Kahve Kitap
Abdullah Sevim Kulfani
Köşe Yazarı
Abdullah Sevim Kulfani
 

İMTİHANLARIN SONU İYİLİKLE RAHMETE ÇIKAR

İMTİHANLARIN SONU İYİLİKLE RAHMETE ÇIKAR İsmail, iş bulamamanın ve başvurduğu yerlerden aldığı olumsuz cevaplarla işe girememenin hüznü ile yürüyordu. Çiselenen yağmurun indiği sokaklardan evine doğru gidiyordu. Puslu bir gündü. Sanki yüreğinin burukluğu dışına yansımış gibiydi. İşi yoktu ama güzel bir ahlaka sahipti. Ahlakını muhafaza etmeye çalışıyordu. Üniversite yıllarında teklif edilen gayri ahlaki teklifleri; değerleri mukaddesatı için elinin tersiyle itecek kadar erdemliydi. Kimi zaman bazı şeyler ağır geliyordu, nefesi daralıyordu. Lakin gönlü huzurluydu. Ahlakın ve insanlığın paradan daha önemli olduğunun, ana babasına olan saygı ve sadakatinin, arkadaş ortamlarından eğlence zamanlarından daha kıymetli olduğunun farkındaydı. İdealarından ve değerlerinden ödün vermiyordu. Yürüdükçe vücudu ağırlaşıyor evi uzaklaşıyor gibiydi. Farkındaydı uzaklaşan evi değil, aslında umutlarıydı. Her insanın dönem dönem böylesine çalkantılı zamanlardan geçtiğinin idrakindeydi. Hayatının değişime girmesini istiyor. Bu yönde dualar ediyordu. Dua ederken ilerliyordu. Birkaç binadan sonra gelen tek katlı müstakil evden dışarı bir çocuğun eli yüzü simsiyah bir şekilde çığlıklarla çıktığını gördü.  Çocuğun “Lütfen yardım edin! Yardım edin!” feryatları kulağında çınlıyordu. Bahçe içindeki evden dumanlar yükseliyordu. Bahçe kapısının önüne gelince evin pencerelerinden birinden alevler yükseldiğini gördü farketti. Şoka girmişti. Feryat eden çocuğun “Abi yardım et! İki kardeşim içerde. Annem bir yere gitti. Bize yardım et ne olur! Yardım et abi!” çığlıkları ile kendine geldi ve içeri koştu. Göz gözü görmüyordu. Çocuk da arkasındaydı. Çocuğa: Kardeşlerin nerede? “İçerde uyuyorlar. Ben de onlara patates kızartması yapıyordum. Sürpriz yapıp kaldıracaktım.” diyerek hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. İsmail de hüzünlenmiş gözleri buğulanmıştı. Lakin bir şeyler yapmalıydı.             Önce itfaiyeyi aradı. Sonra evin üstü gecekondu olduğu için tahtalar tutuşursa daha sıkıntılı bir duruma girer diye düşündü. Evin giriş kapısından muazzam bir siyah duman çıkışı vardı. Sağa sola baktı. İsmail'in gözüne bahçedeki kanepe üzerinde duran sergi ve çeşme ilişti. Sergiyi kaptığı gibi çeşmeye koştu iyice ısladı. Ve arkasına attı ve kendini sardı.             Çocuğa:    Kardeşlerin ne tarafta?           Çocuk: Sağdaki odalardı.           Göz gözü görmüyordu. İçeri daldı. Dumanların arasından buğulu bakışlarla kanepelere yöneldi. Bir şeyler sezmeye çalışıyor, Eliyle sağı solu yokluyordu. İşte aradığını bulmuştu. Birinci çocuğa dokunmuştu, hiçbir hareket yoktu. Diğer kanepeye de baktı orda yatan yoktu. Çocuğu kaptığı gibi dışarı fırladı. Çocuk 5 yaşlarında ve bir kız çocuğuydu, baygındı. Onu abisinin kucağına verip tekrar içeri girdi. Bu defa bir ağlama sesi geliyordu. Bu iyi bir şeydi. Sesin geldiği yöne doğru ilerledi.           İlerlerken bir anda dolap yanarak önüne düşüverdi. Son adımı atsa ciddi sıkıntı yaşayacaktı. Kıl payı kurtulmuştu. Yaşadığı tehlikeyi bir kenara bırakarak; düşen dolabın sağından geçip sesin geldiği yere doğru ilerledi. Epeyce duman yutmuştu. Zaman aleyhine işliyordu. “Bulmalıyım, bulmalıyım; haydi İsmail yapabilirsin. Canın da gitse masum bir canı kurtaracaksın.” Diyordu. Ve üç yaşında diğer kardeşe de ulaşmıştı. Bu ise erkek çocuğuydu. Yanan bölgeden biraz daha ilerde olduğu için elinde ve yüzünde bir şey yoktu. “Elhamdülillah” dedi. Çocuğu kucağına sardı alevler çoğalmış her geçen dakika duman  ve ateş artıyordu. Çocukla öksüre öksüre dumanlar arasından çıktı.           