MD REKLAM
Kahve Kitap
Turgay Başboğa
Köşe Yazarı
Turgay Başboğa
 

KARİZMANIN RUTİNLEŞMESİ

Sevgili ‘’İzzet Özer’’ ağabeyim (bu arada kendisini ve muhabbetini çok özlediğimi belirteyim) Kadir Canatan isimli bir arkadaşının bir anekdotunu paylaşmış sayfasında… Paylaşım şöyle; Max Weber’in’’Karizmanın Rutinleşmesi’’diye tanımladığı bir kavramı var.Bunu şöyle açıklıyor; İktidara geldikten sonra dava önderlerinin yandaşları genellikle yozlaşır ve kolayca adi bir’’Fırsat Avcıları’’kesimine dönüşürler.İlginç değil mi?Yandaş diyor,yozlaşma diyor,Adi fırsat avcıları diyor… Daha önce birkaç kez kavram hakkında yazılmış yazı okumuştum. Ama ilgi çekici ve bir o kadar da güncel olan bu ifade  tekrar ilgimi çekti… TDK (Türk Dil Kurumu) ‘’Karizma’’ kelimesini şöyle tanımlamış; Çekici ve etkileyici özellik, etkileyicilik, büyüleyicilik… Bu özellikleri bünyesinde barındıran kişiye de ‘’Karizmatik’’ deniyor. ‘’Karizmatik’’ kelimesi Fransızca kökenli. İngilizce charisma "sevgi ve hayranlık kazanma yeteneği" sözcüğünden alıntıdır. İngilizce sözcük Almanca aynı anlama gelen charisma sözcüğünden alıntıdır. (İlk kullanımı: 1922 Max Weber, Alm. sosyolog.) TDK'ye göre, karizmatik kelimesi anlamı’’Etkileyici’’dir. Bir insanı karizmatik yapan onun karakteri; güçlü beden dilli ve etkili konuşma yeteneğidir…  Karizmatik insanların fiziksel özelliklerinden öte bir haleleri (aura) vardır. Bunlar şöyle dursun ve kavramın ikinci kelimesi olan ‘’Rutin’’ e bir bakalım; ‘’Rutin’’ kelimesi, dilimizde oldukça kullanılan kelimelerden birisidir. Rutin, Fransızca dilinden Türkçe'mize geçmiştir. TDK'ye göre rutin kelimesi anlamı da şu şekildedir: - Sıradanlık, çeşitlilik göstermeyen, alışılagelmiş düzen içinde yapılan - Yapılması alışkanlık hâline gelmiş iş… Her ne kadar Weber kavramın ’’modern-öncesi’’ dönemlere mahsus tipik bir otorite biçimi olduğunu,’’modern dönemde’’ bunun yerini yazılı, rasyonel kuralların, yani "yasal otoritenin’’ aldığını anlatmaya çalışsa da Weber-sonrası geçen zaman karizmatik otoritenin tamamen geçmişte kalmadığını-kalamayacağını göstermiştir. En azından yasal otorite ile birlikte, yasanın geçerliliğini ve etkinliğini temin etmenin ilginç bir yolu olarak, bir tür yasal otoritenin veya siyasal etkinliğin ruhu ve heyecanı olarak, karizma tekrar keşfedilmiş,sadece siyasetin değil, aslında bütün örgütsel yapıların bir miktar bu unsura ihtiyaç duyduğu (post-fordist )* dönemin siyaset ve örgüt sosyolojisinin en önemli buluşlarından biri olarak hep var ola gelmiştir…  Türkiye’nin son yirmi yılına damgasını vurmuş AK Parti''nin bir parti olarak başarısının büyük ölçüde liderinin karizmasına dayandığı aşikâr. Sayın Kurucu Başkan'ın cesareti ve karizması kuşku götürmez. Bir devletin kuruluş ilkelerini, Devrim'le oluşan yasalarını ve uygulamaları açık şiddet kullanmadan yıpratıp ortadan kaldırmak ve yeni bir ideolojik sistem kurmaya teşebbüs etmek az iş değildir.Bunun için elbette cesaret ve karizma yeterli değil. Çağın ruhunu (küreselleşmenin getirdiği fırsatlar) kavramış olmak, dengeleri kullanmak da önemlidir…   Ama aslında karizma sadece bir lidere mahsus bir özellik değildir ve yine AK Parti''yi ortaya çıkaran şartlarda açığa çıkan karizmatik enerji sadece Erdoğan''ın şahsına ait de değildir. Dönemsel olarak ülkenin içinden geçmekte olduğu ağır kriz koşullarının ürettiği bir akıl ve duygusal yoğunlaşma Erdoğan ve ekibiyle birlikte AK Parti nezdinde bulduğu çekim alanı söz konusu karizmanın toplamını ifade etmiştir. Dolayısıyla karizma sadece Erdoğan''ın şahsıyla başlayıp biten bir formül değil, Erdoğan''ın lider olarak temayüz ettiği bir hareketin toplam enerjisidir… Bütün enerjiler gibi karizma da tükenmez bir enerji kaynağı değildir. Özellikle çağdaş siyaset ortamında karizmanın en önemli beslenme kaynağı başarı ve tutarlılık, ama bunların yanı sıra ideallerine saygı uyandırıcı bir inanç ve tutkudur. AKP ve Erdoğan başardıkça