördüklerinde adalet duyguları derin yaralar alıyor.

Tüm partiler, gençlerin karşısına hamasetle değil; rasyonel, ahlaki ve kalıcı çözümlerle çıkmalıdır.

​​Hz. Peygamber (s.a.v.) nübüvvetinin gayesini tek bir cümleyle özetlemişti: "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim."

​İslam, sadece ritüellerden veya siyasi bir kimlik kazanma aracından ibaret değildir; İslam’ın özü ahlaktır, adalettir, dürüstlüktür. Din, bizden sadece görünür ibadetler değil; ahlaklı ve dürüst birer insan olmamızı ister.

Kimsenin kendi dünyevi konforu, siyasi ikbali veya zümrevi çıkarları için İslam'ın o muazzam güzelliklerine, lekesiz beyazlığına zarar vermeye hakkı yoktur.

​Oynama şakadan şıkıdım! Gençliğin aklıyla oynamayalım. Ahlakla, erdemle, haysiyetle, hikmetle ve en önemlisi adaletle oynamayalım. Çünkü başladığımız noktadaki o samimi gözyaşlarını, çekilen çileleri ve safiyeti tamamen kaybedersek; geriye ne örtünecek bir baş ne de savunulacak bir dava kalır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanagundemi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat