Kahve Kitap
Hacı Ali Doğan
Köşe Yazarı
Hacı Ali Doğan
 

Hastane Kapısında ve Aile Sofrasında Göçmen Çocuk

  Bir çocuk hastalandığında önce ateşi mi ölçülmeli, kimliği mi? Doğum sancısı çeken bir kadına önce sağlık hizmeti mi verilmeli, ödeme gücü mü sorulmalı? Bu soruların insani cevabı açıktır. Fakat göçmen kadınların ve çocukların karşılaştıkları uygulamalar, sağlık hakkının bazen kimlik belgeleri, sigorta kayıtları ve hastane faturaları arasında kaybolduğunu göstermektedir. Türkiye’de yaşayan her yabancı aynı hukuki statüde değildir. Geçici koruma altındakiler, uluslararası koruma başvurusu yapanlar, ikamet izniyle yaşayanlar ve kayıtsız kişiler farklı kurallara tabidir. Bu nedenle bazı göçmenlerden doğum ve tedavi ücreti istenebilmektedir. Ancak mevzuatın karmaşık olması, bir annenin veya çocuğun gerekli sağlık hizmetinden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaz. Doğum yalnızca anneye sunulan bir hizmet değildir. Gebelik takibi, güvenli doğum ve yenidoğan bakımı, dünyaya gelecek çocuğun yaşama ve sağlık hakkıyla doğrudan ilgilidir. Ödeme yapamayan bir kadının doğum hizmetine ulaşamaması hem anneyi hem de bebeği tehlikeye atar. Aynı durum hasta çocuklar için de geçerlidir. Bir çocuk hangi ülkede doğacağını, ailesinin neden göç ettiğini veya anne babasının hangi kimlik belgesine sahip olacağını seçemez. Buna rağmen ebeveynlerin idari statüsünden kaynaklanan sonuçların çocuğa yüklenmesi, onu kendi iradesi dışındaki koşullar nedeniyle cezalandırmak anlamına gelir. Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme; ayrımcılık yasağını, çocuğun üstün yararını ve sağlık hizmetlerine erişim hakkını güvence altına almaktadır. Bu sözleşme hastane kapısında geçerliliğini kaybetmez. Elbette sağlık hizmetlerinin finansmanı belirli kurallara bağlanabilir. Ancak bu kurallar, ödeme gücü bulunmayan bir çocuğun gerekli tedaviden yoksun kalmasına yol açıyorsa artık yalnızca bir ücretlendirme meselesinden değil, temel bir hak sorunundan söz ediyoruz. Göçmen çocukların yaşadığı ayrımcılık hastane kapısıyla da sınırlı değildir. Eşini kaybetmiş, beş çocuğuyla yalnız kalmış ve destek alabileceği kimsesi bulunmayan bir kadın, hayatını yeniden kurmak amacıyla evlenebilir. Fakat yeni evlilikten sonra önceki eşinden olan çocuklarına farklı davranılıyorsa şu sorular sorulmalıdır: Bu çocuklara neden ayrı muamele yapılmaktadır? Çocukların önceki evlilikten dünyaya gelmiş olması, onların dışlanmasını hangi hukuk ve vicdan anlayışıyla haklı gösterebilir? Çocuğun üstün yararı ve eşitlik ilkesi neden gözetilmemektedir? Hiçbir çocuk ailesinin geçmişi, annesinin medeni durumu, milliyeti veya göçmenlik statüsü nedeniyle daha az sevgiye, daha az korumaya ve daha az sağlık hizmetine layık görülemez. Göçmen bir çocuk, dışarıda yabancı olduğu için; evde ise önceki evlilikten geldiği için iki kez dışlanmamalıdır. Devletin görevi yalnızca kurallar koymak değildir. Bu kuralların en savunmasız kişileri nasıl etkilediğini de görmektir. Hastaneler ücretin gerekçesini açıkça bildirmeli, ödeme gücü olmayan aileleri destek mekanizmalarına yönlendirmeli ve hiçbir çocuğun bürokratik nedenlerle tedavisiz kalmasına izin vermemelidir. Aile içinde ayrımcılığa uğrayan çocuklar için de sosyal hizmet ve koruma mekanizmaları zamanında işletilmelidir. Çünkü bir çocuk hastane kapısında da aile sofrasında da öncelikle çocuktur. Bir toplumun adaleti güçlülerin sahip olduğu imkânlarla değil, kendisini savunamayan çocuklara nasıl davrandığıyla ölçülür. Bu nedenle şu sorunun cevabı nedir? Göçmen çocuk kimin çocuğu? Cevap basittir: Hepimizin sorumluluğundaki bir çocuktur.  
Ekleme Tarihi: 14 Eylül 2026 -Pazartesi
Hacı Ali Doğan

Hastane Kapısında ve Aile Sofrasında Göçmen Çocuk

 

Bir çocuk hastalandığında önce ateşi mi ölçülmeli, kimliği mi? Doğum sancısı çeken bir kadına önce sağlık hizmeti mi verilmeli, ödeme gücü mü sorulmalı?

