Kahve Kitap
Hacı Ali Doğan
Köşe Yazarı
Hacı Ali Doğan
 

Betonarme Çadırkent: Sarıçam Göztepe TOKİ Konutları SOS Veriyor

  Siz hiç betonarme çadırkent gördünüz mü? Ben gördüm. Daha doğrusu, görmekle kalmadım. İçinde yaşıyorum. Adana Sarıçam Göztepe TOKİ Konutları’nda yaşıyorum. Burayı uzaktan gören, sıra sıra dizilmiş bloklara bakıp “Ne güzel, yeni konutlar yapılmış” diyebilir. Gelin bir de içinde yaşayın. Gelin o binaların arasından yürüyün. Gelin yaz sıcağında pencerenizi açın. Gelin yağmur yağdığında yollarımızdan geçmeye çalışın. Gelin bir gece kanalizasyon kokusuyla uyumaya çalışın. Sonra yeniden konuşalım. Çünkü burada mesele ev sahibi olmak değil. Mesele dört duvarın arasında insan gibi yaşayabilmek. Ve ben bugün size duyduklarımı değil, gördüklerimi ve yaşadıklarımı anlatıyorum. Su Yok, Temizlik Yok, Altyapı Yok Burada su problemi yaşıyoruz. Temizlik yok denecek durumda. Altyapı çökmüş halde. Sağlık ocağımız yok. Bakkalımız yok. Manavımız yok. Pazar yerimiz yok. Şehre yaklaşık 25 kilometre uzağız ama şehirle bağımız, binlerce insanın yaşadığı bir yerleşim alanında olması gereken düzeyde değil. Belediye ulaşımı konusunda ciddi sıkıntı yaşıyoruz. Arabanız yoksa işiniz zor. Çocuğunuz hastalandıysa zor. Yaşlıysanız daha da zor. Günlük bir ihtiyacınız varsa yine zor. Ama bütün bunlardan daha kötüsü var. Muhatabımız yok. Bir sorun olduğunda kimin kapısını çalacağız? Kim gelip görecek? Kim sorumluluk alacak? Kim “Bu insanların derdi benim derdim” diyecek? İşte onu bulamıyoruz. Peki Burada Ne Var? “Şu yok, bu yok” diye sıralamak kolay. Bir de neyin olduğuna bakalım. Lağım kokusu var. Çöken yollar var. Kayan zeminler var. Duvarından su alan evler var. Sinek var. Fare var. Yılan var. Akrep var. Çamur var. Pislik var. Ve bütün bunların ortasında yaşamaya çalışan binlerce insan var. Ben burada yaşayan biri olarak her gün bunlarla karşılaşıyorum. Bazı blokların çevresinde kanalizasyon problemi gözünüzün önünde. Kötü kokuyu tarif etmeme gerek yok. Çünkü o koku bazen kapınızı, pencerenizi açtığınız anda evinizin içine kadar giriyor. İnsan evinde nefes almak için pencere açar. Biz bazen pencereyi açmaktan korkuyoruz. Çünkü dışarıdan temiz hava değil, lağım kokusu geliyor. Dere Yatağının Üzerine Hayat Kurulmuş Burada bazı blokların bulunduğu alanlara baktığınızda zeminin durumunu çıplak gözle görüyorsunuz. Kaymalar var. Çökmeler var. Yollarda meydana gelen deformasyonlar var. Bir yolun kendi kendine çökmesini bir kez görürsünüz, “olabilir” dersiniz. İkinci kez olur, şaşırırsınız. Ama aynı bölgede yollar sürekli çöküyor, tekrar yapılıyor ve yeniden bozuluyorsa artık bunun adını “küçük bir aksaklık” koyamazsınız. Tüm bunlara ek yükset aidat ile birlikte uydurma kalmelerle şişirilen dayatılmış faturalar. Adeta kendi evimizde kira ödemeye mahkum ediliyoruz. Hangi hizmet için bu paraları talep ediyorsunuz? olmayan temizlik için mi? yukarıda saydığımız rezaletler için mi? insanda biraz mahcubiyet duygusu olur. Ben burada yaşıyorum. Ben o yollardan geçiyorum. Aracımla o çukurlara giriyorum. Çocuklar o yollardan geçiyor. Servisler geçiyor. Ambulansın geçmesi gerektiğinde de yine o yollar kullanılacak. Hafriyat kamyonlarının ağır yük altında yolları ne hale getirdiğini de gözümüzle görüyoruz. Birileri için burası yalnızca bir şantiye güzergâhı olabilir. Ama bizim için burası evimizin önü. Çocuklarımızın yürüdüğü yol. Her sabah işe giderken kullandığımız yol. Her akşam evimize dönerken geçtiğimiz yol. Ev Dediğin İnsanı Yağmurdan Korumaz mı? Bir başka gerçek daha var. Duvarından su sızan daireler var. Yağmur yağdığında tedirgin olan insanlar var. Yeni denilebilecek konutlarda insanların duvarındaki nemi, suyu, kabarmayı konuşuyor olması normal mi? Ben artık “normal” kelimesinin burada anlamını kaybettiğini düşünüyorum. Çünkü insan bazı şeyleri uzun süre yaşayınca alışmaya başlıyor. İşte en korkuncu da bu. Lağım kokusuna alışmak. Çukura alışmak. Sineğe alışmak. Su kesintisine alışmak. Muhatapsızlığa alışmak. Biz bunlara alışmak istemiyoruz. Bunlar normal değil. Bunlar bir yaşam alanının kaderi hiç değil. Bebeklerin Yüzüne Bakın Beni en fazla öfkelendiren şeylerden biri çocuklarımızın hali. Sineklerin cirit attığı bir yerde yaşıyoruz. Yaz geldiğinde mesele birkaç sinekten ibaret değil. Bebeklerin, küçücük çocukların yüzleri sinek ısırıklarıyla doluyor. Bir anne-baba için çocuğunun yüzünün sinek ısırığından şiştiğini görmek nasıl bir duygudur, bunu yaşayan bilir. Sonra bize “konut” deniliyor. Konut var. Peki yaşam nerede? Beton var. Peki sağlık nerede? Blok var. Peki çevre düzeni nerede? Binlerce insan var. Peki hizmet nerede? Yılan, Akrep, Fare, Sinek… Burası yalnızca sinek meselesi de değil. Yılan görüyoruz. Akrep görüyoruz. Fare görüyoruz. Haşere problemi yaşıyoruz. Şimdi şehir merkezinde yaşayan birine bunları anlattığınızda belki kulağa abartılı geliyor. Ama ben size gazete haberi anlatmıyorum. Ben evimin çevresini anlatıyorum. Benim yaşadığım yer burası. Benim çocuğum burada yürüyor. Benim ailem burada yaşıyor. Biz akşam olduğunda evimize dönüp kapıyı kapattığımızda bütün bu sorunlar dışarıda kalmıyor. Sorun bizimle birlikte eve giriyor. Kokusu giriyor. Sineği giriyor. Nemi giriyor. Çamuru giriyor. Çaresizliği giriyor. Beton Dikmekle Şehir Kurulmuyor Bence asıl mesele burada başlıyor. Yüzlerce, binlerce konut yapmakla şehir kurmuş olmuyorsunuz. İnsanları bloklara yerleştirmek kolay. Ama o insanların hayatını kurmak başka bir şey. Bir yaşam alanı yapıyorsanız suyunu düşünmek zorundasınız. Kanalizasyonunu düşünmek zorundasınız. Yolunu düşünmek zorundasınız. Toplu taşımasını düşünmek zorundasınız. Sağlık hizmetini düşünmek zorundasınız. Marketini, pazarını, sosyal alanını düşünmek zorundasınız. Çocuğu düşünmek zorundasınız. Yaşlıyı düşünmek zorundasınız. Engelliyi düşünmek zorundasınız. Aracı olmayan insanı düşünmek zorundasınız. Bunları düşünmeden yalnızca beton blokları yan yana dizerseniz ortaya şehir çıkmaz. Ortaya betonarme bir çadırkent çıkar. Benim “betonarme çadırkent” dediğim tam olarak budur. Başımızın üzerinde beton tavan var. Ama kent yaşamının temel imkânları yok. Lüks İstemiyoruz Kimse bizden yanlış anlamasın. Biz lüks istemiyoruz. Kapımızın önüne yüzme havuzu