Evin dışına çıkınca dıştan eve doğru baktı. Alevler mutfaktan salona doğru ilerliyordu. Çocuklardan baygın olanı hala aynıydı. Kucağına aldı. Çeşmenin yanına vardı elini yüzünü yıkadı. Herhangi bir yaşam emaresi yoktu. Nabzına baktı. Nabzı da atmıyordu. Çıldıracak gibiydi. Kucağında körpe bir çocuk ve ölü gibi yatıyordu. Gözlerinden yaşlar dökülürken bir yandan: Kızım hadi kalk! Ne olur! Sen ne kadar tatlı bir kızsın böyle! Kim bilir, annen seni bu halde görse ne kadar üzülür diye hüzünlendi. İtfaiye ve ambulans tam bunları söylerken yakınlaştı. Ambulans ve itfaiyenin sesini işitti. Toparlandı, bahçe dışına çıktı. Gelenlere yön verdi hortumlar salındı. İtfaiye Eri: Evde kimse var mıydı? diye sordu.  Vardı, ben çıkardım. Elhamdülillah kimse kalmadı.           İtfaiye personeli: Helal sana yiğit adam! diyerek hortumu eve tutmaya başladı.           Ambulanstan inen bayan sağlık personeline: Kızımızın nabzı yok gibi! Bayan sağlık çalışanı baktıktan sonra üzgün bir şekilde: Evet, acilen ambulansa almamız lazım koşun.           Ambulansa aldıktan sonra On beş dakikaya yakın kalp masajı yapıldı ve oksijen verildi. İsmail bir yandan alevlerin söndürülmesini beklerken bir yandan da ambulanstaki çocuğu düşünüyordu. O esnada bir sevinç çığlığı koptu. Yönünü ambulansa doğru döndü ve koştu. İsmail’in ve oradakilerin yüzleri gülüyordu. Çocuk yeniden hayata dönmüştü. İsmail ağlıyordu. Mutluluktan gözyaşlarına boğulmuştu. Elhamdülillah, Elhamdülillah! İsmail cevabı bilmesine rağmen duymak istercesine: Yaşıyor değil mi? Evet, dediler tebessümle. …           Evde eksik olan ne varsa almıştı. Eşi, kendisiyle çocuklarını terk edeli yıllar olmuştu. Ondan beri buruk yaşıyordu hayatı. Lakin o çocuklarını ve Rabbine olan bağlılığını terk etmiyordu. Rabbi hangi sıkıntıyı verdiyse üstesinden sabrıyla gelmeye çalışıyordu. Arkadaşları bu yönünü hep methediyorlardı.           Yürürken genelde adım attığı yere, yola bakarak giderdi. Sağını solunu yoklayarak giderdi tedirginlikle. Yalnız başına yaşamanın hüznünün yanı sıra güzel olmanın imtihanını biliyordu. Kaç defa musallat olmuşlardı kötülük kokanlar. Ama bazen bu yoklayışlar iyiliğe de yelken açmasına vesile oluyordu. Yol kenarında gördüğü yavru bir kediye gözleri ilişti. Yol kenarındaki yavru bir kediyi bile evlatları gibi düşünecek kadar merhametli idi. Çocukları için aldığı sadece bir litrelik sütün azlığını çokluğunu düşünmeden kapağını açtı ve oracıkta bir şey bulup kediye verdi. Sevimli yavru kediyi kucağına alıp sütünü merhametle içirdi. Başını okşayarak kucağında kediyi sevdi. Süt tamamen bitince yavru kediyi güzelce kenara bırakıp yoluna devam etti. Evine birkaç sokak kalmıştı. Birinci Sokağa dönünce içine bir sızı düştü. Halsizleşti, eve varıp rahatlamak için adımlarını hızlı atmaya başladı. Evlerine yakın ambulans ve itfaiyeyi görünce telaşlandı. Daha da heyecanlandı. Yaklaştıkça itfaiye ve ambulansın durduğu evin kendi evi olduğunu anladı. Koşmaya başladı. Arkasını düşünmeden elindekilerden düşenlere aldırmadan koştu koştu sadece… Alev ve dumanları görünce: “Evlatlarım” diyerek ve ağlayarak çemberin dışındakilere: Ne olmuş burada?           Oradakiler: Yangın çıkmış, dediler.           Elinde kalan diğer poşetleri bir anda bırakıverdi. Eli ayağı boşaldı, sendelemeye başladı. Zorla tutunarak kapıdan girdi. Girip evinin halini görünce durdu şoka girdi.           İlk Karşısına çıkan İsmail oldu ve o: Dur, abla içeri giremezsin. Bekle soğutma çalışmaları devam ediyor, dedi.   Yavrularım, diye haykırdı kadıncağız. Bu haykırıştan sonra Zeynep Hanım yere düştü, bayılmıştı. Ambulanstaki sağlık personeline haber verildi. Hemen koştular. Orada ilk müdahaleyi yaptılar ve çocuklarının iyi olduğunu söylediler. Çocuklarının iyi olduğunu öğrenen Zeynep Hanım doğrulmaya başladı kaldırdılar ve bir sandalyeye oturttular. Bu sırada çocuklardan ikisi annelerini görünce koşarak:    Anne, anne! diye kendisine sarıldılar.           Yerel basın olay bölgesine gelmişti. Olayın kahramanını arıyorlardı. İsmail işaret edilince, bilgi almak için muhabirler ona doğru yöneldiler. İsmail, yaptığı her işi peygamber buyruğu gereği “İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanınızdır.” düsturuyla yapan bir gençti. Onun için: Şu an vakti değil! diyerek nazikçe mikrofonları geri çevirdi. Muhabirler ümitsizce geri döndüler. Lakin feryat eden en büyük çocuk: Anne işte bu abi, bizi kurtardı, deyince; bunu duyan muhabirler tekrar yanına geldiler ve mikrofonu tekrar uzattılar. Mikrofonu açmadık. Lütfen bak biz de haberciyiz. Bu işten rızkımızı kazanıyoruz. Bize yardımcı ol, deyince İsmail’in bu yangın çıkan eve yardıma gelmeden önceki hali aklına geldi. İş başvuruları ve iş sürecinde yaşadığı sıkıntıları düşündü. Sonunda Muhabirlere: Buyrun. Ben her Müslümanın yapması gereken bir vazife bu. Elbette ki kayıtsız kalamazdım, diyerek kısaca olayı anlattı.           Belediye Başkanı yakınlarda oturuyordu. Olayı duyunca hemen yanındakilerle birlikte olay bölgesine gelmişti. Annenin Zeynep Hanımın yanına vardı. Olayı onun ağzından dinledi.           Anne olayı ve durumunu anlattıktan sonra: Rabbim razı olsun o gençten. Yavrularımı o kurtarmış, dedi.           Belediye Başkanı: Şu genci bir çağıralım bakalım. Yanındakiler hemen İsmail'i çağırdılar. Başkan özellikle İsmail'e çok teşekkür etti ve yarın mutlaka makamına belediyeye uğramasını istedi.   Tabi başkanım, deyince başkan geçmiş olsun her türlü desteğimiz yanınızda diyerek oradan ayrıldı.           Yangın söndürülmüştü. Ambulanstaki çocuk kendine gelmiş, lakin kontroller için hastaneye sevk edilmişti. Belediye Başkanı ertesi günden itibaren aileye sahip çıkmış, hastane sürecini yakından takip etmiş. Evin hızlıca onarım ve tamirat işine başlanmıştı. Anneye de düzenli aylık bir mebla yardım bağlanmıştı.           İsmail başkanın daveti üzerine belediyeye gelmişti. Başkan onu ayakta karşıladı. Kapıda: Hoş geldin genç adam! Hoş bulduk başkanım. İsmail, nasılsın? Elhamdülillah iyiyim. Peki İsmail üniversite mi okursun, çalışır mısın, Ne yaparsın? Başkanım, bilgisayar mühendisiyim ve bu işle meşgulüm. Peki nerede, hangi firmada çalışıyorsun? İsmail duraksadı, donuklaştı: Birkaç yerden haber bekliyorum, diyebildi. Ya öyle mi! dedi. Aslında İsmail’in söyledikleri başkanın hoşuna gitmişti. Belediyenin hem yetenekli bir bilgisayar mühendisine, hem de toplumun böylesine iyi bir gence ihtiyacı vardı. “Böyle bir genç, bırakılır mıydı?” diye söylendi. İstenilen çaylar yudumlandı. Sohbetten sonra Başkan: Çalışmak ister misin? Eğer çalışmak İstersen yarın belgelerini personel müdürümüze getirirsen ki mesaj attım ona da. Seni yanımda belediyede görmek isterim, dedi.               İsmail içinden “Bu şaka galiba!” dedi. Yıllarca uğraştığı iş bugün ayağına kadar gelmişti. Yüreği hoplayacak gibiydi. İçi içine sığmıyordu. Kendi kendine “Ya işte insan Allah için yol almalı, elbette insanın derdi ve tasası olacak ama insanın Rabbi varsa o her şeye kafi!” diye düşündü. Gelenin ondan olduğunu biliyordu. Bu esnada başkan cevap bekliyordu. Naif yapısı, utangaç tavrıyla İsmail başını önüne eğerek:  Kim istemez başkanım, diyebildi.             İsmail işe başlamış yıllar sonra kadrolu bir işi olmuş bundan dolayı Rabbine hamdini ve niyazını arttırmıştı. Bir hafta sonra ilk maaşını almış ve evi yanan aileye çocuklara bir şeyler alıp yola koyulmuştu.
Ekleme Tarihi: 01 Temmuz 2026 -Çarşamba
Abdullah Sevim Kulfani

İMTİHANLARIN SONU İYİLİKLE RAHMETE ÇIKAR

İMTİHANLARIN SONU İYİLİKLE RAHMETE ÇIKAR

İsmail, iş bulamamanın ve başvurduğu yerlerden aldığı olumsuz cevaplarla işe girememenin hüznü ile yürüyordu. Çiselenen yağmurun indiği sokaklardan evine doğru gidiyordu. Puslu bir gündü. Sanki yüreğinin burukluğu dışına yansımış gibiydi. İşi yoktu ama güzel bir ahlaka sahipti. Ahlakını muhafaza etmeye çalışıyordu. Üniversite yıllarında teklif edilen gayri ahlaki teklifleri; değerleri mukaddesatı için elinin tersiyle itecek kadar erdemliydi. Kimi zaman bazı şeyler ağır geliyordu, nefesi daralıyordu. Lakin gönlü huzurluydu. Ahlakın ve insanlığın paradan daha önemli olduğunun, ana babasına olan saygı ve sadakatinin, arkadaş ortamlarından eğlence zamanlarından daha kıymetli olduğunun farkındaydı. İdealarından ve değerlerinden ödün vermiyordu. Yürüdükçe vücudu ağırlaşıyor evi uzaklaşıyor gibiydi. Farkındaydı uzaklaşan evi değil, aslında umutlarıydı. Her insanın dönem dönem böylesine çalkantılı zamanlardan geçtiğinin idrakindeydi. Hayatının değişime girmesini istiyor. Bu yönde dualar ediyordu. Dua ederken ilerliyordu.

Birkaç binadan sonra gelen tek katlı müstakil evden dışarı bir çocuğun eli yüzü simsiyah bir şekilde çığlıklarla çıktığını gördü.  Çocuğun “Lütfen yardım edin! Yardım edin!” feryatları kulağında çınlıyordu. Bahçe içindeki evden dumanlar yükseliyordu. Bahçe kapısının önüne gelince evin pencerelerinden birinden alevler yükseldiğini gördü farketti. Şoka girmişti. Feryat eden çocuğun “Abi yardım et! İki kardeşim içerde. Annem bir yere gitti. Bize yardım et ne olur! Yardım et abi!” çığlıkları ile kendine geldi ve içeri koştu.

Göz gözü görmüyordu. Çocuk da arkasındaydı.

Çocuğa:

  • Kardeşlerin nerede?
  • “İçerde uyuyorlar. Ben de onlara patates kızartması yapıyordum. Sürpriz yapıp kaldıracaktım.” diyerek hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. İsmail de hüzünlenmiş gözleri buğulanmıştı. Lakin bir şeyler yapmalıydı.

            Önce itfaiyeyi aradı. Sonra evin üstü gecekondu olduğu için tahtalar tutuşursa daha sıkıntılı bir duruma girer diye düşündü. Evin giriş kapısından muazzam bir siyah duman çıkışı vardı. Sağa sola baktı. İsmail'in gözüne bahçedeki kanepe üzerinde duran sergi ve çeşme ilişti. Sergiyi kaptığı gibi çeşmeye koştu iyice ısladı. Ve arkasına attı ve kendini sardı.

            Çocuğa:   

  • Kardeşlerin ne tarafta?

          Çocuk:

  • Sağdaki odalardı.

          Göz gözü görmüyordu. İçeri daldı. Dumanların arasından buğulu bakışlarla kanepelere yöneldi. Bir şeyler sezmeye çalışıyor, Eliyle sağı solu yokluyordu. İşte aradığını bulmuştu. Birinci çocuğa dokunmuştu, hiçbir hareket yoktu. Diğer kanepeye de baktı orda yatan yoktu. Çocuğu kaptığı gibi dışarı fırladı. Çocuk 5 yaşlarında ve bir kız çocuğuydu, baygındı. Onu abisinin kucağına verip tekrar içeri girdi. Bu defa bir ağlama sesi geliyordu. Bu iyi bir şeydi. Sesin geldiği yöne doğru ilerledi.

          İlerlerken bir anda dolap yanarak önüne düşüverdi. Son adımı atsa ciddi sıkıntı yaşayacaktı. Kıl payı kurtulmuştu. Yaşadığı tehlikeyi bir kenara bırakarak; düşen dolabın sağından geçip sesin geldiği yere doğru ilerledi. Epeyce duman yutmuştu. Zaman aleyhine işliyordu. “Bulmalıyım, bulmalıyım; haydi İsmail yapabilirsin. Canın da gitse masum bir canı kurtaracaksın.” Diyordu. Ve üç yaşında diğer kardeşe de ulaşmıştı. Bu ise erkek çocuğuydu. Yanan bölgeden biraz daha ilerde olduğu için elinde ve yüzünde bir şey yoktu. “Elhamdülillah” dedi. Çocuğu kucağına sardı alevler çoğalmış her geçen dakika duman  ve ateş artıyordu. Çocukla öksüre öksüre dumanlar arasından çıktı.

          Evin dışına çıkınca dıştan eve doğru baktı. Alevler mutfaktan salona doğru ilerliyordu. Çocuklardan baygın olanı hala aynıydı. Kucağına aldı. Çeşmenin yanına vardı elini yüzünü yıkadı. Herhangi bir yaşam emaresi yoktu. Nabzına baktı. Nabzı da atmıyordu. Çıldıracak gibiydi. Kucağında körpe bir çocuk ve ölü gibi yatıyordu. Gözlerinden yaşlar dökülürken bir yandan:

  • Kızım hadi kalk! Ne olur! Sen ne kadar tatlı bir kızsın böyle! Kim bilir, annen seni bu halde görse ne kadar üzülür diye hüzünlendi. İtfaiye ve ambulans tam bunları söylerken yakınlaştı. Ambulans ve itfaiyenin sesini işitti. Toparlandı, bahçe dışına çıktı. Gelenlere yön verdi hortumlar salındı.

İtfaiye Eri:

  • Evde kimse var mıydı? diye sordu.
  •  Vardı, ben çıkardım. Elhamdülillah kimse kalmadı.

          İtfaiye personeli:

  • Helal sana yiğit adam! diyerek hortumu eve tutmaya başladı.

          Ambulanstan inen bayan sağlık personeline:

  • Kızımızın nabzı yok gibi!

Bayan sağlık çalışanı baktıktan sonra üzgün bir şekilde:

  • Evet, acilen ambulansa almamız lazım koşun.

