Avrupa’yı Rehin Alan ABD
İngiltere öncülüğündeki Avrupa’nın, 1500’lü yıllardan itibaren denizlerde kurduğu hâkimiyetin yeniden bir küresel liderliğe dönüşmesini istemeyen ABD; uzayda tek hâkim güç olma hedefi doğrultusunda, rakip gördüklerini esaret altına alma stratejisini ihmal etmemiştir. Bu bağlamda Ukrayna’yı, Rusya’nın önüne adeta bir yem olarak sürmüştür.
ABD’nin Evdeki Hesabı Çarşıya Uymadı
Teknoloji, para, uzay ve konvansiyonel silah gücünü elinde bulunduran dört büyük aktör ve bunlardan beslenerek yol yürüyen güç odakları; başta ABD olmak üzere İngiltere ve Çin üzerinden devletler üzerinde ciddi bir etki alanı oluşturmuş, bu sistem üzerinden istedikleri ülkelere nüfuz ederek güç devşirmiş ve gövde gösterisi yapmışlardır.
Devler Ligi’nin Dört Büyükleri
BlackRock, Vanguard, Fidelity Investments ve State Street...
Bu dört devin, dünyada kritik ve stratejik sektörlerde yüksek pazar payına sahip şirketlerin neredeyse tamamında doğrudan ya da dolaylı ortaklığı bulunmaktadır. Küresel bankalar, tedarik zincirleri ve ham madde üreticileri üzerinde kurdukları finansal ve yapısal sistem sayesinde; tek tuşla, tek telefonla küresel ölçekte operasyon yürütebilecek bir güç inşa etmişlerdir.
Bu yapı üzerinde kontrol sahibi olduğunu düşünen ABD–İngiltere–Çin üçgeninde ise güç dengesi giderek değişmektedir. ABD, elindekileri kaybetmeye başladığının henüz farkında değildir.
ABD’nin ön planda olduğu bu küresel yapı, İsrail üzerinden yürütülen askeri ve siyasi operasyonlarla birlikte “küresel yönetim” anlayışını dünyaya dayatırken; Çin ve özellikle İngiltere’nin perde arkasında kalmayı tercih ederek süreci yönettiği dikkat çekmektedir.
Dünya Savaşlarının İki Düşmanı: İNGİLTERE – ABD
Tarih boyunca savaşları kendi toprakları dışında yürütmeyi tercih eden ABD ve İngiltere; “Orta Doğu” olarak tanımladıkları bölgeyi kontrol altında tutabilmek için önce sömürgecilik, ardından ise ekonomik ve stratejik nüfuz yöntemlerini devreye sokmuştur. Bu süreçte Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkeleri üzerinde derin etkiler oluşturulmuştur.
Türkiye’de ise eğitim sistemi üzerinden kurulan bazı yapılarla, toplumun erken yaşlarda belirli bir perspektife yönlendirilmesi hedeflenmiştir. ABD–İngiltere ortaklı küresel sistemin “Yeni Dünya Düzeni” olarak tanımladığı bu yapı; stratejik hedeflerini kamuoyundan uzak tutarak ilerlemeyi tercih etmiştir.
Suudi Arabistan Askerî Sanayii (SAMI) ve Küresel Yapı
Suudi Arabistan Askerî Sanayii (SAMI), küresel güç dengelerinin en kritik örneklerinden biridir. ABD’nin kendisini sistemin merkezinde gördüğü, İngiltere’nin stratejik aklı temsil ettiği ve Çin’in ekonomik nüfuzla sürece dahil olduğu bu yapı; savunma sanayiinde küresel rekabetin önemli bir parçasıdır.
Bu çerçevede, Vanguard gibi dev yapıların sistem içinde yer alması dikkat çekicidir. Ayrıca İngiltere merkezli siber güvenlik şirketi Darktrace bünyesindeki mühendislerin de bu tür stratejik yapılarda görev alması, çok katmanlı bir küresel işleyişe işaret etmektedir.
Savaşan Düşman Ülkeler: ABD ve İngiltere
Ukrayna’nın Rusya ile karşı karşıya gelmesinde ABD’nin rolü açık olmakla birlikte, savaşın zeminini hazırlayan ve süreci yönlendiren aktörün İngiltere olduğu iddiaları dikkat çekmektedir.
İstanbul’da gerçekleştirilen görüşmelerde tarafların ateşkes noktasına geldiği bir süreçte, bu anlaşmanın devre dışı bırakılması ve savaşın devam etmesi; küresel güçlerin sahadaki etkisini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Benzer bir durum, Hamas ile İsrail arasında yürütülen ateşkes girişimlerinde de yaşanmış; sürecin kesintiye uğramasıyla çatışmalar daha da derinleşmiştir.
HEDEF ÜLKE: TÜRKİYE
ABD’nin stratejik hedefi; yalnızca Suudi Arabistan ya da bölge ülkeleri değildir. Asıl hedef, daha geniş bir perspektifte değerlendirildiğinde Türkiye’dir.
ABD, SAMI gibi yapıların kontrolsüz büyümesini desteklemez; ancak rakip gördüğü ülkelerin teknoloji geliştirmesini sınırlamak adına kontrollü bir büyümeye göz yumar. Bu yaklaşım, küresel rekabetin temel dinamiklerinden biridir.
Yeni Savaş Doktrini: Füze Çağı
ABD, açık deniz hâkimiyeti ve uçak gemileri döneminin sona erdiğini; yeni dönemin füze teknolojileri üzerinden şekilleneceğini kabul etmiş ve stratejisini bu doğrultuda yeniden kurgulamıştır.
Ancak İran’a yönelik hamleler ve bölgedeki gelişmeler, bu planların önemli ölçüde sarsılmasına neden olmuştur. ABD; deniz gücü, ekonomik kapasite ve küresel “jandarma” rolünü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmıştır.
Bu sürecin teorik arka planı ise şu sözle özetlenmektedir:
“İnsanlık tarihi boyunca teknoloji, savaşların sonuçlarını ve ulusların kaderini belirledi. Bilgi çağına girdiğimiz XXI. yüzyılda savaşlar artık alıştığımız gibi olmayacak.”
— George Friedman

