Son yıllarda sosyal medya yalnızca fikirlerin paylaşıldığı bir mecra olmaktan çıktı. Kimi zaman hâkim oldu, kimi zaman savcı, kimi zaman da avukat... Delillerin tartışıldığı, savunmanın dinlendiği bir hukuk düzeni yerine; saniyeler içinde hüküm veren, infazı anında gerçekleştiren dijital bir mahkemeye dönüştü.
Peki adaletin terazisi gerçekten buraya mı kurulmalıydı?
Elbette toplumun yanlışlara tepki göstermesi önemlidir. Haksızlığa sessiz kalmak da doğru değildir. Ancak tepki ile infaz arasındaki çizgi kaybolduğunda, adalet yerini öfkeye bırakır. Öfke ise çoğu zaman hakikati değil, en yüksek sesi dinler.
Son günlerde gündem olan "Lahmacuncu Ali Usta" olayı bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Bir anlık gaflet, yanlış bir söz ya da talihsiz bir yaklaşım... Sonuçta iki lahmacunun hesabı konuşulurken, koca bir emek tezgâhı yerle bir oldu. Bir işletmenin, çalışanlarının ve yılların birikiminin tek bir dijital linç dalgasıyla yok olmasını alkışlamak, adalet duygusunu güçlendirmez.
Öte yandan, toplu taşıma araçlarında vatandaşların her gün maruz kaldığı saygısızlıklar, hakaretler ve kötü muameleler çoğu zaman cezasız kalabiliyor. Ben de bizzat minibüslerde yaşadığım ve şahit olduğum onlarca terbiyesiz davranışı hatırlıyorum. Buna rağmen ne kooperatifler kapatıldı ne de sistem kökten sorgulandı. Demek ki mesele sadece hata yapmak değil; sosyal medyanın kimi hedef seçtiğiyle de ilgili.
Adalet, kişiye göre değişen bir duygu değildir. Aynı ölçü herkese uygulanmadığında, ortaya adalet değil, popülerlik çıkar. Bugün alkışlanan dijital infaz, yarın masum bir insanın da kapısını çalabilir.
Atalarımızın çok derin bir hikmeti vardır:
"Öfkedeki şiddet, gayedeki hikmeti yok eder."
Gerçekten de öfke büyüdükçe akıl küçülür. İntikam hissi arttıkça vicdan geri çekilir. Oysa bir toplumun gücü, en sert cezayı vermesinde değil; en zor anda bile ölçüyü koruyabilmesindedir.
Hata yapan elbette hesabını vermelidir. Ancak bu hesap hukuk önünde, hakkaniyet içinde ve ölçülü olmalıdır. Bir insanı düzeltmek ile onu tamamen yok etmek arasında büyük bir fark vardır. Medeniyet, işte bu farkı gözetebildiği ölçüde medeniyettir.
Sosyal medya elbette güçlü bir denetim mekanizmasıdır. Fakat adaletin yerine geçtiği gün, hepimiz için tehlikeli bir silaha dönüşür. Çünkü bugün başkasını yakan ateş, yarın bizi de yakabilir.
Toplum olarak yeniden şu soruyu sormaya ihtiyacımız var:
Adalet mi istiyoruz, yoksa öfkemizi tatmin edecek yeni kurbanlar mı?
Bu soruya vereceğimiz cevap, yalnızca sosyal medyanın değil, vicdanımızın da hangi tarafta durduğunu gösterecektir.