          Ambulansa aldıktan sonra On beş dakikaya yakın kalp masajı yapıldı ve oksijen verildi. İsmail bir yandan alevlerin söndürülmesini beklerken bir yandan da ambulanstaki çocuğu düşünüyordu. O esnada bir sevinç çığlığı koptu. Yönünü ambulansa doğru döndü ve koştu. İsmail’in ve oradakilerin yüzleri gülüyordu. Çocuk yeniden hayata dönmüştü. İsmail ağlıyordu. Mutluluktan gözyaşlarına boğulmuştu.

  • Elhamdülillah, Elhamdülillah!

İsmail cevabı bilmesine rağmen duymak istercesine:

  • Yaşıyor değil mi?
  • Evet, dediler tebessümle.

          Evde eksik olan ne varsa almıştı. Eşi, kendisiyle çocuklarını terk edeli yıllar olmuştu. Ondan beri buruk yaşıyordu hayatı. Lakin o çocuklarını ve Rabbine olan bağlılığını terk etmiyordu. Rabbi hangi sıkıntıyı verdiyse üstesinden sabrıyla gelmeye çalışıyordu. Arkadaşları bu yönünü hep methediyorlardı.

          Yürürken genelde adım attığı yere, yola bakarak giderdi. Sağını solunu yoklayarak giderdi tedirginlikle. Yalnız başına yaşamanın hüznünün yanı sıra güzel olmanın imtihanını biliyordu. Kaç defa musallat olmuşlardı kötülük kokanlar. Ama bazen bu yoklayışlar iyiliğe de yelken açmasına vesile oluyordu. Yol kenarında gördüğü yavru bir kediye gözleri ilişti. Yol kenarındaki yavru bir kediyi bile evlatları gibi düşünecek kadar merhametli idi. Çocukları için aldığı sadece bir litrelik sütün azlığını çokluğunu düşünmeden kapağını açtı ve oracıkta bir şey bulup kediye verdi. Sevimli yavru kediyi kucağına alıp sütünü merhametle içirdi. Başını okşayarak kucağında kediyi sevdi. Süt tamamen bitince yavru kediyi güzelce kenara bırakıp yoluna devam etti. Evine birkaç sokak kalmıştı. Birinci Sokağa dönünce içine bir sızı düştü. Halsizleşti, eve varıp rahatlamak için adımlarını hızlı atmaya başladı. Evlerine yakın ambulans ve itfaiyeyi görünce telaşlandı. Daha da heyecanlandı. Yaklaştıkça itfaiye ve ambulansın durduğu evin kendi evi olduğunu anladı. Koşmaya başladı. Arkasını düşünmeden elindekilerden düşenlere aldırmadan koştu koştu sadece… Alev ve dumanları görünce: “Evlatlarım” diyerek ve ağlayarak çemberin dışındakilere:

  • Ne olmuş burada?

          Oradakiler:

  • Yangın çıkmış, dediler.

          Elinde kalan diğer poşetleri bir anda bırakıverdi. Eli ayağı boşaldı, sendelemeye başladı. Zorla tutunarak kapıdan girdi. Girip evinin halini görünce durdu şoka girdi.

          İlk Karşısına çıkan İsmail oldu ve o:

  • Dur, abla içeri giremezsin. Bekle soğutma çalışmaları devam ediyor, dedi.

 

  • Yavrularım, diye haykırdı kadıncağız. Bu haykırıştan sonra Zeynep Hanım yere düştü, bayılmıştı. Ambulanstaki sağlık personeline haber verildi. Hemen koştular. Orada ilk müdahaleyi yaptılar ve çocuklarının iyi olduğunu söylediler. Çocuklarının iyi olduğunu öğrenen Zeynep Hanım doğrulmaya başladı kaldırdılar ve bir sandalyeye oturttular. Bu sırada çocuklardan ikisi annelerini görünce koşarak:

 

  •  Anne, anne! diye kendisine sarıldılar.