karizması daha da arttı. Krizlerle baş etme tarzı bu karizmayı daha da arttırdı… Ancak Weber''in adına "karizmanın rutinleşmesi" dediği kavram vardır ki, bu da karizmanın bilhassa kitleleri cezp edip göreli bir kurumsallaşma yaşamasından sonra aynı tutku ve heyecanı aktarabilme kapasitesinin sınırına varmasında kendini gösteriyor…  Başlangıçta daha idealist ve fedakâr olanlar, karizmanın rutinleşmesi aşamasında yerleşme ve paylaşım derdine daha çok düşüyorlar. Giderek hareketi veya lideri var eden karizma birileri için sadece o hareketten beslenmenin fırsat alanlarına dönüşür… Son dönemlerden yaşananlar ve parti teşkilatlarındaki durum AK Parti''nin’’karizmanın rutinleşmesi’’ denilen bu sürece yakalanma eğilimine girmiş olduğunu gösteriyor…   Bel ki Erdoğan, karizmatik özelliğini büyük oranda korumaya devam ediyor ama parti teşkilatları ile milletvekillerinin önemli bir kısmının halkla organik ilişkisi alabildiğine azalmış olması(hatta yok seviyesinde), ki ; (AKP''yi siyasal tarihimizde en belirgin kılan özelliklerinden birisi halkla olan "organik ilişki ve iletişim kanalları"nın tıkanmaya yüz tuttuğu da yadsınamaz bir gerçek), bir çok yerde parti teşkilatları ile halk arasında bu kanallar şaşırtıcı derecede inorganik bir hal almaya yüz tutmuştur. Birçokları için, partinin, Türkiye''de demokratikleşme, özgürleşme, insan haklarını iyileştirme, uluslar arası düzeyde itibar ve açılım, gibi idealist misyonları olan bir hareket olmasının hiç bir anlamı kalmamış gibi…  Bunlar için Parti’nin de Erdoğan''ın da karizması daha ziyade klientalist(Yandaş kayırma;parti üyeliği ve buradan kamu nimetlerinden yararlanma arayışı.Koyun-Sürü psikolojisi;Güdülmek isteyen insanların yapısı) bir tarzda uygulanıp dağıtılan bir iktidar imkanından ibarettir.Maalesef birçok yerde teşkilatlar seçim çalışmalarını tamamen Erdoğan''ın şahsi veya AK Parti''nin şu ana kadar icraatlarıyla biriktirmiş olduğu başarı karizmasına yüklemiş, kendileri ise bu karizmanın meyvelerini savurganca tüketmenin veya paylaşım kavgası vermenin dışında bir katkıda bulunmamışlardır… Sonuç olarak; ‘’karizmanın rutinleşmesi’’ tamamen kaçınılamayan ama istenirse, doğru ve erken tedbirler alınırsa, epeyce geciktirilebilen bir dönüm noktasıdır... Selametle Kalın… Not; ‘’karizmanın rutinleşmesi’’ durumu sadece Ak Parti ve Sayın Erdoğan’la sınırlı değildir.Malesef bugün bir çok sözde Cemaat ve S.T.K’ da  aynı süreci yaşar hale gelmiştir… (post-fordist )* Dönem ; Fordizm, iş gücü verimliliğinin belirleyici olduğu, sermaye birikimini artırma amacına dayalı olarak montaj hattı üzerinde gerçekleşen üretim sürecine verilen addır (Aglietta, 1979: 723). Ekonomide tekelci düzenlemenin ve yoğun birikimin geçerli olduğu çağ olarak özetlenmektedir (Amin, 1994: 9). Fordist dönem, işçi sınıfı açısından önemli hakların kazanıldığı bir dönem olmuştur. Kapitalizmin başlangıcından bu yana, emekçi sınıfın hakları bakımından en olumlu dönem olma özelliğine sahiptir. İşçi sınıfı sosyal güvenlikten mali haklara kadar lehine pek çok kazanım elde etmiştir. Post-Fordizm, 1970’li yıllarda, üretkenlikte başlayan azalışa, pazardaki doygunluğa ve artan uluslararası rekabete, Fordizm tarafından aşırı derecede katı bir şekilde düzenlenmiş emek ve sermaye ilişkilerine cevap olarak kapitalizm tarafından sunulan yeni birikim rejimidir. Yeni rejim firmaları esnek bir temelde örgütlerken, devlete de emek ve finans piyasasını deregüle etmesi ve katılıkları ortadan kaldırması hususunda yardımcı olmaktadır (Gertler, 1988: 421-422). Fordist kitlesel üretimden Post-Fordist esnek üretime geçiş ile birlikte yeni tür bireycilik, kültürel çoğulculuk ve bölünmüşlük ortaya çıkmıştır. Üretim yapısı anti-hiyerarşik bir yapı kazanmakla birlikte bilgi ekonomisi güçlenmiştir. Çağdaş yenilik süreci desantralize olarak çoğulcu bir karaktere bürünmüştür (Thorpe, 2010: 407).
Ekleme Tarihi: 13 Ocak 2022 - Perşembe