Bu soruların insani cevabı açıktır. Fakat göçmen kadınların ve çocukların karşılaştıkları uygulamalar, sağlık hakkının bazen kimlik belgeleri, sigorta kayıtları ve hastane faturaları arasında kaybolduğunu göstermektedir.

Türkiye’de yaşayan her yabancı aynı hukuki statüde değildir. Geçici koruma altındakiler, uluslararası koruma başvurusu yapanlar, ikamet izniyle yaşayanlar ve kayıtsız kişiler farklı kurallara tabidir. Bu nedenle bazı göçmenlerden doğum ve tedavi ücreti istenebilmektedir. Ancak mevzuatın karmaşık olması, bir annenin veya çocuğun gerekli sağlık hizmetinden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaz.

Doğum yalnızca anneye sunulan bir hizmet değildir. Gebelik takibi, güvenli doğum ve yenidoğan bakımı, dünyaya gelecek çocuğun yaşama ve sağlık hakkıyla doğrudan ilgilidir. Ödeme yapamayan bir kadının doğum hizmetine ulaşamaması hem anneyi hem de bebeği tehlikeye atar.

Aynı durum hasta çocuklar için de geçerlidir. Bir çocuk hangi ülkede doğacağını, ailesinin neden göç ettiğini veya anne babasının hangi kimlik belgesine sahip olacağını seçemez. Buna rağmen ebeveynlerin idari statüsünden kaynaklanan sonuçların çocuğa yüklenmesi, onu kendi iradesi dışındaki koşullar nedeniyle cezalandırmak anlamına gelir.

Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme; ayrımcılık yasağını, çocuğun üstün yararını ve sağlık hizmetlerine erişim hakkını güvence altına almaktadır. Bu sözleşme hastane kapısında geçerliliğini kaybetmez. Elbette sağlık hizmetlerinin finansmanı belirli kurallara bağlanabilir. Ancak bu kurallar, ödeme gücü bulunmayan bir çocuğun gerekli tedaviden yoksun kalmasına yol açıyorsa artık yalnızca bir ücretlendirme meselesinden değil, temel bir hak sorunundan söz ediyoruz.

Göçmen çocukların yaşadığı ayrımcılık hastane kapısıyla da sınırlı değildir.

Eşini kaybetmiş, beş çocuğuyla yalnız kalmış ve destek alabileceği kimsesi bulunmayan bir kadın, hayatını yeniden kurmak amacıyla evlenebilir. Fakat yeni evlilikten sonra önceki eşinden olan çocuklarına farklı davranılıyorsa şu sorular sorulmalıdır:

Bu çocuklara neden ayrı muamele yapılmaktadır? Çocukların önceki evlilikten dünyaya gelmiş olması, onların dışlanmasını hangi hukuk ve vicdan anlayışıyla haklı gösterebilir? Çocuğun üstün yararı ve eşitlik ilkesi neden gözetilmemektedir?

Hiçbir çocuk ailesinin geçmişi, annesinin medeni durumu, milliyeti veya göçmenlik statüsü nedeniyle daha az sevgiye, daha az korumaya ve daha az sağlık hizmetine layık görülemez. Göçmen bir çocuk, dışarıda yabancı olduğu için; evde ise önceki evlilikten geldiği için iki kez dışlanmamalıdır.

Devletin görevi yalnızca kurallar koymak değildir. Bu kuralların en savunmasız kişileri nasıl etkilediğini de görmektir. Hastaneler ücretin gerekçesini açıkça bildirmeli, ödeme gücü olmayan aileleri destek mekanizmalarına yönlendirmeli ve hiçbir çocuğun bürokratik nedenlerle tedavisiz kalmasına izin vermemelidir. Aile içinde ayrımcılığa uğrayan çocuklar için de sosyal hizmet ve koruma mekanizmaları zamanında işletilmelidir.

Çünkü bir çocuk hastane kapısında da aile sofrasında da öncelikle çocuktur.

Bir toplumun adaleti güçlülerin sahip olduğu imkânlarla değil, kendisini savunamayan çocuklara nasıl davrandığıyla ölçülür. Bu nedenle şu sorunun cevabı nedir?

Göçmen çocuk kimin çocuğu?

Cevap basittir: Hepimizin sorumluluğundaki bir çocuktur.

 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanagundemi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat