Kahve Kitap
Aziz Terzi
Köşe Yazarı
Aziz Terzi
 

Türkiye’de ki Seçimleri Nasıl Okumalıyız?

Toplumda büyük bir gerginliğe sebep olan bir seçim sürecini daha geride bıraktık. Seçim Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesi ve Cumhur İttifakı’nın meclis çoğunluğunu kazanması ile sonuçlandı. Kazanan taraf coşkulu kutlamalarla bunu büyük bir milli zafer şeklinde sunmaya çalışırken, kaybeden taraf ise büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Seçim sürecinde her iki tarafında seçmenlerini güçlü bir şekilde konsolide etmesiyle seçimlere katılım oranı yüksek oldu. Seçimin hemen akabinde ise birçok açıdan seçimler ve sonuçları yorumlanmaya başlandı. Gerek dünya ülkeleri gerekse de yurtiçindeki çeşitli kesimler kendi bakış açılarına göre seçim sonuçlarını yorumlayarak insanlara bir bakış vermeye çalıştılar. İktidara yakın bazı çevreler seçim sonuçlarını demokrasi zaferi olarak yorumladılar ve gerek katılım oranı yüksekliği gerekse de Erdoğan’ın galibiyetini “demokrasi kazandı” sloganıyla sundular. Muhalefet kanadından azgın laik ve Kemalist güruh ise bir kez daha yaşadıkları mağlubiyetin acısını halktan çıkarırcasına “halk, sefaleti ve gericiliği tercih etti” diyerek yine kalplerindeki kini ve öfkeyi kustular. Kimileri faşist zihniyetlerini ve mülteci düşmanlığını ön plana çıkartırken kimileri de Türkiye’de yükselen milliyetçiliğe vurgu yaptı. Sonuç itibari ile tüm çevreler kendi hedefleri doğrultusunda seçimleri yorumlayarak topluma bir bakış dikte etmeye çalıştılar ve hâlâ da buna devam etmektedirler. Peki bizler bu seçime ve sonuçlarına nasıl bakmalıyız? Seçim sonuçlarını nasıl okumalı ve Müslüman halka nasıl bir bakış vermeliyiz? Öncelikle şunu açıkça ifade edelim ki, yukarıda zikrettiğimiz okumalar ve yorumlar tehlikeli bir hedefe yönelik kasıtlı yorum ve okumalardır. Her seçimden sonra özellikle “demokrasi kazandı” şeklinde yapılan yorumlar, seçimlere katılım oranlarının yüksekliğine vurgu yaparak “halk demokrasiye sahip çıktı” şeklindeki manşetler hem bu halka demokrasiyi benimsetme hedefine yönelik manipülasyon amaçlıdır hem de toplumu İslâm ile değiştirme çalışmalarına karşı ümitsizlik tohumları ekmeye yöneliktir. Zira halkın demokrasiyi, milliyetçiliği vb. küfür fikirlerini benimsediği şeklinde algı oluşturmak, artık bu halkın İslâm’dan tamamen uzaklaştığı, onu İslami fikirler ile değiştirme ve İslâm toplumuna dönme çalışmalarının faydasız olduğu duygusunu yaymak amacına yöneliktir. Bu da zayıf, iradesiz ve vakıadan etkilenen kimseleri ümitsizliğe düşürüp, İslami çalışmalardan vazgeçmesine sebep olur. Çünkü bu kişiler kirli bir hedefe yönelik bu yorumları hakikat zanneder. Bu tuzağa düşen fertler ya da cemaatler artık etken değil edilgen bir hale dönüşür. Topluma ve vakıalara yön veremez ve doğru bakış açısını kaybederler. Aksine her vakıadan olumsuz olarak etkilenir ve artık hatalı duygular onlara yön verir. Gerçekleşen vakıaya yüzeysel bakmaya başlar, bu nedenle de vakıayı değiştiremezler. Hatta söylem olarak ona karşı koysalar da aslında mevcut hali değişmez bir gerçeklik olarak görmeye başlarlar. Bu hali değiştirecek mecalleri kalmaz. Üzerine sorumluluk almaktan kaçınırlar. Zira vakıanın değişmeyeceğine inanmış ya da inandırılmışlardır. Her yeni durum onları daha da savurur ve başarısızlığı kabullenirler. İşte günümüzde şahit olduğumuz birçok samimi ferdin ya da cemaatlerin savrulmalarındaki temel unsurlardan birisi de bu tuzağa düşmeleridir. Sahih bir iradeye ve uyanıklığa sahip ve aynı zamanda basiret sahibi İslâm davetçilerinin çok iyi bildiği gibi bu tuzaklar, sistemin en çok kullandığı argümanlardan birisidir. Bir yandan toplumu tamamen yozlaştırıp çürütmeye yönelik her türlü ahlaksız ve ifsat edici projeleri açıktan açığa uygulamaya sokarken, diğer taraftan toplum bunları istiyor manipülasyonuyla bu toplumun asla düzelmeyeceği, değişmeyeceği, bu hale gelmiş bir toplumun  İslâm şeriatını hayatlarında istemeyeceği vehmine insanları inandırmaya çalışıyorlar. Yine toplumun İslâmi duygularından ve nefislerinde kökleşmiş mefhumlarından kaynaklanan bazı olayları ise demokrasi için atılmış adımlar olarak gösteriyorlar. Hatırlanacağı üzere bunun en yakın örneği 15 Temmuz’da açık bir şekilde görülmüştür. İşte tüm bu manipülasyonlarla gerçekleştirilmek istenilen hedeflerden birisi de her zaman bardağın boş tarafını göstererek, Müslümanların kalplerine ümitsizlik tohumları ekmeye çalışmaktır. Böylece toplumun helak olduğunu ve değişmeyeceğini kabul ettirmektir. Oysaki Müslümanlar ve özellikle İslâm davetini yüklenen kimseler her zaman ümit veren olmak zorundadırlar. Zira bu durum Rahmani olan ümidi ve güveni artıran önemli bir husustur. Aksi taktirde şeytani olan ümitsizlik tohumlarının  yayılmasına  sebep  olur.  