KARİZMANIN RUTİNLEŞMESİ

Sevgili ‘’İzzet Özer’’ ağabeyim (bu arada kendisini ve muhabbetini çok özlediğimi belirteyim) Kadir Canatan isimli bir arkadaşının bir anekdotunu paylaşmış sayfasında…


Paylaşım şöyle;
Max Weber’in’’Karizmanın Rutinleşmesi’’diye tanımladığı bir kavramı var.Bunu şöyle açıklıyor;
İktidara geldikten sonra dava önderlerinin yandaşları genellikle yozlaşır ve kolayca adi bir’’Fırsat Avcıları’’kesimine dönüşürler.İlginç değil mi?Yandaş diyor,yozlaşma diyor,Adi fırsat avcıları diyor…

Daha önce birkaç kez kavram hakkında yazılmış yazı okumuştum. Ama ilgi çekici ve bir o kadar da güncel olan bu ifade  tekrar ilgimi çekti…

TDK (Türk Dil Kurumu) ‘’Karizma’’ kelimesini şöyle tanımlamış; Çekici ve etkileyici özellik, etkileyicilik, büyüleyicilik…
Bu özellikleri bünyesinde barındıran kişiye de ‘’Karizmatik’’ deniyor.
‘’Karizmatik’’ kelimesi Fransızca kökenli. İngilizce charisma "sevgi ve hayranlık kazanma yeteneği" sözcüğünden alıntıdır. İngilizce sözcük Almanca aynı anlama gelen charisma sözcüğünden alıntıdır. (İlk kullanımı: 1922 Max Weber, Alm. sosyolog.)

TDK'ye göre, karizmatik kelimesi anlamı’’Etkileyici’’dir.
Bir insanı karizmatik yapan onun karakteri; güçlü beden dilli ve etkili konuşma yeteneğidir… 
Karizmatik insanların fiziksel özelliklerinden öte bir haleleri (aura) vardır.

Bunlar şöyle dursun ve kavramın ikinci kelimesi olan ‘’Rutin’’ e bir bakalım;
‘’Rutin’’ kelimesi, dilimizde oldukça kullanılan kelimelerden birisidir.
Rutin, Fransızca dilinden Türkçe'mize geçmiştir.
TDK'ye göre rutin kelimesi anlamı da şu şekildedir:
- Sıradanlık, çeşitlilik göstermeyen, alışılagelmiş düzen içinde yapılan
- Yapılması alışkanlık hâline gelmiş iş…

Her ne kadar Weber kavramın ’’modern-öncesi’’ dönemlere mahsus tipik bir otorite biçimi olduğunu,’’modern dönemde’’ bunun yerini yazılı, rasyonel kuralların, yani "yasal otoritenin’’ aldığını anlatmaya çalışsa da Weber-sonrası geçen zaman karizmatik otoritenin tamamen geçmişte kalmadığını-kalamayacağını göstermiştir. En azından yasal otorite ile birlikte, yasanın geçerliliğini ve etkinliğini temin etmenin ilginç bir yolu olarak, bir tür yasal otoritenin veya siyasal etkinliğin ruhu ve heyecanı olarak, karizma tekrar keşfedilmiş,sadece siyasetin değil, aslında bütün örgütsel yapıların bir miktar bu unsura ihtiyaç duyduğu (post-fordist )* dönemin siyaset ve örgüt sosyolojisinin en önemli buluşlarından biri olarak hep var ola gelmiştir… 

Türkiye’nin son yirmi yılına damgasını vurmuş AK Parti''nin bir parti olarak başarısının büyük ölçüde liderinin karizmasına dayandığı aşikâr. Sayın Kurucu Başkan'ın cesareti ve karizması kuşku götürmez. Bir devletin kuruluş ilkelerini, Devrim'le oluşan yasalarını ve uygulamaları açık şiddet kullanmadan yıpratıp ortadan kaldırmak ve yeni bir ideolojik sistem kurmaya teşebbüs etmek az iş değildir.Bunun için elbette cesaret ve karizma yeterli değil. Çağın ruhunu (küreselleşmenin getirdiği fırsatlar) kavramış olmak, dengeleri kullanmak da önemlidir… 

 Ama aslında karizma sadece bir lidere mahsus bir özellik değildir ve yine AK Parti''yi ortaya çıkaran şartlarda açığa çıkan karizmatik enerji sadece Erdoğan''ın şahsına ait de değildir. Dönemsel olarak ülkenin içinden geçmekte olduğu ağır kriz koşullarının ürettiği bir akıl ve duygusal yoğunlaşma Erdoğan ve ekibiyle birlikte AK Parti nezdinde bulduğu çekim alanı söz konusu karizmanın toplamını ifade etmiştir. Dolayısıyla karizma sadece Erdoğan''ın şahsıyla başlayıp biten bir formül değil, Erdoğan''ın lider olarak temayüz ettiği bir hareketin toplam enerjisidir…

Bütün enerjiler gibi karizma da tükenmez bir enerji kaynağı değildir. Özellikle çağdaş siyaset ortamında karizmanın en önemli beslenme kaynağı başarı ve tutarlılık, ama bunların yanı sıra ideallerine saygı uyandırıcı bir inanç ve tutkudur. AKP ve Erdoğan başardıkça karizması daha da arttı. Krizlerle baş etme tarzı bu karizmayı daha da arttırdı…

Ancak Weber''in adına "karizmanın rutinleşmesi" dediği kavram vardır ki, bu da karizmanın bilhassa kitleleri cezp edip göreli bir kurumsallaşma yaşamasından sonra aynı tutku ve heyecanı aktarabilme kapasitesinin sınırına varmasında kendini gösteriyor…
 Başlangıçta daha idealist ve fedakâr olanlar, karizmanın rutinleşmesi aşamasında yerleşme ve paylaşım derdine daha çok düşüyorlar. Giderek hareketi veya lideri var eden karizma birileri için sadece o hareketten beslenmenin fırsat alanlarına dönüşür…

Son dönemlerden yaşananlar ve parti teşkilatlarındaki durum AK Parti''nin’’karizmanın rutinleşmesi’’ denilen bu sürece yakalanma eğilimine girmiş olduğunu gösteriyor…
 
Bel ki Erdoğan, karizmatik özelliğini büyük oranda korumaya devam ediyor ama parti teşkilatları ile milletvekillerinin önemli bir kısmının halkla organik ilişkisi alabildiğine azalmış olması(hatta yok seviyesinde), ki ; (AKP''yi siyasal tarihimizde en belirgin kılan özelliklerinden birisi halkla olan "organik ilişki ve iletişim kanalları"nın tıkanmaya yüz tuttuğu da yadsınamaz bir gerçek), bir çok yerde parti teşkilatları ile halk arasında bu kanallar şaşırtıcı derecede inorganik bir hal almaya yüz tutmuştur. Birçokları için, partinin, Türkiye''de demokratikleşme, özgürleşme, insan haklarını iyileştirme, uluslar arası düzeyde itibar ve açılım, gibi idealist misyonları olan bir hareket olmasının hiç bir anlamı kalmamış gibi… 

Bunlar için Parti’nin de Erdoğan''ın da karizması daha ziyade klientalist(Yandaş kayırma;parti üyeliği ve buradan kamu nimetlerinden yararlanma arayışı.Koyun-Sürü psikolojisi;Güdülmek isteyen insanların yapısı) bir tarzda uygulanıp dağıtılan bir iktidar imkanından ibarettir.Maalesef birçok yerde teşkilatlar seçim çalışmalarını tamamen Erdoğan''ın şahsi veya AK Parti''nin şu ana kadar icraatlarıyla biriktirmiş olduğu başarı karizmasına yüklemiş, kendileri ise bu karizmanın meyvelerini savurganca tüketmenin veya paylaşım kavgası vermenin dışında bir katkıda bulunmamışlardır…

Sonuç olarak; ‘’karizmanın rutinleşmesi’’ tamamen kaçınılamayan ama istenirse, doğru ve erken tedbirler alınırsa, epeyce geciktirilebilen bir dönüm noktasıdır...

Selametle Kalın…

Not; ‘’karizmanın rutinleşmesi’’ durumu sadece Ak Parti ve Sayın Erdoğan’la sınırlı değildir.Malesef bugün bir çok sözde Cemaat ve S.T.K’ da  aynı süreci yaşar hale gelmiştir…

(post-fordist )* Dönem ; Fordizm, iş gücü verimliliğinin belirleyici olduğu, sermaye birikimini artırma amacına dayalı olarak montaj hattı üzerinde gerçekleşen üretim sürecine verilen addır (Aglietta, 1979: 723). Ekonomide tekelci düzenlemenin ve yoğun birikimin geçerli olduğu çağ olarak özetlenmektedir (Amin, 1994: 9). Fordist dönem, işçi sınıfı açısından önemli hakların kazanıldığı bir dönem olmuştur. Kapitalizmin başlangıcından bu yana, emekçi sınıfın hakları bakımından en olumlu dönem olma özelliğine sahiptir. İşçi sınıfı sosyal güvenlikten mali haklara kadar lehine pek çok kazanım elde etmiştir.

Post-Fordizm, 1970’li yıllarda, üretkenlikte başlayan azalışa, pazardaki doygunluğa ve artan uluslararası rekabete, Fordizm tarafından aşırı derecede katı bir şekilde düzenlenmiş emek ve sermaye ilişkilerine cevap olarak kapitalizm tarafından sunulan yeni birikim rejimidir. Yeni rejim firmaları esnek bir temelde örgütlerken, devlete de emek ve finans piyasasını deregüle etmesi ve katılıkları ortadan kaldırması hususunda yardımcı olmaktadır (Gertler, 1988: 421-422). Fordist kitlesel üretimden Post-Fordist esnek üretime geçiş ile birlikte yeni tür bireycilik, kültürel çoğulculuk ve bölünmüşlük ortaya çıkmıştır. Üretim yapısı anti-hiyerarşik bir yapı kazanmakla birlikte bilgi ekonomisi güçlenmiştir. Çağdaş yenilik süreci desantralize olarak çoğulcu bir karaktere bürünmüştür (Thorpe, 2010: 407).

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanagundemi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.