          Yerel basın olay bölgesine gelmişti. Olayın kahramanını arıyorlardı. İsmail işaret edilince, bilgi almak için muhabirler ona doğru yöneldiler. İsmail, yaptığı her işi peygamber buyruğu gereği “İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanınızdır.” düsturuyla yapan bir gençti. Onun için:

  • Şu an vakti değil! diyerek nazikçe mikrofonları geri çevirdi. Muhabirler ümitsizce geri döndüler. Lakin feryat eden en büyük çocuk:
  • Anne işte bu abi, bizi kurtardı, deyince; bunu duyan muhabirler tekrar yanına geldiler ve mikrofonu tekrar uzattılar.
  • Mikrofonu açmadık. Lütfen bak biz de haberciyiz. Bu işten rızkımızı kazanıyoruz. Bize yardımcı ol, deyince İsmail’in bu yangın çıkan eve yardıma gelmeden önceki hali aklına geldi. İş başvuruları ve iş sürecinde yaşadığı sıkıntıları düşündü. Sonunda Muhabirlere:
  • Buyrun. Ben her Müslümanın yapması gereken bir vazife bu. Elbette ki kayıtsız kalamazdım, diyerek kısaca olayı anlattı.

          Belediye Başkanı yakınlarda oturuyordu. Olayı duyunca hemen yanındakilerle birlikte olay bölgesine gelmişti. Annenin Zeynep Hanımın yanına vardı. Olayı onun ağzından dinledi.

          Anne olayı ve durumunu anlattıktan sonra:

  • Rabbim razı olsun o gençten. Yavrularımı o kurtarmış, dedi.

          Belediye Başkanı:

  • Şu genci bir çağıralım bakalım. Yanındakiler hemen İsmail'i çağırdılar. Başkan özellikle İsmail'e çok teşekkür etti ve yarın mutlaka makamına belediyeye uğramasını istedi.
     
  • Tabi başkanım, deyince başkan geçmiş olsun her türlü desteğimiz yanınızda diyerek oradan ayrıldı.

          Yangın söndürülmüştü. Ambulanstaki çocuk kendine gelmiş, lakin kontroller için hastaneye sevk edilmişti. Belediye Başkanı ertesi günden itibaren aileye sahip çıkmış, hastane sürecini yakından takip etmiş. Evin hızlıca onarım ve tamirat işine başlanmıştı. Anneye de düzenli aylık bir mebla yardım bağlanmıştı.

          İsmail başkanın daveti üzerine belediyeye gelmişti. Başkan onu ayakta karşıladı. Kapıda:

  • Hoş geldin genç adam!
  • Hoş bulduk başkanım.
  • İsmail, nasılsın?
  • Elhamdülillah iyiyim.
  • Peki İsmail üniversite mi okursun, çalışır mısın, Ne yaparsın?
  • Başkanım, bilgisayar mühendisiyim ve bu işle meşgulüm.
  • Peki nerede, hangi firmada çalışıyorsun?

İsmail duraksadı, donuklaştı:

  • Birkaç yerden haber bekliyorum, diyebildi.
  • Ya öyle mi! dedi. Aslında İsmail’in söyledikleri başkanın hoşuna gitmişti. Belediyenin hem yetenekli bir bilgisayar mühendisine, hem de toplumun böylesine iyi bir gence ihtiyacı vardı. “Böyle bir genç, bırakılır mıydı?” diye söylendi. İstenilen çaylar yudumlandı. Sohbetten sonra Başkan:
  • Çalışmak ister misin? Eğer çalışmak İstersen yarın belgelerini personel müdürümüze getirirsen ki mesaj attım ona da. Seni yanımda belediyede görmek isterim, dedi.

              İsmail içinden “Bu şaka galiba!” dedi. Yıllarca uğraştığı iş bugün ayağına kadar gelmişti. Yüreği hoplayacak gibiydi. İçi içine sığmıyordu. Kendi kendine “Ya işte insan Allah için yol almalı, elbette insanın derdi ve tasası olacak ama insanın Rabbi varsa o her şeye kafi!” diye düşündü. Gelenin ondan olduğunu biliyordu. Bu esnada başkan cevap bekliyordu. Naif yapısı, utangaç tavrıyla İsmail başını önüne eğerek:

  •  Kim istemez başkanım, diyebildi.

            İsmail işe başlamış yıllar sonra kadrolu bir işi olmuş bundan dolayı Rabbine hamdini ve niyazını arttırmıştı. Bir hafta sonra ilk maaşını almış ve evi yanan aileye çocuklara bir şeyler alıp yola koyulmuştu.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanagundemi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat