Kıymetli Kardeşlerim! Rabbimizin selamı, bereketi ve rahmeti üzerinize olsun. Eğitimci bir kardeşiniz olarak Rabbimizin hakikatlerini dillendirmek üzere yeni bir yolculuğa; verdiğimiz aradan sonra gelen güzel bir teklifle devam edecek olmanın huzurunu yaşıyorum. Editörümüz Hacı Ali Bey’e şükranlarımı sunuyorum.
Hayatın belki en çalkantılı dönemlerini yaşamaktayız. Bir yanımız Gazze’yi, bir yanımız Doğu Türkistan’ı, bir yanımız Myanmar’ı tutarken sinelerimizde. Özlediğimiz, beklediğimiz güneşin İslam Coğrafyasına doğması, Medeniyetimizin tekrar ayağa kalkması için bir yanımızla da var gücümüzle mücadeleye devam ediyoruz.
Efendimizin hayatına bir kandil olan: “LA TAHZEN İNNALLEHE MEANE!” Düsturu ile ayakta kalarak, zalimlere ve işbirlikçi menfaat kodamanlarına aldırmadan yola devam ediyoruz.
Rabbim Yürüyüşümüz daim, hakikate olan bağlılığımızı kaim eylesin.
Ve Bismillah diyoruz!
Bir Kıssa Bin Hisse…
Bazen sadece bir kıssa anlatılır, lakin dokununca yüreğe, bin hisseye dönüşüverir. Sanki insanı ilmek ilmek dokur. İnsanın çevresini güzel bir iklime dönüştürüverir. Değişen ve dönüşen insanın yüreğinde güzellikler makes bulur. Eeeh işte! Bizde tam da bunun için yola koyuluyoruz. Gönlünüzde hakikat çiçekleri açsın deyu yola revan oluyoruz.
KARTALLAR YÜKSEK UÇAR AMA NASIL?
Yapmamız gereken, kartallar gibi, yeni bir hayatı gerçekten istemek ve elde etmek için emek vermek, bedel ödemektir.
Otobüsün camından dışarıya hayretlerle bakıyor, gözlerinde bir mana hissediyordu. Yıllardır bakıyordu lakin bakmak ile görmek arasındaki farkı yeni anlamaya başlamıştı. Muazzam bir maviliğin üzerindeki ışıltıdan gözleri kamaşıyordu. Ne kadar da güzeldi, güneş ile denizin birlikteliği. Denize yüksek bir kayadan dökülen suyun sesi ve buğusu, müthiş bir seyir zevki veriyordu. Bütün hücrelerine kadar dinlendiğini hissediyordu. Ani bir kararla otobüs şehirlerarası şirkete ait olmasına rağmen muavine:
- Lütfen durabilir misiniz? Burada inmek istiyorum dedi, Muavin telaşla:
- Ama beyefendi duramayız, durursak da bekleyemeyiz. Hem buradan kolay kolay araba da geçmez. Metin kararlılıkla muavine dönerek:
- Olsun siz beni indiriniz, dedi. Araba durdu ve Metin iniverdi. Ayağını yere basar basmaz mutluluktan uçacak gibiydi. Doğanın cazibesi onu kendine çekmeyi başarmıştı. Her şeyi bir kenara koyup kendini bu güzelliğin kollarına bırakmıştı. Ne de güzeldi şelaleyi andıran bu doğa harikası.
Dayanamadı ve sağa sola bakarak üzerindekileri gördüğü çınar ağacının arkasında değiştirdi. Haşemasıyla akan suyun altına attı kendini. İlk önce suyun soğukluğundan irkilmiş hatta birazda titremişti. İlk 5 dakikadan sonra suya alışmıştı. Akan suyun berraklığı, sesiyle adeta bütünleşmişti.
Biraz yüzdükten sonra ilerde zirvede güneşin üzerine tam vurduğu, bir kayayı gözüne kestirdi. Tişörtünü giyip malzemelerini alarak ormanlığın ortasındaki patikadan yukarı doğru çıkmaya başladı. Çam ağaçlarının muazzam kokusu ve kuşların cıvıltısı eşliğinde yürüyordu. Yürüdükçe yüreği huzur buluyordu.
İnsanı beton duvarlar arasına sıkışmak yoruyordu. Ayrıca insanların mal, makam ve para üzerine kurulu düzeninin yanı sıra, herkesin sadece kendi rahatını düşünmesi yürekleri yaralıyordu. İşte tam da bu olumsuz dünyalık tutumlardan sıyrılıp, kendini doğaya bırakmak, insanı yeniden toparlıyor, değişim adına insanı ümitlendiriyordu.
Allah’ın yeryüzünde yarattığı zerrenin bile görev üzere hareket ettiğini, temaşa etmek insana bazen ciltler dolusu kitaptan daha çok şey anlatıyordu. Yeryüzünde Yüce Allah’ın halifesi olan insana, neler hizmet ediyordu neler! Çam ağacı kokusu, suların şırıltısı, kuşların cıvıltısı yaratılanların hepsi ama hepsi Rahmani bir emirle hizmetini insana sunuyordu.
Metin bu düşüncelerle biraz ilerledikten sonra kayaya yakın bir yerde, bir mağara fark etti. İçeriden sesler geliyordu. Biraz çekinerek, birazda korkarak yavaş adımlarla mağara kapısına doğru yanaştı. Farkında olmadan bir dala basmış, çıkan ses ile sanki başından kaynar sular dökülmüştü. Ne yapacağını bilemedi. Daha sonra derin bir nefes aldı, çünkü mağarada kim veya kimler var ise fark etmemişlerdi kendini. Kapıya iyice yanaştı. Göz ucuyla içeriyi süzüldü. Aksakallı bir amca bir taşın üzerinde bir şeyler okuyordu. Ama okunan şeyin sözleri ve amcanın sesi harikaydı. Biraz dinledikten sonra yavaşça geri döndü. On yirmi metre gitmişti ki. Omuzundaki elin vücuduna dokunuşuyla irkildi ve korktu. Kendini omuzundan tutan kimdi acaba?
Sonra bir ses işitti:
- Merhaba evlat.
Metin aniden başını çevirerek arkasına döndü. Bu adam az önce Kur’an okuyan aksakallı adam idi.
- Söyle bakalım evlat sen kimsin? Ve buralarda ne ararsın? Metin:
- Şey… Amca inanın kötü bir amacım yok, sadece kafamı dinlemek için otobüsten indim. Ve bu doğal güzellikleri görünce şu zirveye doğru çıkmak istedim. Çıkarken sesleri duyunca buraya yöneldim.
- Estağfirullah yiğit adam. Sadece geliş sebebini öğrenmek istedim. Sen de benden çekinmeyesin. Sana istersen bir şey teklif edebilirim. Metin çekindiğini belli etmeden:
- Buyurun tabi.
- Şurada kızgın ateşte kaynattığım tadı harika bir çay var. Bardaklarımıza çayımızı dolduralım, dediğin zirveye beraber çıkalım olur mu?
Metinin tedirginliği gitmiş, aksakallının güzel çehresi ve konuşma uslubundan dolayı ona kanı ısınmıştı. Sevinç ve heyecanla karışık:
- Elbette, elbette dedi.
Biraz yürüdükten sonra zirvedeki kayaya oturdular. Aksakallı:
- Evet söyle bakalım yiğidim ismini bağışlar mısın?
- Ben Metin, peki ya sizin isminiz neydi?
- Nureddin.
- Neden burada yaşıyorsunuz? Aksakallı:
- Aslında ben burada yaşamıyorum. Eliyle ileriyi işaret ederek, şu belde de yaşıyorum, dedi.
Bulundukları yerden her yer ayaklarının altında idi. Denizi yerleşim yerlerini, kuş bakışı rahatlıkla görebiliyorlardı. Metin işaret edilen yere bakarken, müthiş tabloyu görmeye başladı. Bulundukları yerden her yer, ne kadar da güzel görünüyordu.
Ak Sakallı devamla:
- Ben buraya yılda bir ay geliyor, burada uzlete çekiliyorum. Manevi olarak güç alıyorum.
Bazen insanın hayatın merkezinden koparak tek başına kalması, kendini toparlaması açısından oldukça önemli. İşte insan burada bunu başarıyor.
- Peki sen nerede yaşar, ne yaparsın? Seni buraya getiren şey nedir?
- Size garip gelecek ama, ben iyice bu hayattan bunaldım, bir ara intihara sürüklendim. Lakin sizin gibi ibadet hayatım olmasa da, Allah olan inancım tam. Ve hiçbir zaman bu yönde kötü, isyankar bir adım atmadım. Hayatımı kendimi vatanımı ve talebelerimi geliştirmeye adadım. Zorluklarla mücadeleye yılsam da aralıklarla devam ettim. Ben de buraya üç dört yüz kilometre uzaklıkta yaşıyorum. Aksakallı:
- Anladığım kadarıyla sen öğretmensin. Bunu isteyerek söyleyemediğinin farkındayım, lakin öğretmen de olsak neticede insanız. Sen robot değilsin, insan yetiştirsen de insanı eğitmenin, insanla uğraşmanın büyük zorlukları var. Önemli olan Allah’a olan imanını teslimiyetle yaşamaktır. Bir sözüne katılmadığımı ifade etmek isterim. Şöyle ki: Allah’a tam iman eden kişi, ibadetsiz bir hayat süremez ibadetsiz yaşayamaz. Öncelikle ibadi bir hayatı kendine vazife bilmelisin. İkinci olarak rehber ve pusula olarak Kuran’ı elinden düşürmemeli, Rasulullah’ı daha iyi örnek almalısın. Biliyor musun? Büyük bir tevafuk ki ben de öğretmen emeklisiyim ve bizi burada buluşturan Rabbimizin bizden bir muradı var. Bu bağlam da özellikle biz, her zorlukta gerisin geriye dönmemeliyiz. Bizi takip eden onlarca yüzlerce insanın olduğunu unutmamalıyız. Normal bir vatandaşın esnafın bu yönde mücadeleyi bırakması çok tesirli olmayabilir. Lakin senin bırakman demek, onların yüzlerindeki heyecanının mücadelesinin bitmesi demektir. Bundan dolayıdır ki bu yolda ölmek vardır amma dönmek yoktur. Çünkü bu dünya, kendinden ibaret değildir. Ahirete sonsuzluğa uzanan bir kapı hükmündedir. Görüyorsun ya bir denizi, bir şelaleyi, bir ağacı; velhasılı tüm mahlukatı, emrine vermiş olan Yüce Allah’ın senden istedikleri var! Kendisine faydan olmasa da insanlığa vermeni istediği faydalar beklentiler var. Evet, Azizim bak görüyor musun şu mübareği, bu ne kuşu bilir misin?
- Evet oldukça büyük, kartal bu.
- Aynen ta kendisi, şuan yuvasına yakın oturduğumuz için yuvasına gelebilecek bir saldırı için teyakkuzda. Dedim ya her mahlukat bir emir ile yaşıyor bu hayatı, ya bizler! Ne kadar farkındayız. Kendimizi geliştirebiliyor, zafiyetlerimizi, kızgınlıklarımızı, nefsimize zor gelenleri bir kenara koyup, yol alabiliyor muyuz? Yıkılsak dahi imanımızla ayağa kalkabiliyor muyuz? Şu gördüğün mübareğin kartalın hayatını dinlemek ister misin?
- Elbette Azizim elbette! Ne iyi yapmışım şu otobüsten inmekle. Anlatan olabiliriz, birçok şeyi bildiğimizi zannedebiliyormuşuz! Meğer dinlemek ne de güzelmiş, hakkı söyleyenin dilinden. Buyur Azizim dinliyorum sizi.

