İnsanlık tarihi boyunca en çok dile getirilen, en çok özlenen ama en az hakkıyla inşa edilebilen kavramlardan biridir vahdet. Birlik… beraberlik… aynı istikamete yönelmiş gönüllerin omuz omuza verdiği bir diriliş hali…
Peki mesele bu kadar hayatiyken neden bu kadar zor?
Ve asıl soru: Vahdet… ama nasıl?
Vahdet; sadece aynı cümleleri kurmak değildir. Aynı sloganları atmak, aynı kalabalıkların içinde bulunmak da değildir. Vahdet; kalplerin aynı hakikatte buluşması, akılların aynı istikamette birleşmesidir. Bu yönüyle şekli değil özü esas alır. Görüntüde birlik değil, hakikatte birlik ister.
Bugün en büyük yanılgımız, birliği yüzeyde aramamızdır. Oysa hakiki birlik; imanın sahihliği, niyetin berraklığı ve ahlakın istikametiyle kurulur. Kalpler dağınıksa, zihinler parçalıysa, menfaatler hakikatin önüne geçmişse; orada kalabalık olabilir ama vahdet olmaz.
Vahdetin ilk şartı tevhiddir. Allah’ı birlemek, hayatın merkezine O’nu koymak ve hükmü O’na teslim etmektir. Tevhid yoksa, birlik de yoktur. Herkes kendi doğrusunu merkeze aldığında, dünyalar birbirine çarpar.
İkinci şart ihlâstır. Gösterişten, riyadan ve şahsi hesaplardan arınmış bir duruş… Eğer yapılan işler Allah rızası için değil de alkış, makam veya güç içinse; o yapı kısa sürede çatırdar. Vahdet, samimiyetle ayakta kalır.
Üçüncü şart adalettir. Adaletin olmadığı yerde birlikten söz edilemez. Haksızlık üzerine kurulan her yapı çökmeye mahkûmdur. Kardeşlik ancak hakkın gözetildiği bir zeminde kök salar.
Ve elbette sabır… Vahdet bir anda kurulmaz. İmtihanlarla, kırılmalarla, hatalarla yoğrulur. Sabretmeyen, tahammül etmeyen ve farklılıkları yönetemeyen toplumlar birlik inşa edemez.
Bugün ümmetin en büyük imtihanlarından biri de tefrikadır. Küçük farklılıkları büyütmek, ihtilafları kimlik haline getirmek ve kardeşliği ikinci plana itmek… Oysa ihtilaf olabilir; fakat ihtilaf düşmanlık değildir. Farklılık zenginliktir; yeter ki ortak payda kaybedilmesin.
Vahdet; herkesi aynı kalıba sokmak değildir. Herkesin aynı düşünmesi de değildir. Vahdet; farklılıkların ortak bir hakikat etrafında uyum içinde var olmasıdır. Bir orkestrada her enstrüman farklı ses çıkarır ama aynı besteye hizmet eder. İşte vahdet budur.
Ancak burada kritik bir eşik vardır:
VAHDETİN SINIRI VAR MIDIR?
Vahdet elbette kıymetlidir… Fakat sınırsız, ilkesiz ve her şeyi kapsayan bir birlik tasavvuru mümkün değildir. Çünkü birlik, hakikat zemininde kurulur. Hakikati tahrif eden bir anlayışla aynı zeminde buluşmak mümkün değildir.
Bu ümmetin en temel ortak paydalarından biri sahabe-i kirama duyulan hürmettir. Dini bize ulaştıran, İslam’ı canları pahasına taşıyan o büyük nesle dil uzatan bir anlayışla aynı istikamette yürümek mümkün değildir. Bu, sadece tarih meselesi değil; doğrudan bir aidiyet ve itikad meselesidir.
Aynı şekilde, iffeti Kur’an nassıyla sabit olan Hz. Aişe validemize iftira atan bir yaklaşım, yalnızca bir şahsiyeti değil, Kur’an’ın açık beyanını tartışmaya açmaktadır. Bu noktada mesele yorum farkı değil, hakikatle doğrudan çatışmadır.
Keza Hz. Ebubekir’e, Hz. Ömer’e ve diğer sahabelere yönelik tahkir dili, ümmetin en temel referanslarını hedef alır. Böyle bir zeminde kurulacak birlik, birlik değil; hakikatin aşındırılmasıdır.
Öte yandan mesele sadece itikadî sınırlarla da sınırlı değildir.
Mezhebi saiklerle masumların kanını döken, katliamı meşrulaştıran yapılar, İslam’ın adalet ve merhamet ilkesiyle bağdaşmaz. Zulüm üzerine birlik kurulmaz; zulme karşı tavır almak vahdetin gereğidir.
Aynı şekilde, ümmet coğrafyasında yaşanan acılarda dış güçlerle iş birliğini açıkça itiraf eden yapılar, güven zeminini ortadan kaldırır. Güvenin olmadığı yerde ise vahdet sadece bir slogandan ibaret kalır.
Bu noktada temel ilke nettir:
Vahdet; herkesi olduğu gibi kabul etmek değildir.
Vahdet; hakikatte buluşanların birliğidir.
VAHDET… AMA KİMLE, NASIL?
Vahdet çağrısı yapmak kolaydır. Zor olan, bunu doğru zeminde inşa etmektir.
İlkesiz birlik, birlik değil çözülmedir. Hakikatin sınırlarını silerek kurulan her beraberlik; kısa vadede cazip görünse de uzun vadede çöküş getirir.
Farklılık olabilir… Yorum farkı olabilir… İçtihat ayrılığı olabilir…
Ancak hakareti meşrulaştıranla, iftirayı savunanla, zulmü araç edinenle aynı çizgide buluşmak; vahdet değil, hakikatten tavizdir.
Gerçekçi olalım:
Temele dinamit koyanla bina inşa edilmez.
Vahdet; herkesi içine alan sınırsız bir birlik değildir.
Vahdet; ortak bir inanç, ahlak ve hakikat zemininde kenetlenenlerin dirilişidir.
Ve unutulmamalıdır ki bu birlik sadece sözle değil, yaşayarak kurulur. Ailede başlar, mahallede büyür, toplumda kök salar. Kendi içinde birlik kuramayanlar, ümmet birliğinden söz edemez.
Son söz net:
Vahdet istiyoruz… ama hakikat pahasına değil