istemiyoruz. Her köşeye kafe istemiyoruz. Gösterişli projeler istemiyoruz. Biz temiz su istiyoruz. Temiz çevre istiyoruz. Çalışan kanalizasyon istiyoruz. Çökmeyen yol istiyoruz. Düzenli toplu taşıma istiyoruz. Bir sağlık ocağı istiyoruz. Çocuğumuz ateşlendiğinde ne yapacağımızı kara kara düşünmek istemiyoruz. Bir ekmek almak için kilometre hesabı yapmak istemiyoruz. Sebzemizi, meyvemizi alabileceğimiz bir pazar istiyoruz. Sinekten, fareden, yılandan, akrepten korunmak istiyoruz. Ve en önemlisi: Karşımızda bir muhatap görmek istiyoruz. Bu kadar. İstediğimiz şey ayrıcalık değil. İnsanca yaşam. Gelin, Bir Gün Burada Yaşayın Buradan bütün yetkililere sesleniyorum. Masa başında rapor okumayın. Fotoğraflara bakıp karar vermeyin. Makam aracınızla ana yoldan geçip “inceleme yaptık” demeyin. Gelin. Bir gün burada yaşayın. Sabah bizimle evden çıkın. Toplu taşıma arayın. Yollarımızdan geçin. Çukurlara girin. Blokların arasını dolaşın. Kanalizasyon kokusunu içinize çekin. Bir yaz akşamı sineklerin arasında yarım saat oturun. Çocuğunun yüzündeki sinek ısırıklarını gösteren bir anneyle konuşun. Duvarından su alan eve girin. Çöken yolu görün. Sonra bize bunun normal olduğunu anlatın. Anlatabiliyorsanız anlatın. Burada İnsanlar Yaşıyor Bazen bize yapılan en büyük haksızlığın bu olduğunu düşünüyorum: Binalar görülüyor ama içindeki insanlar görülmüyor. Oysa burada insanlar yaşıyor. Sabah işe yetişmeye çalışan insanlar. Çocuğunu okula gönderen anne babalar. Emekliler. Gençler. Bebekler. Hastalar. Yaşlılar. Geçim derdindeki aileler. Biz bir proje numarası değiliz. Biz bir ada-parsel numarası değiliz. Biz istatistik değiliz. Biz insanız. Ve bu şehrin insanıyız. Sarıçam Göztepe TOKİ SOS Veriyor Ben bugün kimsenin adına konuşmuyorum. Kendi gördüğümü anlatıyorum. Kendi yaşadığımı yazıyorum. Her gün üzerinden geçtiğim yolu anlatıyorum. Burnuma gelen kokuyu anlatıyorum. Gördüğüm çöküntüyü anlatıyorum. Karşılaştığım sineği, fareyi, akrebi anlatıyorum. Duvarından su sızan evleri anlatıyorum. Şehre ulaşmak için çektiğimiz sıkıntıyı anlatıyorum. Muhatap bulamayışımızı anlatıyorum. Ve bütün bunların sonunda tek bir şey söylüyorum: Sarıçam Göztepe TOKİ Konutları SOS veriyor. Artık birilerinin bu sesi duyması gerekiyor. Birilerinin buraya gelip gerçekten bakması gerekiyor. Birilerinin sorumluluk alması gerekiyor. Çünkü burada mesele birkaç çukurdan, birkaç sinekten ya da kötü kokudan ibaret değil. Mesele bir yaşam alanının göz göre göre kaderine terk edilmesi. Mesele binlerce insanın hayatı. Mesele çocuklarımızın nasıl bir çevrede büyüdüğü. Mesele insan onuru. Ve ben burada yaşayan biri olarak artık şu sorunun cevabını istiyorum: Biz bu şehrin neresindeyiz? Sosyal Devlet olmanın bir gereği olarak yıkılan evimize karşılık Bize ev verdiniz. Eyvallah.  Peki bunca kritik sorunla kim yaşayacak? Betonu diktiniz. Peki şehri kim kuracak? Anahtarı teslim ettiniz. Peki bundan sonrası? Biz ayrıcalık istemiyoruz. Biz sadaka istemiyoruz. Biz lütuf istemiyoruz. Biz hakkımız olan insanca yaşamı istiyoruz. Ve artık görülmek istiyoruz.
Ekleme Tarihi: 16 Eylül 2026 -Çarşamba
Hacı Ali Doğan

Betonarme Çadırkent: Sarıçam Göztepe TOKİ Konutları SOS Veriyor

 

Siz hiç betonarme çadırkent gördünüz mü?

Ben gördüm.

Daha doğrusu, görmekle kalmadım.

İçinde yaşıyorum.

Adana Sarıçam Göztepe TOKİ Konutları’nda yaşıyorum.

Burayı uzaktan gören, sıra sıra dizilmiş bloklara bakıp “Ne güzel, yeni konutlar yapılmış” diyebilir.

Gelin bir de içinde yaşayın.

Gelin o binaların arasından yürüyün.

Gelin yaz sıcağında pencerenizi açın.

Gelin yağmur yağdığında yollarımızdan geçmeye çalışın.

Gelin bir gece kanalizasyon kokusuyla uyumaya çalışın.

Sonra yeniden konuşalım.

Çünkü burada mesele ev sahibi olmak değil.

Mesele dört duvarın arasında insan gibi yaşayabilmek.

Ve ben bugün size duyduklarımı değil, gördüklerimi ve yaşadıklarımı anlatıyorum.

Su Yok, Temizlik Yok, Altyapı Yok

Burada su problemi yaşıyoruz.

Temizlik yok denecek durumda.

Altyapı çökmüş halde.

Sağlık ocağımız yok.

Bakkalımız yok.

Manavımız yok.

Pazar yerimiz yok.

Şehre yaklaşık 25 kilometre uzağız ama şehirle bağımız, binlerce insanın yaşadığı bir yerleşim alanında olması gereken düzeyde değil.

Belediye ulaşımı konusunda ciddi sıkıntı yaşıyoruz.

Arabanız yoksa işiniz zor.

Çocuğunuz hastalandıysa zor.

Yaşlıysanız daha da zor.

Günlük bir ihtiyacınız varsa yine zor.

Ama bütün bunlardan daha kötüsü var.

Muhatabımız yok.

Bir sorun olduğunda kimin kapısını çalacağız?

Kim gelip görecek?

Kim sorumluluk alacak?

Kim “Bu insanların derdi benim derdim” diyecek?

İşte onu bulamıyoruz.

Peki Burada Ne Var?

“Şu yok, bu yok” diye sıralamak kolay.

Bir de neyin olduğuna bakalım.

Lağım kokusu var.

Çöken yollar var.

Kayan zeminler var.

Duvarından su alan evler var.

Sinek var.

Fare var.

Yılan var.

Akrep var.

Çamur var.

Pislik var.

Ve bütün bunların ortasında yaşamaya çalışan binlerce insan var.

Ben burada yaşayan biri olarak her gün bunlarla karşılaşıyorum.

Bazı blokların çevresinde kanalizasyon problemi gözünüzün önünde.

Kötü kokuyu tarif etmeme gerek yok.

Çünkü o koku bazen kapınızı, pencerenizi açtığınız anda evinizin içine kadar giriyor.

İnsan evinde nefes almak için pencere açar.

Biz bazen pencereyi açmaktan korkuyoruz.

Çünkü dışarıdan temiz hava değil, lağım kokusu geliyor.

Dere Yatağının Üzerine Hayat Kurulmuş

Burada bazı blokların bulunduğu alanlara baktığınızda zeminin durumunu çıplak gözle görüyorsunuz.

Kaymalar var.

Çökmeler var.

Yollarda meydana gelen deformasyonlar var.

Bir yolun kendi kendine çökmesini bir kez görürsünüz, “olabilir” dersiniz.

İkinci kez olur, şaşırırsınız.

Ama aynı bölgede yollar sürekli çöküyor, tekrar yapılıyor ve yeniden bozuluyorsa artık bunun adını “küçük bir aksaklık” koyamazsınız.

Tüm bunlara ek yükset aidat ile birlikte uydurma kalmelerle şişirilen dayatılmış faturalar. Adeta kendi evimizde kira ödemeye mahkum ediliyoruz. Hangi hizmet için bu paraları talep ediyorsunuz? olmayan temizlik için mi? yukarıda saydığımız rezaletler için mi? insanda biraz mahcubiyet duygusu olur.

Ben burada yaşıyorum.

Ben o yollardan geçiyorum.

Aracımla o çukurlara giriyorum.

Çocuklar o yollardan geçiyor.

Servisler geçiyor.

Ambulansın geçmesi gerektiğinde de yine o yollar kullanılacak.

Hafriyat kamyonlarının ağır yük altında yolları ne hale getirdiğini de gözümüzle görüyoruz.

Birileri için burası yalnızca bir şantiye güzergâhı olabilir.

Ama bizim için burası evimizin önü.

Çocuklarımızın yürüdüğü yol.

Her sabah işe giderken kullandığımız yol.

Her akşam evimize dönerken geçtiğimiz yol.

Ev Dediğin İnsanı Yağmurdan Korumaz mı?

Bir başka gerçek daha var.

Duvarından su sızan daireler var.

Yağmur yağdığında tedirgin olan insanlar var.

Yeni denilebilecek konutlarda insanların duvarındaki nemi, suyu, kabarmayı konuşuyor olması normal mi?

Ben artık “normal” kelimesinin burada anlamını kaybettiğini düşünüyorum.

Çünkü insan bazı şeyleri uzun süre yaşayınca alışmaya başlıyor.

İşte en korkuncu da bu.

Lağım kokusuna alışmak.

Çukura alışmak.

Sineğe alışmak.

Su kesintisine alışmak.

Muhatapsızlığa alışmak.

Biz bunlara alışmak istemiyoruz.

Bunlar normal değil.

Bunlar bir yaşam alanının kaderi hiç değil.

Bebeklerin Yüzüne Bakın

Beni en fazla öfkelendiren şeylerden biri çocuklarımızın hali.

Sineklerin cirit attığı bir yerde yaşıyoruz.

Yaz geldiğinde mesele birkaç sinekten ibaret değil.

Bebeklerin, küçücük çocukların yüzleri sinek ısırıklarıyla doluyor.

Bir anne-baba için çocuğunun yüzünün sinek ısırığından şiştiğini görmek nasıl bir duygudur, bunu yaşayan bilir.

Sonra bize “konut” deniliyor.

Konut var.

Peki yaşam nerede?

Beton var.

Peki sağlık nerede?

Blok var.

Peki çevre düzeni nerede?

Binlerce insan var.

Peki hizmet nerede?

Yılan, Akrep, Fare, Sinek…

Burası yalnızca sinek meselesi de değil.

Yılan görüyoruz.

Akrep görüyoruz.

Fare görüyoruz.

Haşere problemi yaşıyoruz.

Şimdi şehir merkezinde yaşayan birine bunları anlattığınızda belki kulağa abartılı geliyor.

Ama ben size gazete haberi anlatmıyorum.

Ben evimin çevresini anlatıyorum.

Benim yaşadığım yer burası.

Benim çocuğum burada yürüyor.

Benim ailem burada yaşıyor.

Biz akşam olduğunda evimize dönüp kapıyı kapattığımızda bütün bu sorunlar dışarıda kalmıyor.

Sorun bizimle birlikte eve giriyor.

Kokusu giriyor.

Sineği giriyor.

Nemi giriyor.

Çamuru giriyor.

Çaresizliği giriyor.

Beton Dikmekle Şehir Kurulmuyor

Bence asıl mesele burada başlıyor.

Yüzlerce, binlerce konut yapmakla şehir kurmuş olmuyorsunuz.

İnsanları bloklara yerleştirmek kolay.

Ama o insanların hayatını kurmak başka bir şey.

Bir yaşam alanı yapıyorsanız suyunu düşünmek zorundasınız.

Kanalizasyonunu düşünmek zorundasınız.

Yolunu düşünmek zorundasınız.

Toplu taşımasını düşünmek zorundasınız.

Sağlık hizmetini düşünmek zorundasınız.

Marketini, pazarını, sosyal alanını düşünmek zorundasınız.

Çocuğu düşünmek zorundasınız.

Yaşlıyı düşünmek zorundasınız.

Engelliyi düşünmek zorundasınız.

Aracı olmayan insanı düşünmek zorundasınız.

Bunları düşünmeden yalnızca beton blokları yan yana dizerseniz ortaya şehir çıkmaz.

Ortaya betonarme bir çadırkent çıkar.

Benim “betonarme çadırkent” dediğim tam olarak budur.

Başımızın üzerinde beton tavan var.

Ama kent yaşamının temel imkânları yok.

Lüks İstemiyoruz

Kimse bizden yanlış anlamasın.

Biz lüks istemiyoruz.

Kapımızın önüne yüzme havuzu istemiyoruz.

Her köşeye kafe istemiyoruz.

Gösterişli projeler istemiyoruz.

Biz temiz su istiyoruz.

Temiz çevre istiyoruz.

Çalışan kanalizasyon istiyoruz.

Çökmeyen yol istiyoruz.

Düzenli toplu taşıma istiyoruz.

Bir sağlık ocağı istiyoruz.

Çocuğumuz ateşlendiğinde ne yapacağımızı kara kara düşünmek istemiyoruz.

Bir ekmek almak için kilometre hesabı yapmak istemiyoruz.

Sebzemizi, meyvemizi alabileceğimiz bir pazar istiyoruz.

Sinekten, fareden, yılandan, akrepten korunmak istiyoruz.

Ve en önemlisi:

Karşımızda bir muhatap görmek istiyoruz.

Bu kadar.

İstediğimiz şey ayrıcalık değil.

İnsanca yaşam.

Gelin, Bir Gün Burada Yaşayın

Buradan bütün yetkililere sesleniyorum.

Masa başında rapor okumayın.

Fotoğraflara bakıp karar vermeyin.

Makam aracınızla ana yoldan geçip “inceleme yaptık” demeyin.

Gelin.

Bir gün burada yaşayın.

Sabah bizimle evden çıkın.

Toplu taşıma arayın.

Yollarımızdan geçin.

Çukurlara girin.

Blokların arasını dolaşın.

Kanalizasyon kokusunu içinize çekin.

Bir yaz akşamı sineklerin arasında yarım saat oturun.

Çocuğunun yüzündeki sinek ısırıklarını gösteren bir anneyle konuşun.

Duvarından su alan eve girin.

Çöken yolu görün.

Sonra bize bunun normal olduğunu anlatın.

Anlatabiliyorsanız anlatın.

Burada İnsanlar Yaşıyor

Bazen bize yapılan en büyük haksızlığın bu olduğunu düşünüyorum:

Binalar görülüyor ama içindeki insanlar görülmüyor.

Oysa burada insanlar yaşıyor.

Sabah işe yetişmeye çalışan insanlar.

Çocuğunu okula gönderen anne babalar.

Emekliler.

Gençler.

Bebekler.

Hastalar.

Yaşlılar.

Geçim derdindeki aileler.

Biz bir proje numarası değiliz.

Biz bir ada-parsel numarası değiliz.

Biz istatistik değiliz.

Biz insanız.

Ve bu şehrin insanıyız.

Sarıçam Göztepe TOKİ SOS Veriyor

Ben bugün kimsenin adına konuşmuyorum.

Kendi gördüğümü anlatıyorum.

Kendi yaşadığımı yazıyorum.

Her gün üzerinden geçtiğim yolu anlatıyorum.

Burnuma gelen kokuyu anlatıyorum.

Gördüğüm çöküntüyü anlatıyorum.

Karşılaştığım sineği, fareyi, akrebi anlatıyorum.

Duvarından su sızan evleri anlatıyorum.

Şehre ulaşmak için çektiğimiz sıkıntıyı anlatıyorum.

Muhatap bulamayışımızı anlatıyorum.

Ve bütün bunların sonunda tek bir şey söylüyorum:

Sarıçam Göztepe TOKİ Konutları SOS veriyor.

Artık birilerinin bu sesi duyması gerekiyor.

Birilerinin buraya gelip gerçekten bakması gerekiyor.

Birilerinin sorumluluk alması gerekiyor.

Çünkü burada mesele birkaç çukurdan, birkaç sinekten ya da kötü kokudan ibaret değil.

Mesele bir yaşam alanının göz göre göre kaderine terk edilmesi.

Mesele binlerce insanın hayatı.

Mesele çocuklarımızın nasıl bir çevrede büyüdüğü.

Mesele insan onuru.

Ve ben burada yaşayan biri olarak artık şu sorunun cevabını istiyorum:

Biz bu şehrin neresindeyiz?

Sosyal Devlet olmanın bir gereği olarak yıkılan evimize karşılık Bize ev verdiniz. Eyvallah. 

Peki bunca kritik sorunla kim yaşayacak?

Betonu diktiniz.

Peki şehri kim kuracak?

Anahtarı teslim ettiniz.

Peki bundan sonrası?

Biz ayrıcalık istemiyoruz.

Biz sadaka istemiyoruz.

Biz lütuf istemiyoruz.

Biz hakkımız olan insanca yaşamı istiyoruz.

Ve artık görülmek istiyoruz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanagundemi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.