Allah  Rasulü  bizleri  bu  söylem  ve  duyguya  karşı sakındırmış ve uyarmıştır. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:  “Bir  kimsenin: "İnsanlar  helak  oldu!" dediğini  duyarsanız,  bilin  ki  o, herkesten çok helak olandır.” [Müslim] Çünkü onları Allah'ın rahmetinden ümitsizliğe ve ye'se düşürdü. Üzerinde bulundukları hal üzere kalmalarına sebebiyet verdiği için helak olana kadar onları ümitsizliğe sevk etmeye devam etti. Bu bakış açısıyla yorum ve söylemlerimizde insanlara can suyu verecek, olumlu ve potansiyelini açığa çıkaracak özelliklerini keşfetmek ve topluma da keşfettirmek önceliğimiz olmalıdır. Bildiğimiz gibi bu halkın inandığı akide İslâm akidesidir ve sahip oldukları duyguların birçoğu İslâmi duygulardır. Demokratik kapitalist düşünceler ise yerleşik olmayan, sarsıntılı düşünceler halindedir. Müslümanlar bu fikirleri aldıkları zaman inanarak almadılar, inançları ile çelişmediği bilakis uyumlu olduğu yönündeki aldatmalara istinaden aldılar. Her ne kadar davranışları bu yönde seyretse de bu düşünceler zihinlerinde yerleşik bir halde değildir. Akideleri ile çeliştiğine ikna oldukları zaman çok hızlı bir şekilde bunları bırakmakta ve hemen İslâmî düşüncelere dönmektedirler. Keza halkın büyük bir çoğunluğu bu sistemin kurucu ilkelerini benimsememekte ve hatta ona karşı bir cephe almaktadır. Bunun en bariz göstergesi Cumhuriyet siyasi bir varlık olarak 100. yılını doldurmasına rağmen, Cumhuriyet'in kurucu partisi ne yaparsa yapsın, bu ülkede iktidara gelememektedir. Laik Kemalist zihniyet tüm imkânlara sahip olsa dahi hâlâ bu toplumu kendisi gibi yapamadı. İslâmi hassasiyete sahip bu ülkenin çoğunluğu Cumhuriyet kurulurken Batılılaşma uğruna bu halka ne acılar çektirdiğini nesilden nesile aktarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olan CHP; halkın zihninde marjinal, elitist/seçkinci, Batı hayranı, halkı küçümseyen, din düşmanı ve bu halkın değerlerine yabancı bir parti olarak canlı bir şekilde durmaktadır. Geçmişten bugüne sözde İslâmcı partiler, yürüttükleri tüm propagandalarda CHP’yi ve laik Kemalistleri yerli olmayan Batı’nın ajanı olarak göstermede hiç zorluk çekmemişlerdir. Çünkü laik Kemalist zihniyet ve sahipleri bu halkın kalbinde hiçbir zaman yer bulamamışlardır. İşte bu algıyı kırabilmek için CHP ve zihniyeti türlü entrikalara başvurdu. Hatta bu son seçimde CHP lideri Kılıçdaroğlu bu imajı yok etmek için helalleşme turları düzenledi ve İslâmi hassasiyete sahip kimselerin de oyunu alabilmek için muhafazakâr üç  partiyi kurduğu masaya oturttu. Fakat yine de hedeflediği karşılığı göremediler. Yaşanan ekonomik krize ve deprem felaketine rağmen, halk yine de onlara ve vaatlerine pirim vermedi. Müslüman halk kendince İslâm’a hizmet ettiğini zannettiği ve İslâmi söylemlere sahip olarak gördüğü kişiyi tercih etti. Keza yine Anadolu insanı 1946 yılında çok partili sisteme geçilmesinden bugüne tercihini İslâmcı sağ partilerden yana yapmış ve demokratik seçimlerde sözde İslâmi partileri desteklemeyi İslâmi bir mücadele yöntemi olarak görmüştür. Nitekim seçimlere katılımın yüksek olması da daha çok alt ve orta gelirli insanların iştirakiyle olmaktadır. İnsanların bu şartlarda bile hâlâ mevcut iktidara destek olması ve onu iktidar yapması, demokrasi ve milliyetçilikten değil, İslâm’ı referans alarak hareket etmelerindendir. Zira halkın çoğunluğunun nezdinde Erdoğan, namaz kılan, Kur’an okuyan ve İslâmi kimliği olan bir kişidir. İslâmi kimliği ile bir mücadele yürüttüğü için başta Batı olmak üzere iç ve dış mihraklar ona karşıdır anlayışı ile onu sahiplenmekte ve korumaya çalışmaktadır. Anadolu insanının seçimlerde ortaya koyduğu bu tavır asli itibariyle İslâmi duygulardan ve İslâm’a olan sevgilerinden kaynaklanmaktadır. Neredeyse tüm işlerinde sözü başka fiili başka olan, münkerleri açıkça işleyen, makyevelist bir lidere verilen bu destek şayet İslâm’ı bilfiil uygulayacak samimi, muhlis, sözü de davranışı da bir olan bir liderlikle muhatap olduklarında daha güçlü bir sahiplenmenin ortaya çıkacağına da işaret eder. Yeter ki sahih İslâmi fikirleri sahiplensinler ve sadece İslâm penceresinden bakabilmeyi idrak edebilsinler. Seçimleri kaybeden muhalefetin ve onları destekleyen başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletlerinin anlayamadığı ve okuyamadığı sosyolojik  gerçek işte budur. Ekonomik krizin bu denli şiddetli hissedildiği ve yaşanan büyük depremle birlikte iktidarın kolayca yıkılabileceğini düşünen bu kesimler bu halkın, nasıl olup da böyle bir ortamda hâlâ aynı iktidarı destekleyebildiğine anlam verememektedirler. Onlar bu toplumu, kendi Batı toplumlarıyla kıyaslamaktadırlar. Zira bu denli büyük ekonomik kriz her ülkede iktidarları kolaylıkla devirir. İnsanlar, siyasi tercihlerini çoğunlukla ekonomik menfaatlerine göre yaparlar. Oysaki bu halk, Batılı halklar gibi değildir. İslâmi değerleri ve duyguları ön plana çıktığında cebine göre değil kalbine göre hareket eder. İslâmi bir hedef üzerinde inandırıldığında, diğer dünya menfaatlerini gözü görmez. İşte Müslüman Türkiye halkının bu yönünü iyi bilenler, her seçim döneminde olduğu gibi bu seçimde de bu yönde oyun kurmuş ve sürekli halkın İslâmi duygularına hitap etmiştir. Kendi iktidarı döneminde palazlanan LGBT’yi hedef alarak siyasi rakiplerini LGBT’ci ve İslâmi aile yapısını yıkmaya çalışanlar olarak göstermiştir. ABD’nin desteği ile geliştirmeye çalıştığı savunma sanayisine dair yapılanları sanki ileride Batı’ya karşı cihadı ekber ilan edecekmiş gibi sunmuştur. Mitinglerine seccade ile çıkarak, rakibinin seccadeye ayakkabı ile basarak hakaret ettiğine vurgu yapmıştır. Kendisinin talimatı Allah’tan aldığını rakiplerinin ise Kandil’den aldığını tekrarlamıştır. Seçim çalışmalarını Kılıçdaroğlu Anıtkabir’de tamamlarken, Erdoğan Ayasofya’da tamamlamıştır. Bunlar gibi İslâmi vurgulu eylem ve söylemlerle halkın İslâmi duygularını sahte vaatlerle de olsa harekete geçirmiş ve böylece bu kriz ortamında dahi rahat bir şekilde iktidarını sürdürmeyi başarmıştır. Dolayısıyla Anıtkabir siyasetine karşı Ayasofya siyasetinin galip gelmesi ve bu halkın tercihini Anıtkabir’den değil de Ayasofya’dan yana yapması dahi tek başına bu halkın köklerindeki İslâm sevgisini göstermesi açısından önemli bir motivasyon kaynağıdır. Bu sebeple sonuçları açısından şer gibi görünse de bu seçimlerin gösterdiği hususlardan en önemlisi bu halkta büyük bir hayır olduğudur. Bu hayır ise İslâm’ın hayrıdır. Müslüman halkın nefislerinde kökleşmiş bu hayrı her ne kadar şuandaki iktidar ve yandaşları şer amaçları için kullansalar da, er ya da geç bu hayır doğru bir yöne yönelecektir. Bu açıdan bakıldığında içinde bulunduğumuz vakıa daveti yüklenenleri ümitsizliğe değil aksine heyecana ve daha büyük bir ümitle çalışmaya sevk etmelidir. Zira bu hayrı doğru yöne kanalize edecek ve bu halkın gerçekleri görüp İslâmi hayatı yeniden başlatmak için harekete geçmesine sebep olacak tek şey daveti yüklenenlerin çalışmalarıdır. Aksi taktirde halkın duyguları, kötü niyetli odakların oyuncağı haline gelecektir. Öte yandan toplumda âlim olarak itibar edilen birtakım kimseler ya da bekasını iktidarın yanında gören bazı cemaat liderleri ve siyasi parti liderleri, toplumu demokratik seçimlere katılmaya ikna etmek için sözde İslâmi fetvalarla zihinleri bulandırmışlardır. Bağlamından koparılmış bir şekilde ehven-i şerreyn kaidesini veya maslahatların celbi, mefsedetlerin defî gibi ilkeleri temel alarak ya da Yusuf aleyhisselam’ın küfür sistemi içerisinde yer aldığı(!) şeklindeki iftiraya sığınarak, fetva adı altında kendi bozuk anlayışlarını ortaya koydular. Demokrasinin İslâm ile çelişmediği, demokrasinin İslâm'dan olduğu şeklinde hezeyanlarda bulundular. İşte demokratik seçimlere katılımın yüksek olmasının temelinde toplumun bu şekilde sağdan yaklaşanlar tarafından kandırılmışlığı yatmaktadır. Nitekim laik-Kemalist kesimin başrol oynadığı Millet İttifakı’nı batıl, Erdoğan’ın liderliğini yaptığı Cumhur İttifakı’nı ise hakkı temsil eden taraf olarak gösterdiler. Kısacası İslâm ile hiçbir ilgisi olmayan seçimler, İslâmi hassasiyeti olan kesimlere hak-batıl meselesi olarak sunuldu. İslâmi hassasiyetleri yüksek olan Müslümanlar; demokrasinin Allah’ın razı olmadığı, bozuk bir yönetim sistemi olduğunun bilincinde olmakla birlikte, kendilerini iki şer arasından ehven olanın tercih edilmemesi durumunda daha şerli olanın yönetime geleceğini bunun da Allah katında bir vebal olacağına inandırıldı. Bu sebeple nefislerinde kökleşmiş İslâmi duyguların harekete geçtiği insanlar, İslâmi bir mücadele edercesine sandıklara koştular. Seçim sonuçları belli olunca da bir zafer kazanmışçasına sevinç gösterilerinde bulundular. Çünkü halkın nezdinde bu başarı, küfre karşı kazanılmış bir başarı gibi algılandı. İşte bu durum sözde İslâmcı partilerin ve İslâm’ın fikri liderliğinden uzak cemaatlerin yıllardır bu halkın İslâm’a dair temiz duygularını kendi çıkarları uğrunda istismar etmesinin bir sonucudur. Maalesef bu istismar sadece Türkiye’de değil, halkı Müslüman olan birçok ülkede karşılaştığımız bir tablodur. Bu istismar tablosunun değişmesinin tek yolu ise İslâm’ı bir bütün olarak tatbik etmek üzere bir ideoloji olarak yüklenmiş sahih bir kitleleşmenin bu insanlara liderlik etmesidir. Ancak bu liderlik sayesinde halkın temiz İslâmi duyguları doğru bir mecraya yönelecektir. İslâm akidesi ve bu akideden çıkmış nizamları tatbik etmek ile gerçek izzete kavuşacaklardır. Müslümanların yaşadığı beldeleri askeri ya da kültürel olarak işgal eden sömürgeci kafirlerin tasallutundan tam anlamıyla kurtulup gerçek zaferleri kutlayacaklardır. Bu sahih liderliğin altında halkı yeniden birleştirecek olan büyük bir cehd ve gayret ile İslâm davetinin halka taşınmasıdır. Büyük bir ümit ve güven ile gerçek izzeti ve zaferi insanlara anlatmaktır. Büyük bir sabır ve sebat ile akıllarını ikna etmektir. Hikmetli ve yumuşak sözlerle kalplerini kazanmaktır. Gece gündüz onlarla birlikte olarak dertlerini dinlemek, iyi ve kötü günlerinde yanlarında olmak, sıkıntılarını gidermek ve hayırhah olmakla güvenlerini kazanmaktır. Amaç onların duygularını bastırmak değil, doğru bir mecraya yönlendirmektir. Kusurlarını ve günahlarını örtüp hayırlarını zikrederek Allah’a yönelmelerini sağlamaktır. Kınayıcı değil, koruyucu olmak, daraltıcı değil, kuşatıcı olmaktır. İçinde bulunduğumuz karanlık dehlizlerden çıkıp tevhidin ve vahdetin aydınlığına ulaşmak için  hidayet  meşalesini  önlerinde  taşıyarak  onlara  yol  göstermektir. Rabbimiz  şöyle buyurmaktadır : “Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır. Onlarla en güzel şekilde mücadele et” Nahl-125 Gerçekleşen bu seçimlerde halkın tavrına ve onları harekete geçiren saiklere karşı doğru bakış bu olmalıdır. Bu seçimler ve sonuçları bu halkın demokrasi ve milliyetçilik gibi küfür fikirlerini kabul edip benimsediğini asla göstermez. Aksine bu halkın yıllardır istismar edilen İslâmi duygularını hâlâ yüksek oranda koruduğunu gösterir. Zira bu halk kalplerindeki iman cevherinin gereği olarak İslâmi değerleri azıcık bile olsa savunanlara hep destek verdi. İslâm düşmanlarını ise hiçbir zaman sevmedi ve onlara boyun eğmedi. Hilafet devletimizi ve İslâmi hayatı kaybettiğimiz günden beri laik sistemin bu halkı ifsat etmek için yapmadığı zulüm, başvurmadığı hile ve desise kalmadı. Lakin aradan 100 yıl geçmesine rağmen başarılı olamadılar. Bu halkın kalbinden İslâm sevgisini söküp atamadılar. Öyle ise gelin daha büyük bir ümitle ve heyecan ile çalışarak bu halkın temiz duygularını doğru bir fikre yönlendirelim. Hikmetle ve güzel öğütle nasihat edelim. Akrabalarımız, arkadaşlarımız, komşularımız olan bu insanlara diyelim ki; Sizin inancınıza bağlılığınız ve İslâm’a olan sevginiz tüm İslâm düşmanlarının korkulu rüyasıdır ve onların tüm emellerini boşa çıkaran bir esastır. Bu sebeple İslâm düşmanları sürekli üslup değiştiriyorlar. Hak ile batılı birbirine karıştırarak İslâm’ı milliyetçilik ve demokrasi kabuğuyla örtmeye çalıştılar. Laik cumhuriyetin fazilet olduğunu demokrasinin şura olduğunu söylediler. Onlara asla inanmayın!   Ancak siz bu kabukları kırıp atmaya, söylenen tüm yalanları sona erdirmeye muktedirsiniz. İstediğiniz takdirde bu topraklarda İslâmi hayatı yeniden var edebilirsiniz. Çünkü siz buna layıksınız!   Yöneticilerinize ve sizi yönetmeye talip olanlara İslâm’dan başkasına asla razı olmayacağınızı söyleyin. Bu toprakların asıl sahibi olduğunuzu onlara hissettirin. Zira bu hem sizin hem de onlar için daha hayırlıdır.   Kendi siyasi çıkarları için İslâmi duygularınızı istismar edenlere artık yeter deyin. Şerrin ehvenini değil, hayrın en yücesine talip olduğunuzu haykırın.   Kur’an’a ve Sünnete sımsıkı sarılarak, bundan sonraki yüzyılın İslâm’ın yüzyılı ve Hilafetin yüzyılı olacağını dosta düşmana gösterin. Zira sizler Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah’ta size mutlaka yardım edecektir.   Rabbimizin şu ayeti kerimesini onlara hatırlatın;  “بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِط۪ينَ”  “Seni gerçekle müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma!” (15/Hicr, 55)  
Ekleme Tarihi: 06 Haziran 2023 - Salı

Türkiye’de ki Seçimleri Nasıl Okumalıyız?

Toplumda büyük bir gerginliğe sebep olan bir seçim sürecini daha geride bıraktık. Seçim Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesi ve Cumhur İttifakı’nın meclis çoğunluğunu kazanması ile sonuçlandı. Kazanan taraf coşkulu kutlamalarla bunu büyük bir milli zafer şeklinde sunmaya çalışırken, kaybeden taraf ise büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Seçim sürecinde her iki tarafında seçmenlerini güçlü bir şekilde konsolide etmesiyle seçimlere katılım oranı yüksek oldu. Seçimin hemen akabinde ise birçok açıdan seçimler ve sonuçları yorumlanmaya başlandı. Gerek dünya ülkeleri gerekse de yurtiçindeki çeşitli kesimler kendi bakış açılarına göre seçim sonuçlarını yorumlayarak insanlara bir bakış vermeye çalıştılar.

İktidara yakın bazı çevreler seçim sonuçlarını demokrasi zaferi olarak yorumladılar ve gerek katılım oranı yüksekliği gerekse de Erdoğan’ın galibiyetini demokrasi kazandı sloganıyla sundular. Muhalefet kanadından azgın laik ve Kemalist güruh ise bir kez daha yaşadıkları mağlubiyetin acısını halktan çıkarırcasına “halk, sefaleti ve gericiliği tercih etti” diyerek yine kalplerindeki kini ve öfkeyi kustular. Kimileri faşist zihniyetlerini ve mülteci düşmanlığını ön plana çıkartırken kimileri de Türkiye’de yükselen milliyetçiliğe vurgu yaptı. Sonuç itibari ile tüm çevreler kendi hedefleri doğrultusunda seçimleri yorumlayarak topluma bir bakış dikte etmeye çalıştılar ve hâlâ da buna devam etmektedirler.

Peki bizler bu seçime ve sonuçlarına nasıl bakmalıyız? Seçim sonuçlarını nasıl okumalı ve Müslüman halka nasıl bir bakış vermeliyiz?

Öncelikle şunu açıkça ifade edelim ki, yukarıda zikrettiğimiz okumalar ve yorumlar tehlikeli bir hedefe yönelik kasıtlı yorum ve okumalardır. Her seçimden sonra özellikle “demokrasi kazandı” şeklinde yapılan yorumlar, seçimlere katılım oranlarının yüksekliğine vurgu yaparak “halk demokrasiye sahip çıktı” şeklindeki manşetler hem bu halka demokrasiyi benimsetme hedefine yönelik manipülasyon amaçlıdır hem de toplumu İslâm ile değiştirme çalışmalarına karşı ümitsizlik tohumları ekmeye yöneliktir. Zira halkın demokrasiyi, milliyetçiliği vb. küfür fikirlerini benimsediği şeklinde algı oluşturmak, artık bu halkın İslâm’dan tamamen uzaklaştığı, onu İslami fikirler ile değiştirme ve İslâm toplumuna dönme çalışmalarının faydasız olduğu duygusunu yaymak amacına yöneliktir. Bu da zayıf, iradesiz ve vakıadan etkilenen kimseleri ümitsizliğe düşürüp, İslami çalışmalardan vazgeçmesine sebep olur. Çünkü bu kişiler kirli bir hedefe yönelik bu yorumları hakikat zanneder.

Bu tuzağa düşen fertler ya da cemaatler artık etken değil edilgen bir hale dönüşür. Topluma ve vakıalara yön veremez ve doğru bakış açısını kaybederler. Aksine her vakıadan olumsuz olarak etkilenir ve artık hatalı duygular onlara yön verir. Gerçekleşen vakıaya yüzeysel bakmaya başlar, bu nedenle de vakıayı değiştiremezler. Hatta söylem olarak ona karşı koysalar da aslında mevcut hali değişmez bir gerçeklik olarak görmeye başlarlar. Bu hali değiştirecek mecalleri kalmaz. Üzerine sorumluluk almaktan kaçınırlar. Zira vakıanın değişmeyeceğine inanmış ya da inandırılmışlardır. Her yeni durum onları daha da savurur ve başarısızlığı kabullenirler. İşte günümüzde şahit olduğumuz birçok samimi ferdin ya da cemaatlerin savrulmalarındaki temel unsurlardan birisi de bu tuzağa düşmeleridir.

Sahih bir iradeye ve uyanıklığa sahip ve aynı zamanda basiret sahibi İslâm davetçilerinin çok iyi bildiği gibi bu tuzaklar, sistemin en çok kullandığı argümanlardan birisidir. Bir yandan toplumu tamamen yozlaştırıp çürütmeye yönelik her türlü ahlaksız ve ifsat edici projeleri açıktan açığa uygulamaya sokarken, diğer taraftan toplum bunları istiyor manipülasyonuyla bu toplumun asla düzelmeyeceği, değişmeyeceği, bu hale gelmiş bir toplumun  İslâm şeriatını hayatlarında istemeyeceği vehmine insanları inandırmaya çalışıyorlar. Yine toplumun İslâmi duygularından ve nefislerinde kökleşmiş mefhumlarından kaynaklanan bazı olayları ise demokrasi için atılmış adımlar olarak gösteriyorlar. Hatırlanacağı üzere bunun en yakın örneği 15 Temmuz’da açık bir şekilde görülmüştür.

İşte tüm bu manipülasyonlarla gerçekleştirilmek istenilen hedeflerden birisi de her zaman bardağın boş tarafını göstererek, Müslümanların kalplerine ümitsizlik tohumları ekmeye çalışmaktır. Böylece toplumun helak olduğunu ve değişmeyeceğini kabul ettirmektir. Oysaki Müslümanlar ve özellikle İslâm davetini yüklenen kimseler her zaman ümit veren olmak zorundadırlar. Zira bu durum Rahmani olan ümidi ve güveni artıran önemli bir husustur. Aksi taktirde şeytani olan ümitsizlik tohumlarının  yayılmasına  sebep  olur.  Allah  Rasulü  bizleri  bu  söylem  ve  duyguya  karşı sakındırmış ve uyarmıştır. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:  “Bir  kimsenin: "İnsanlar  helak  oldu!" dediğini  duyarsanız,  bilin  ki  o, herkesten çok helak olandır.” [Müslim]

Çünkü onları Allah'ın rahmetinden ümitsizliğe ve ye'se düşürdü. Üzerinde bulundukları hal üzere kalmalarına sebebiyet verdiği için helak olana kadar onları ümitsizliğe sevk etmeye devam etti. Bu bakış açısıyla yorum ve söylemlerimizde insanlara can suyu verecek, olumlu ve potansiyelini açığa çıkaracak özelliklerini keşfetmek ve topluma da keşfettirmek önceliğimiz olmalıdır.

Bildiğimiz gibi bu halkın inandığı akide İslâm akidesidir ve sahip oldukları duyguların birçoğu İslâmi duygulardır. Demokratik kapitalist düşünceler ise yerleşik olmayan, sarsıntılı düşünceler halindedir. Müslümanlar bu fikirleri aldıkları zaman inanarak almadılar, inançları ile çelişmediği bilakis uyumlu olduğu yönündeki aldatmalara istinaden aldılar. Her ne kadar davranışları bu yönde seyretse de bu düşünceler zihinlerinde yerleşik bir halde değildir. Akideleri ile çeliştiğine ikna oldukları zaman çok hızlı bir şekilde bunları bırakmakta ve hemen İslâmî düşüncelere dönmektedirler. Keza halkın büyük bir çoğunluğu bu sistemin kurucu ilkelerini benimsememekte ve hatta ona karşı bir cephe almaktadır.

Bunun en bariz göstergesi Cumhuriyet siyasi bir varlık olarak 100. yılını doldurmasına rağmen, Cumhuriyet'in kurucu partisi ne yaparsa yapsın, bu ülkede iktidara gelememektedir. Laik Kemalist zihniyet tüm imkânlara sahip olsa dahi hâlâ bu toplumu kendisi gibi yapamadı. İslâmi hassasiyete sahip bu ülkenin çoğunluğu Cumhuriyet kurulurken Batılılaşma uğruna bu halka ne acılar çektirdiğini nesilden nesile aktarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olan CHP; halkın zihninde marjinal, elitist/seçkinci, Batı hayranı, halkı küçümseyen, din düşmanı ve bu halkın değerlerine yabancı bir parti olarak canlı bir şekilde durmaktadır. Geçmişten bugüne sözde İslâmcı partiler, yürüttükleri tüm propagandalarda CHP’yi ve laik Kemalistleri yerli olmayan Batı’nın ajanı olarak göstermede hiç zorluk çekmemişlerdir. Çünkü laik Kemalist zihniyet ve sahipleri bu halkın kalbinde hiçbir zaman yer bulamamışlardır.

İşte bu algıyı kırabilmek için CHP ve zihniyeti türlü entrikalara başvurdu. Hatta bu son seçimde CHP lideri Kılıçdaroğlu bu imajı yok etmek için helalleşme turları düzenledi ve İslâmi hassasiyete sahip kimselerin de oyunu alabilmek için muhafazakâr üç  partiyi kurduğu masaya oturttu. Fakat yine de hedeflediği karşılığı göremediler. Yaşanan ekonomik krize ve deprem felaketine rağmen, halk yine de onlara ve vaatlerine pirim vermedi. Müslüman halk kendince İslâm’a hizmet ettiğini zannettiği ve İslâmi söylemlere sahip olarak gördüğü kişiyi tercih etti.

Keza yine Anadolu insanı 1946 yılında çok partili sisteme geçilmesinden bugüne tercihini İslâmcı sağ partilerden yana yapmış ve demokratik seçimlerde sözde İslâmi partileri desteklemeyi İslâmi bir mücadele yöntemi olarak görmüştür. Nitekim seçimlere katılımın yüksek olması da daha çok alt ve orta gelirli insanların iştirakiyle olmaktadır. İnsanların bu şartlarda bile hâlâ mevcut iktidara destek olması ve onu iktidar yapması, demokrasi ve milliyetçilikten değil, İslâm’ı referans alarak hareket etmelerindendir. Zira halkın çoğunluğunun nezdinde Erdoğan, namaz kılan, Kur’an okuyan ve İslâmi kimliği olan bir kişidir. İslâmi kimliği ile bir mücadele yürüttüğü için başta Batı olmak üzere iç ve dış mihraklar ona karşıdır anlayışı ile onu sahiplenmekte ve korumaya çalışmaktadır.

Anadolu insanının seçimlerde ortaya koyduğu bu tavır asli itibariyle İslâmi duygulardan ve İslâm’a olan sevgilerinden kaynaklanmaktadır. Neredeyse tüm işlerinde sözü başka fiili başka olan, münkerleri açıkça işleyen, makyevelist bir lidere verilen bu destek şayet İslâm’ı bilfiil uygulayacak samimi, muhlis, sözü de davranışı da bir olan bir liderlikle muhatap olduklarında daha güçlü bir sahiplenmenin ortaya çıkacağına da işaret eder. Yeter ki sahih İslâmi fikirleri sahiplensinler ve sadece İslâm penceresinden bakabilmeyi idrak edebilsinler.

Seçimleri kaybeden muhalefetin ve onları destekleyen başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletlerinin anlayamadığı ve okuyamadığı sosyolojik  gerçek işte budur. Ekonomik krizin bu denli şiddetli hissedildiği ve yaşanan büyük depremle birlikte iktidarın kolayca yıkılabileceğini düşünen bu kesimler bu halkın, nasıl olup da böyle bir ortamda hâlâ aynı iktidarı destekleyebildiğine anlam verememektedirler. Onlar bu toplumu, kendi Batı toplumlarıyla kıyaslamaktadırlar. Zira bu denli büyük ekonomik kriz her ülkede iktidarları kolaylıkla devirir. İnsanlar, siyasi tercihlerini çoğunlukla ekonomik menfaatlerine göre yaparlar. Oysaki bu halk, Batılı halklar gibi değildir. İslâmi değerleri ve duyguları ön plana çıktığında cebine göre değil kalbine göre hareket eder. İslâmi bir hedef üzerinde inandırıldığında, diğer dünya menfaatlerini gözü görmez.

İşte Müslüman Türkiye halkının bu yönünü iyi bilenler, her seçim döneminde olduğu gibi bu seçimde de bu yönde oyun kurmuş ve sürekli halkın İslâmi duygularına hitap etmiştir. Kendi iktidarı döneminde palazlanan LGBT’yi hedef alarak siyasi rakiplerini LGBT’ci ve İslâmi aile yapısını yıkmaya çalışanlar olarak göstermiştir. ABD’nin desteği ile geliştirmeye çalıştığı savunma sanayisine dair yapılanları sanki ileride Batı’ya karşı cihadı ekber ilan edecekmiş gibi sunmuştur. Mitinglerine seccade ile çıkarak, rakibinin seccadeye ayakkabı ile basarak hakaret ettiğine vurgu yapmıştır. Kendisinin talimatı Allah’tan aldığını rakiplerinin ise Kandil’den aldığını tekrarlamıştır. Seçim çalışmalarını Kılıçdaroğlu Anıtkabir’de tamamlarken, Erdoğan Ayasofya’da tamamlamıştır. Bunlar gibi İslâmi vurgulu eylem ve söylemlerle halkın İslâmi duygularını sahte vaatlerle de olsa harekete geçirmiş ve böylece bu kriz ortamında dahi rahat bir şekilde iktidarını sürdürmeyi başarmıştır.

Dolayısıyla Anıtkabir siyasetine karşı Ayasofya siyasetinin galip gelmesi ve bu halkın tercihini Anıtkabir’den değil de Ayasofya’dan yana yapması dahi tek başına bu halkın köklerindeki İslâm sevgisini göstermesi açısından önemli bir motivasyon kaynağıdır. Bu sebeple sonuçları açısından şer gibi görünse de bu seçimlerin gösterdiği hususlardan en önemlisi bu halkta büyük bir hayır olduğudur. Bu hayır ise İslâm’ın hayrıdır. Müslüman halkın nefislerinde kökleşmiş bu hayrı her ne kadar şuandaki iktidar ve yandaşları şer amaçları için kullansalar da, er ya da geç bu hayır doğru bir yöne yönelecektir. Bu açıdan bakıldığında içinde bulunduğumuz vakıa daveti yüklenenleri ümitsizliğe değil aksine heyecana ve daha büyük bir ümitle çalışmaya sevk etmelidir. Zira bu hayrı doğru yöne kanalize edecek ve bu halkın gerçekleri görüp İslâmi hayatı yeniden başlatmak için harekete geçmesine sebep olacak tek şey daveti yüklenenlerin çalışmalarıdır. Aksi taktirde halkın duyguları, kötü niyetli odakların oyuncağı haline gelecektir.

Öte yandan toplumda âlim olarak itibar edilen birtakım kimseler ya da bekasını iktidarın yanında gören bazı cemaat liderleri ve siyasi parti liderleri, toplumu demokratik seçimlere katılmaya ikna etmek için sözde İslâmi fetvalarla zihinleri bulandırmışlardır. Bağlamından koparılmış bir şekilde ehven-i şerreyn kaidesini veya maslahatların celbi, mefsedetlerin defî gibi ilkeleri temel alarak ya da Yusuf aleyhisselam’ın küfür sistemi içerisinde yer aldığı(!) şeklindeki iftiraya sığınarak, fetva adı altında kendi bozuk anlayışlarını ortaya koydular. Demokrasinin İslâm ile çelişmediği, demokrasinin İslâm'dan olduğu şeklinde hezeyanlarda bulundular. İşte demokratik seçimlere katılımın yüksek olmasının temelinde toplumun bu şekilde sağdan yaklaşanlar tarafından kandırılmışlığı yatmaktadır. Nitekim laik-Kemalist kesimin başrol oynadığı Millet İttifakı’nı batıl, Erdoğan’ın liderliğini yaptığı Cumhur İttifakı’nı ise hakkı temsil eden taraf olarak gösterdiler. Kısacası İslâm ile hiçbir ilgisi olmayan seçimler, İslâmi hassasiyeti olan kesimlere hak-batıl meselesi olarak sunuldu. İslâmi hassasiyetleri yüksek olan Müslümanlar; demokrasinin Allah’ın razı olmadığı, bozuk bir yönetim sistemi olduğunun bilincinde olmakla birlikte, kendilerini iki şer arasından ehven olanın tercih edilmemesi durumunda daha şerli olanın yönetime geleceğini bunun da Allah katında bir vebal olacağına inandırıldı.

Bu sebeple nefislerinde kökleşmiş İslâmi duyguların harekete geçtiği insanlar, İslâmi bir mücadele edercesine sandıklara koştular. Seçim sonuçları belli olunca da bir zafer kazanmışçasına sevinç gösterilerinde bulundular. Çünkü halkın nezdinde bu başarı, küfre karşı kazanılmış bir başarı gibi algılandı. İşte bu durum sözde İslâmcı partilerin ve İslâm’ın fikri liderliğinden uzak cemaatlerin yıllardır bu halkın İslâm’a dair temiz duygularını kendi çıkarları uğrunda istismar etmesinin bir sonucudur. Maalesef bu istismar sadece Türkiye’de değil, halkı Müslüman olan birçok ülkede karşılaştığımız bir tablodur. Bu istismar tablosunun değişmesinin tek yolu ise İslâm’ı bir bütün olarak tatbik etmek üzere bir ideoloji olarak yüklenmiş sahih bir kitleleşmenin bu insanlara liderlik etmesidir. Ancak bu liderlik sayesinde halkın temiz İslâmi duyguları doğru bir mecraya yönelecektir. İslâm akidesi ve bu akideden çıkmış nizamları tatbik etmek ile gerçek izzete kavuşacaklardır. Müslümanların yaşadığı beldeleri askeri ya da kültürel olarak işgal eden sömürgeci kafirlerin tasallutundan tam anlamıyla kurtulup gerçek zaferleri kutlayacaklardır.

Bu sahih liderliğin altında halkı yeniden birleştirecek olan büyük bir cehd ve gayret ile İslâm davetinin halka taşınmasıdır. Büyük bir ümit ve güven ile gerçek izzeti ve zaferi insanlara anlatmaktır. Büyük bir sabır ve sebat ile akıllarını ikna etmektir. Hikmetli ve yumuşak sözlerle kalplerini kazanmaktır. Gece gündüz onlarla birlikte olarak dertlerini dinlemek, iyi ve kötü günlerinde yanlarında olmak, sıkıntılarını gidermek ve hayırhah olmakla güvenlerini kazanmaktır. Amaç onların duygularını bastırmak değil, doğru bir mecraya yönlendirmektir. Kusurlarını ve günahlarını örtüp hayırlarını zikrederek Allah’a yönelmelerini sağlamaktır. Kınayıcı değil, koruyucu olmak, daraltıcı değil, kuşatıcı olmaktır. İçinde bulunduğumuz karanlık dehlizlerden çıkıp tevhidin ve vahdetin aydınlığına ulaşmak için  hidayet  meşalesini  önlerinde  taşıyarak  onlara  yol  göstermektir.

Rabbimiz  şöyle buyurmaktadır : “Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır. Onlarla en güzel şekilde mücadele et” Nahl-125

Gerçekleşen bu seçimlerde halkın tavrına ve onları harekete geçiren saiklere karşı doğru bakış bu olmalıdır. Bu seçimler ve sonuçları bu halkın demokrasi ve milliyetçilik gibi küfür fikirlerini kabul edip benimsediğini asla göstermez. Aksine bu halkın yıllardır istismar edilen İslâmi duygularını hâlâ yüksek oranda koruduğunu gösterir. Zira bu halk kalplerindeki iman cevherinin gereği olarak İslâmi değerleri azıcık bile olsa savunanlara hep destek verdi. İslâm düşmanlarını ise hiçbir zaman sevmedi ve onlara boyun eğmedi. Hilafet devletimizi ve İslâmi hayatı kaybettiğimiz günden beri laik sistemin bu halkı ifsat etmek için yapmadığı zulüm, başvurmadığı hile ve desise kalmadı. Lakin aradan 100 yıl geçmesine rağmen başarılı olamadılar. Bu halkın kalbinden İslâm sevgisini söküp atamadılar.

Öyle ise gelin daha büyük bir ümitle ve heyecan ile çalışarak bu halkın temiz duygularını doğru bir fikre yönlendirelim. Hikmetle ve güzel öğütle nasihat edelim. Akrabalarımız, arkadaşlarımız, komşularımız olan bu insanlara diyelim ki;

  • Sizin inancınıza bağlılığınız ve İslâm’a olan sevginiz tüm İslâm düşmanlarının korkulu rüyasıdır ve onların tüm emellerini boşa çıkaran bir esastır. Bu sebeple İslâm düşmanları sürekli üslup değiştiriyorlar. Hak ile batılı birbirine karıştırarak İslâm’ı milliyetçilik ve demokrasi kabuğuyla örtmeye çalıştılar. Laik cumhuriyetin fazilet olduğunu demokrasinin şura olduğunu söylediler. Onlara asla inanmayın!

 

  • Ancak siz bu kabukları kırıp atmaya, söylenen tüm yalanları sona erdirmeye muktedirsiniz. İstediğiniz takdirde bu topraklarda İslâmi hayatı yeniden var edebilirsiniz. Çünkü siz buna layıksınız!

 

  • Yöneticilerinize ve sizi yönetmeye talip olanlara İslâm’dan başkasına asla razı olmayacağınızı söyleyin. Bu toprakların asıl sahibi olduğunuzu onlara hissettirin. Zira bu hem sizin hem de onlar için daha hayırlıdır.

 

  • Kendi siyasi çıkarları için İslâmi duygularınızı istismar edenlere artık yeter deyin. Şerrin ehvenini değil, hayrın en yücesine talip olduğunuzu haykırın.

 

  • Kur’an’a ve Sünnete sımsıkı sarılarak, bundan sonraki yüzyılın İslâm’ın yüzyılı ve Hilafetin yüzyılı olacağını dosta düşmana gösterin. Zira sizler Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah’ta size mutlaka yardım edecektir.

 

Rabbimizin şu ayeti kerimesini onlara hatırlatın;

 “بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِط۪ينَ” 

“Seni gerçekle müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma!” (15/Hicr, 55)

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanagundemi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.

deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2023 acotr.org https://playdotjs.com/ deneme bonusu veren siteler 2023 casino siteleri deneme bonusu veren siteler