Ölenler Hep Aynı: Masum Çocuklar ve Kadınlar
Dün Bosna’ydı.
Sonra Çeçenistan, Afganistan, Arakan…
Ardından Suriye ve Irak…
Bugün ise Sudan, Gazze, Yemen, Doğu Türkistan, Lübnan ve İran…
Takvimler değişiyor, haritalar değişiyor, başkentler değişiyor. Ama değişmeyen bir şey var:
Toprağa düşenler hep aynı.
Çocuklar.
Kadınlar.
Siviller.
Bu, artık bir “çatışma gerçeği” değil; bu, sistematik bir insanlık iflasıdır.
Parçalanmışlığın Bedeli
Bombalar mezhep sormaz.
Füzeler kimlik kartı kontrol etmez.
Silahlar “Şii misin, Sünni misin, Selefi misin?” diye ayırt etmez.
Hedef nettir:
Savunmasız olan.
Ve daha acısı şu:
57 İslam ülkesi, 1,8 milyarlık bir nüfus…
Ama Gazze’de bir çocuğun ölümünü durduracak ortak bir irade yok.
Bu güçsüzlük değildir.
Bu, dağınıklığın kurumsallaşmış halidir.
Ekonomik güç var.
Siyasi temsil var.
Askerî kapasite var.
Ama irade yok.
Rakamların Soğuk Yüzü
Artık acılar bile istatistikleşti.
Gazze’de on binlerce çocuk…
Sudan’da açlıktan ölen yüz binler…
Doğu Türkistan’da ailelerinden koparılan milyonlar…
Myanmar’da kamplarda büyüyen nesiller…
Ukrayna’da savaşın ortasında kalan çocuklar…
Her biri ayrı bir trajedi değil.
Hepsi aynı hikâyenin farklı sahneleri.
Ve o hikâyenin adı:
Küresel adaletsizlik.
Savaşın Coğrafyası Genişliyor
Bugün İran’a yönelen saldırılar, sadece bir ülkeyi hedef almıyor.
Bu, zincirleme bir stratejinin parçası.
Dün Filistin’di.
Bugün İran.
Yarın başka bir başkent…
Bu gerçeği görmek zorundayız:
Bu saldırganlık, ülke seçmiyor.
Zayıf olanı, yalnız olanı, bölünmüş olanı hedef alıyor.
Sessizliğin Anatomisi
Dünya neden susuyor?
Çünkü bu sistem, adalet üretmek için değil;
güç dengelerini korumak için kurulmuş bir mekanizma.
Batı’nın “insan hakları” söylemi, çoğu zaman bir vitrin.
Perdenin arkasında ise çıkar ilişkileri, kirli dosyalar ve karşılıklı bağımlılıklar var.
Bugün uluslararası kurumların sessizliği tesadüf değil.
Bu, sistemin doğası.
Adalet beklenen yer,
adaletin üretildiği yer değil artık.
Sonuç: Aynaya Bakma Zamanı
Belki de en acı gerçek şu:
Dışarıdaki düşmandan önce, içerideki parçalanmışlıkla yüzleşmeden hiçbir şey değişmeyecek.
Mezhep tartışmaları, ideolojik ayrışmalar, küçük hesaplar…
Hepsi, büyük felaketin görünmeyen ortakları.
Çünkü biz bölündükçe,
başkaları daha rahat hükmediyor.
Ve biz tartışırken,
çocuklar ölmeye devam ediyor.
Son söz şu olmalı:
Eğer bu coğrafyada bir gün gerçekten barış olacaksa,
o barış dışarıdan gelmeyecek.
İçeride kurulan ortak iradeden doğacak.
Aksi halde, yarın başka bir şehirde,
başka bir annenin feryadını yazıyor olacağız.
Ve ne yazık ki başlık yine aynı olacak:
“Ölenler Hep Aynı: Masum Çocuklar ve Kadınlar.”

