Kahve Kitap
Mesude Özaslan
Köşe Yazarı
Mesude Özaslan
 

Varsa sınırı nerede başlar, nerede biter?

Bencillik insanın doğasında var mıdır? Varsa sınırı nerede başlar, nerede biter? Modern çağ bize sürekli aynı cümleyi fısıldıyor: “Kendin ol. Kendini sev. Kendine zaman ayır. Önce sen.” Bu cümleler kulağa şefkatli geliyor. Özellikle uzun süre başkaları için yaşamış, kendini ihmal etmiş bireyler için iyileştirici bir tarafı da var. Fakat bir soru zihnimi kurcalıyor: Kendi acısını yaşamakla bir başkasının acısına sırt çevirmek arasındaki çizgi ne kadar ince? Senin giyim kuşam özgürlüğün gasp edilmiş olabilir. Bu, ağır bir hak ihlalidir. Ama onun en temel yaşama hakkı elinden alınmışsa? Hem de bir sabah, sırtında okul çantasıyla… Birinin saçının rüzgârda dalgalanamaması ile bir diğerinin artık hiç nefes alamayacak olması aynı terazide midir? Özgürlük için yaktığın ateş, yaşama hakkı için sönen bir hayatın karanlığını aydınlatabiliyor mu? Kendi zincirlerini kırmaya çalışırken başkasının toprağa gömülen çocukluğuna sırtını dönmek, bir benlik savaşı mıdır, yoksa benliğin sınavı mı? Belki de asıl soru şudur: Kendi hakkın için ayağa kalkarken, başkasının hakkı için de eğilebiliyor musun? Aynı coğrafyada çocuklar öldürülürken, yanan yüreklerin üzerine özgürlük ateşi yakarak, yaktığın başörtünle kendi gençliğinin yasını tutuyorsun. Şu an, yıllardır bedenleri ve kimlikleri üzerinde kurulan baskıya karşı başörtülerini yakarak direniş göstermelerini izliyoruz. Bu eylem bir özgürlük çığlığı mı, yoksa yükselen sloganların arasında toprağa düşen kız çocuklarının sessizliğini bastıran bir gürültü mü? Özgürlük talebi göğe yükselirken, henüz büyüyemeden susturulanların çığlığı gerçekten duyulabiliyor mu? Yoksa bazı sesler, diğerlerinin yankısında kaybolmaya mı mahkûm ediliyor? Belki de burada asıl mesele, acının hiyerarşisini kurmaya çalışmamızdır. Kim daha çok acı çekti? Kimin yas tutmaya hakkı var? Kimin öfkesi daha meşru? Oysa insan aynı anda hem yas tutabilir hem isyan edebilir. Hem başkalarının acısına ağlayabilir hem de kendi zincirlerini kırmaya çalışabilir. “Rüzgârda dalgalanmayan saçlarının bedeli bir daha asla dalgalanmayacak vatanın bayrağı olsa dahi, bunu kutlar mıydın?” Bu soru bizi duygusal bir ikileme sürüklüyor. Vatan, özgürlük, inanç, kimlik… Hepsi büyük kavramlar. Fakat o kavramların gölgesinde bireyin varlığı ne kadar değerli? Bencilliğin bir sınırı vardır elbette. Başkasının varlığını yok saydığında, acısını küçümsediğinde, kendi konforun için adaletsizliği normalleştirdiğinde o sınır aşılır. Her duygunun aşırısı zararlıdır, evet. Aşırı fedakârlık insanı tüketir. Aşırı benmerkezcilik ise toplumu çürütür. Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, “ben” ile “biz” arasındaki dengeyi yeniden kurmak. Ne tamamen kendimizden vazgeçmek ne de dünyayı yalnızca kendi hikâyemizden ibaret sanmak. Çünkü insan, ancak başkasının acısını hissedebildiği ölçüde insan kalır. Ama kendi acısını inkâr ettiği sürece de sağ kalamaz. Belki de mesele bencillik değil. Mesele, benliğimizi savunurken vicdanımızı kaybetmemek.
Ekleme Tarihi: 04 Kasım 2026 -Çarşamba
Mesude Özaslan

Varsa sınırı nerede başlar, nerede biter?

Bencillik insanın doğasında var mıdır?

Varsa sınırı nerede başlar, nerede biter?

Modern çağ bize sürekli aynı cümleyi fısıldıyor: “Kendin ol. Kendini sev. Kendine zaman ayır. Önce sen.”

Bu cümleler kulağa şefkatli geliyor. Özellikle uzun süre başkaları için yaşamış, kendini ihmal etmiş bireyler için iyileştirici bir tarafı da var. Fakat bir soru zihnimi kurcalıyor: Kendi acısını yaşamakla bir başkasının acısına sırt çevirmek arasındaki çizgi ne kadar ince?

Senin giyim kuşam özgürlüğün gasp edilmiş olabilir. Bu, ağır bir hak ihlalidir.

Ama onun en temel yaşama hakkı elinden alınmışsa?

Hem de bir sabah, sırtında okul çantasıyla…

Birinin saçının rüzgârda dalgalanamaması ile bir diğerinin artık hiç nefes alamayacak olması aynı terazide midir?

Özgürlük için yaktığın ateş, yaşama hakkı için sönen bir hayatın karanlığını aydınlatabiliyor mu?

Kendi zincirlerini kırmaya çalışırken başkasının toprağa gömülen çocukluğuna sırtını dönmek, bir benlik savaşı mıdır, yoksa benliğin sınavı mı?

Belki de asıl soru şudur:

Kendi hakkın için ayağa kalkarken, başkasının hakkı için de eğilebiliyor musun?

Aynı coğrafyada çocuklar öldürülürken, yanan yüreklerin üzerine özgürlük ateşi yakarak, yaktığın başörtünle kendi gençliğinin yasını tutuyorsun.

Şu an, yıllardır bedenleri ve kimlikleri üzerinde kurulan baskıya karşı başörtülerini yakarak direniş göstermelerini izliyoruz.

Bu eylem bir özgürlük çığlığı mı, yoksa yükselen sloganların arasında toprağa düşen kız çocuklarının sessizliğini bastıran bir gürültü mü?

Özgürlük talebi göğe yükselirken, henüz büyüyemeden susturulanların çığlığı gerçekten duyulabiliyor mu?

Yoksa bazı sesler, diğerlerinin yankısında kaybolmaya mı mahkûm ediliyor?

Belki de burada asıl mesele, acının hiyerarşisini kurmaya çalışmamızdır.

Kim daha çok acı çekti?

Kimin yas tutmaya hakkı var?

Kimin öfkesi daha meşru?

Oysa insan aynı anda hem yas tutabilir hem isyan edebilir. Hem başkalarının acısına ağlayabilir hem de kendi zincirlerini kırmaya çalışabilir.

“Rüzgârda dalgalanmayan saçlarının bedeli bir daha asla dalgalanmayacak vatanın bayrağı olsa dahi, bunu kutlar mıydın?”

Bu soru bizi duygusal bir ikileme sürüklüyor. Vatan, özgürlük, inanç, kimlik… Hepsi büyük kavramlar. Fakat o kavramların gölgesinde bireyin varlığı ne kadar değerli?

Bencilliğin bir sınırı vardır elbette.

Başkasının varlığını yok saydığında, acısını küçümsediğinde, kendi konforun için adaletsizliği normalleştirdiğinde o sınır aşılır.

Her duygunun aşırısı zararlıdır, evet.

Aşırı fedakârlık insanı tüketir.

Aşırı benmerkezcilik ise toplumu çürütür.

Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, “ben” ile “biz” arasındaki dengeyi yeniden kurmak.

Ne tamamen kendimizden vazgeçmek ne de dünyayı yalnızca kendi hikâyemizden ibaret sanmak.

Çünkü insan, ancak başkasının acısını hissedebildiği ölçüde insan kalır.

Ama kendi acısını inkâr ettiği sürece de sağ kalamaz.

Belki de mesele bencillik değil.

Mesele, benliğimizi savunurken vicdanımızı kaybetmemek.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanagundemi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.