Kahve Kitap
Abdullah Sevim Kulfani
Köşe Yazarı
Abdullah Sevim Kulfani
 

İDEALLERİ İÇİN YAŞAMAK

Hava alabildiğine açık ve sıcak bastırmıştı. Ağacın arkasına geçti hedefini görmeye gayret ediyordu. Bir yandan kendisi görünmemeliydi. Gelebilecek bir tehlike, varlığını sonlandırabilirdi. Mücadele etmenin ve dikkatli olmanın ne anlama geldiğini biliyor ve buna göre hareket ediyordu. Hayatta, kaybetmeye tahammülü yoktu. Gizlendiği yerden ansızın çıkıverdi. Artık açık bir hedefti. Sağına soluna baktı, tedirginlik ve korkuyla karışık duygularla yürüdü. Buradan düşman cephesini görmek imkansızdı. Bir süre hedefine yaklaşmak için yürüdü. Çok yaklaşmıştı ki arkasında bir ses işitti. Küçük dilini yutacak gibiydi, irkildi ve dönüp arkasına bakmak istedi. Dönemedi, arkasında birinin varlığını hissetti. Derken bir ses duydu. Kısık bir sesti bu: Yusuf, benim. Bu arkadaşı Celil idi, rahatladı. Üstündeki ağır yük, kasvet gitmişti. Yusuf Celil’e Dönerek:  Allah seni bildiği gibi yapsın Celil! Bu şekilde gelinir mi? Birader düşman hattındayız! Celil: Ooo! Kardeşim Yusuf mu diyeydim? Ortalık güneşi kapatan bulutlarla kararmaya, az biraz da rüzgar serin esmeye başlamıştı. Yusuf Celil'e dönüp: Ben sürünerek yaklaşacağım. Karşıdakileri uyandırmayalım. Sen de sağdan ilerle tamam mı Celil? Dedi. Yusuf, sürünerek ilerliyordu. Bir anda düşüncelere daldı. Sürünürken ağzına çer çöp geliyor. Ağzı gözü toz toprak oluyordu. Kendi kendine söylenmeye başladı. Ailesi geldi aklına. Annesinin söyledikleri kulağında çınladı. Annesi “Şu sonradan yaptığın kahvaltının bulaşıklarını bari yıka.” dediğinde takındığı tavırlar gözünde canlandı. Kire pisliğe gelmezdi, elini bile vurmak istemezdi. Lakin şimdi yerlerde sürünüyordu. Konuşma sesleri gelmeye başlayınca, dikkatini oraya doğru verdi. Bu konuşanlar düşman hattındaydı. Sürünmeye devam etti. Yaklaşınca bir ağacın arkasına geçti. Görünmeyecek şekilde ayağa kalktı. Lakin kalkarken bir dal dala basmıştı. Çatırt…!   Kim var orada? Diye haykırdı biri. Yusuf kendini iyice gizlemeye çalışıyor, ses çıkmasın diye nefesini bile tutuyordu. Ayak sesleri yaklaşıyordu. Açığa çıkmasına az kalmıştı ki karşıdakilerden biri: Yok ya, baksana sincapmış! Yusuf derin bir nefes aldı. Hayatla ölüm arasında, ölümün kıyısından geçmişti sanki. Düşman hattındakiler uzaklaşınca tekrar yere yattı. Lakin Celil’i yakalamışlardı. Hedefe ulaşmasına az kalmıştı. Oradakiler iyice uzaklaştı. Karşı hamle için fırsat kollarken bir yandan kulağı kulübedeki sese odaklandı. Tamam, ben buradayım. Şu an sıkıntı yok. Burada tekim, diğerleri çevreyi kolaçan ediyorlar. Yusuf ilerlemeye devam etti. Karşıdaki fıçıyı gözüne kestirdi. Arkasına geçersem kulübedekini indiririm diye düşündü. Zor da olsa fıçının arkasına geçti silahını kaldırdı. Kulübe camsız ve orada sadece bir kişi vardı. O da oturmuş vaziyette sağa sola bakıyordu. Lakin gizlendiği için kendini göremiyordu. Bir anda kulübedeki kapıdan çıktı. Silahı görünüyordu ve içerde bırakmıştı. Silahsızdı ve tamda istediği andı. Yusuf: İşte tam zamanı, eller yukarı! Diye bağırdı. Düşman hattındaki asker neye uğradığını şaşırdı. Yusuf bu iş için çok emek vermişti. Hedefe ramak kalmıştı. Tam nişan aldı ateş edecekti ki; Pattt! diye bir ses geldi. Sırtında ıslaklık hissetti vurulmuştu. Sırtı yanıyordu. Acısından dişlerini sıktı. Tam hedefe varmak üzereyken ve ramak kala Yusuf açısından vahim bir hadise olmuştu. İki kişi yanına gelip: İndir silahını!  Vuruldun. Kollarından tutup apar topar kafese kapattılar. Kafeste otururken: Ah Yusuf ah! Diyerek hayıflanıp duruyordu. Ortam kalabalıklaşmıştı. Dışarıdakilerden biri: Namaz geçiyor benim namazımı kılmam lazım. Siz dikkatli olun dedi. Yusuf, hayretler içerisinde bu sözü söyleyene bakıyordu. Bu defa babası aklına geldi. “Oğlum hadi kalk!  Vakit Allah'a teşekkür etme vakti! Bak Allah bize nelerde nasip etti. Hadi Yusuf'um Kalk.” Yusuf, bazen ağır uyurmuş numarası yapıyordu. Babası ise vakitte geçer endişesiyle mecburen namazını tek kılıyordu. Tüm bu ısrarlara rağmen Yusuf, bazen namazını kılıyor bazen ise umursamıyordu. Burada anne baba yoktu bu genci harekete geçiren neydi? Diye düşündü. Böyle bir ortamda namaz kılan, yaşıtı olan gence imrenerek baktı. Sonra mutluluk ve çığlık sesi geldi. Gelen kendi sancaklarıydı, kaybetmişlerdi. Kendi hatlarına girilmiş sancak çıkarılmıştı. O kadar emek bu kez de aynı takıma karşı yenilmişlerdi. Paintball bazen can acıtan, riskli tarafları olsa da Yusuf’un hoşuna giden bir oyundu. Oyun oldukça geniş bir alana kurulmuş gerçek bir opreasyonu aratmıyordu. Kapıyı açtılar kafesten çıktı. Ağrısına ve üzüntüsüne rağmen hala gözü namazı kılan gençteydi. Şuan güneşin ağaçlar arasında batmaya başladığı, rüzgarın ahengi ile yürekleri serinlettiği, muazzam bir yerde kuş cıvıltısı eşliğinde ellerini açıp dua eden gence gıpta ile baktı. Ve kalkacak olduğunu görünce ona yaklaşıp: Seccadeyi kaldırmazsan, bende kılayım olur mu? Yalnız benim abdestim de yok. Nereden alabilirim? Dedi. Muhammed: Az ileride Kaynak suyu var. İstersen beraber gidebiliriz. Yusuf: Tabi. Muhammed: Adın neydi? Yusuf: Yusuf, ya senin? Muhammed: Muhammed, memnun oldum. Yusuf: Bir şeyi merak ettim. Seni namaza sevk eden nedir? Muhammed net bir cevapla: İmanım elbette. O’nu, Rabbimi hatırımdan çıkarmıyorum. Hayatımı O’nun Kuran’ına göre, Rasulü Efendimiz Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellemi örnek alarak, hadislerini okuyarak idame etmeye çalışıyorum. Aslında meşguliyetlerimi onun hoşnut olacağı şeylerden seçiyorum. Hoşlanmayacağı şeylerden ise uzak duruyorum. Örneğin sana garip gelebilir ben Özgür Kudüs için buradayım. Bir gün olur da merdü meydan vakti gelirse diye bu oyundayım, aslında bir eğitimdeyim. Kendimi her noktada yetiştirmeye gayret ediyorum. Bir şeyi kim için yahut ne için yaptığın çok önemli. Sadece oyun gözüyle nefsini kendini eğlendirmek için yaparsan bir hayır alamazsın. Lakin niyetinde hayır varsa akıbet hayır olur. Efendimizin Şu sözü de aklımdan çıkmaz “Ameller niyetlere göredir.” Meşru olan her iş Allah için olmalı. Zaten gayrimeşru, Allah'ın hoşlanmayacağı bir işten de uzak durmalı Müslüman. Bugün maalesef ki yaşıtlarımız namazdan uzaklaşmanın yolunu ararken gayrimeşru işlere yelken açıyor. Arkadaş ortamı ve meşguliyetleri Allah'ın dininden uzaklaştırıyor, farkında bile değiller. Muhammed'in bu sözü Yusuf'un yüreğine oturuyordu anne babasının anlatamadığı, aslında anlamak istemediği hakikatleri bir yaşıtından öğreniyordu. Muhammed: Neyse vakit geçmeden abdestini alıver gidip kılalım namazımızı. Yusuf: Sen de mi kılacaksın? Sen kılmamış mıydın? Muhammed: Tabii, tekrar kılacağım cemaatin sevabını neden kaçırayım. Kimse yoktu diye tek kıldım. Şimdi seninle kılayım da; ala nur ala nur olsun! diyerek gülümsedi.             Yusuf: Elbette ben de mutlu olurum. Abdest aldıktan sonra birlikte namaza geçtiler. Yusuf böylesine huzur ve mutlulukla ilk defa, böylesi bir namaz kılmıştı. Kendi kendine “iyi ki oyunu kaybetmişiz” dedi. Muhammed'in numarasını aldı ileride oluşacak büyük bir kardeşliğin adımını atmış oldu.   Cihan içinde ameli salihü, muamelatı hasene; Rifakatı uşşaku ihvanı safa imiş ancak… (Fuzuli)   "Şu dünya içinde yapılacak en doğru, en iyi iş; Temiz kalpli kardeşlerle (ihvân) ve dostlarla yoldaşlık, arkadaşlık etmekmiş meğer."
Ekleme Tarihi: 22 Haziran 2026 -Pazartesi
Abdullah Sevim Kulfani

İDEALLERİ İÇİN YAŞAMAK

Hava alabildiğine açık ve sıcak bastırmıştı. Ağacın arkasına geçti hedefini görmeye gayret ediyordu. Bir yandan kendisi görünmemeliydi. Gelebilecek bir tehlike, varlığını sonlandırabilirdi. Mücadele etmenin ve dikkatli olmanın ne anlama geldiğini biliyor ve buna göre hareket ediyordu. Hayatta, kaybetmeye tahammülü yoktu.

Gizlendiği yerden ansızın çıkıverdi. Artık açık bir hedefti. Sağına soluna baktı, tedirginlik ve korkuyla karışık duygularla yürüdü. Buradan düşman cephesini görmek imkansızdı. Bir süre hedefine yaklaşmak için yürüdü. Çok yaklaşmıştı ki arkasında bir ses işitti. Küçük dilini yutacak gibiydi, irkildi ve dönüp arkasına bakmak istedi. Dönemedi, arkasında birinin varlığını hissetti. Derken bir ses duydu. Kısık bir sesti bu:

  • Yusuf, benim.

Bu arkadaşı Celil idi, rahatladı. Üstündeki ağır yük, kasvet gitmişti.

Yusuf Celil’e Dönerek:

  •  Allah seni bildiği gibi yapsın Celil! Bu şekilde gelinir mi? Birader düşman hattındayız!

Celil:

  • Ooo! Kardeşim Yusuf mu diyeydim?

Ortalık güneşi kapatan bulutlarla kararmaya, az biraz da rüzgar serin esmeye başlamıştı.

Yusuf Celil'e dönüp:

  • Ben sürünerek yaklaşacağım. Karşıdakileri uyandırmayalım. Sen de sağdan ilerle tamam mı Celil? Dedi.

Yusuf, sürünerek ilerliyordu. Bir anda düşüncelere daldı. Sürünürken ağzına çer çöp geliyor. Ağzı gözü toz toprak oluyordu. Kendi kendine söylenmeye başladı. Ailesi geldi aklına. Annesinin söyledikleri kulağında çınladı. Annesi “Şu sonradan yaptığın kahvaltının bulaşıklarını bari yıka.” dediğinde takındığı tavırlar gözünde canlandı. Kire pisliğe gelmezdi, elini bile vurmak istemezdi. Lakin şimdi yerlerde sürünüyordu.

Konuşma sesleri gelmeye başlayınca, dikkatini oraya doğru verdi. Bu konuşanlar düşman hattındaydı. Sürünmeye devam etti. Yaklaşınca bir ağacın arkasına geçti. Görünmeyecek şekilde ayağa kalktı. Lakin kalkarken bir dal dala basmıştı.

  • Çatırt…!

 

  • Kim var orada? Diye haykırdı biri.

Yusuf kendini iyice gizlemeye çalışıyor, ses çıkmasın diye nefesini bile tutuyordu. Ayak sesleri yaklaşıyordu. Açığa çıkmasına az kalmıştı ki karşıdakilerden biri:

  • Yok ya, baksana sincapmış!

Yusuf derin bir nefes aldı. Hayatla ölüm arasında, ölümün kıyısından geçmişti sanki. Düşman hattındakiler uzaklaşınca tekrar yere yattı. Lakin Celil’i yakalamışlardı.

Hedefe ulaşmasına az kalmıştı. Oradakiler iyice uzaklaştı. Karşı hamle için fırsat kollarken bir yandan kulağı kulübedeki sese odaklandı.

  • Tamam, ben buradayım. Şu an sıkıntı yok. Burada tekim, diğerleri çevreyi kolaçan ediyorlar.

Yusuf ilerlemeye devam etti. Karşıdaki fıçıyı gözüne kestirdi. Arkasına geçersem kulübedekini indiririm diye düşündü. Zor da olsa fıçının arkasına geçti silahını kaldırdı. Kulübe camsız ve orada sadece bir kişi vardı. O da oturmuş vaziyette sağa sola bakıyordu. Lakin gizlendiği için kendini göremiyordu. Bir anda kulübedeki kapıdan çıktı. Silahı görünüyordu ve içerde bırakmıştı. Silahsızdı ve tamda istediği andı.

Yusuf:

  • İşte tam zamanı, eller yukarı! Diye bağırdı.

Düşman hattındaki asker neye uğradığını şaşırdı. Yusuf bu iş için çok emek vermişti. Hedefe ramak kalmıştı. Tam nişan aldı ateş edecekti ki;

  • Pattt! diye bir ses geldi.

Sırtında ıslaklık hissetti vurulmuştu. Sırtı yanıyordu. Acısından dişlerini sıktı. Tam hedefe varmak üzereyken ve ramak kala Yusuf açısından vahim bir hadise olmuştu. İki kişi yanına gelip:

  • İndir silahını!  Vuruldun.

Kollarından tutup apar topar kafese kapattılar. Kafeste otururken:

Ah Yusuf ah! Diyerek hayıflanıp duruyordu. Ortam kalabalıklaşmıştı.

Dışarıdakilerden biri:

  • Namaz geçiyor benim namazımı kılmam lazım. Siz dikkatli olun dedi.

Yusuf, hayretler içerisinde bu sözü söyleyene bakıyordu. Bu defa babası aklına geldi. “Oğlum hadi kalk!  Vakit Allah'a teşekkür etme vakti! Bak Allah bize nelerde nasip etti. Hadi Yusuf'um Kalk.” Yusuf, bazen ağır uyurmuş numarası yapıyordu. Babası ise vakitte geçer endişesiyle mecburen namazını tek kılıyordu. Tüm bu ısrarlara rağmen Yusuf, bazen namazını kılıyor bazen ise umursamıyordu. Burada anne baba yoktu bu genci harekete geçiren neydi? Diye düşündü. Böyle bir ortamda namaz kılan, yaşıtı olan gence imrenerek baktı.

Sonra mutluluk ve çığlık sesi geldi. Gelen kendi sancaklarıydı, kaybetmişlerdi. Kendi hatlarına girilmiş sancak çıkarılmıştı. O kadar emek bu kez de aynı takıma karşı yenilmişlerdi.

Paintball bazen can acıtan, riskli tarafları olsa da Yusuf’un hoşuna giden bir oyundu. Oyun oldukça geniş bir alana kurulmuş gerçek bir opreasyonu aratmıyordu.

Kapıyı açtılar kafesten çıktı. Ağrısına ve üzüntüsüne rağmen hala gözü namazı kılan gençteydi. Şuan güneşin ağaçlar arasında batmaya başladığı, rüzgarın ahengi ile yürekleri serinlettiği, muazzam bir yerde kuş cıvıltısı eşliğinde ellerini açıp dua eden gence gıpta ile baktı. Ve kalkacak olduğunu görünce ona yaklaşıp:

  • Seccadeyi kaldırmazsan, bende kılayım olur mu? Yalnız benim abdestim de yok. Nereden alabilirim? Dedi.

Muhammed:

  • Az ileride Kaynak suyu var. İstersen beraber gidebiliriz.

Yusuf:

  • Tabi.

Muhammed:

  • Adın neydi?

Yusuf:

  • Yusuf, ya senin?

Muhammed:

  • Muhammed, memnun oldum.

Yusuf:

  • Bir şeyi merak ettim. Seni namaza sevk eden nedir?

Muhammed net bir cevapla:

  • İmanım elbette. O’nu, Rabbimi hatırımdan çıkarmıyorum. Hayatımı O’nun Kuran’ına göre, Rasulü Efendimiz Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellemi örnek alarak, hadislerini okuyarak idame etmeye çalışıyorum. Aslında meşguliyetlerimi onun hoşnut olacağı şeylerden seçiyorum. Hoşlanmayacağı şeylerden ise uzak duruyorum. Örneğin sana garip gelebilir ben Özgür Kudüs için buradayım. Bir gün olur da merdü meydan vakti gelirse diye bu oyundayım, aslında bir eğitimdeyim. Kendimi her noktada yetiştirmeye gayret ediyorum. Bir şeyi kim için yahut ne için yaptığın çok önemli. Sadece oyun gözüyle nefsini kendini eğlendirmek için yaparsan bir hayır alamazsın. Lakin niyetinde hayır varsa akıbet hayır olur. Efendimizin Şu sözü de aklımdan çıkmaz “Ameller niyetlere göredir.” Meşru olan her iş Allah için olmalı. Zaten gayrimeşru, Allah'ın hoşlanmayacağı bir işten de uzak durmalı Müslüman. Bugün maalesef ki yaşıtlarımız namazdan uzaklaşmanın yolunu ararken gayrimeşru işlere yelken açıyor. Arkadaş ortamı ve meşguliyetleri Allah'ın dininden uzaklaştırıyor, farkında bile değiller.

Muhammed'in bu sözü Yusuf'un yüreğine oturuyordu anne babasının anlatamadığı, aslında anlamak istemediği hakikatleri bir yaşıtından öğreniyordu.

Muhammed:

  • Neyse vakit geçmeden abdestini alıver gidip kılalım namazımızı.

Yusuf:

  • Sen de mi kılacaksın? Sen kılmamış mıydın?

Muhammed:

  • Tabii, tekrar kılacağım cemaatin sevabını neden kaçırayım. Kimse yoktu diye tek kıldım. Şimdi seninle kılayım da; ala nur ala nur olsun! diyerek gülümsedi.

            Yusuf:

  • Elbette ben de mutlu olurum.

Abdest aldıktan sonra birlikte namaza geçtiler. Yusuf böylesine huzur ve mutlulukla ilk defa, böylesi bir namaz kılmıştı. Kendi kendine “iyi ki oyunu kaybetmişiz” dedi. Muhammed'in numarasını aldı ileride oluşacak büyük bir kardeşliğin adımını atmış oldu.

 

Cihan içinde ameli salihü, muamelatı hasene;

Rifakatı uşşaku ihvanı safa imiş ancak… (Fuzuli)

 

"Şu dünya içinde yapılacak en doğru, en iyi iş;

Temiz kalpli kardeşlerle (ihvân) ve dostlarla yoldaşlık, arkadaşlık etmekmiş meğer."

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanagundemi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat