Önce bir ayrımı netleştirelim.
Burada “İslamcılığın iflası mı?” derken haşa, İslam’ın iflasından söz etmiyorum. İslam’ın iflası olmaz. Allah’ın dini, insanların yaptığı siyasetle ve kurduğu teşkilatlarla ölçülemez.
Benim söylediğim; İslam adına siyaset yapan, İslam’ın ahlakını, adaletini ve temizliğini temsil ettiğini söyleyen anlayışın iflasıdır.
Çünkü yıllarca din diyerek, İslam diyerek, başörtüsü diyerek geldiler. “Biz farklıyız, biz temiziz; bir lokma, bir hırka...” dediler.
Peki, bugün geldiğimiz noktada ne görüyoruz?
Fon krizini, sözde İslamcı partinin Müslüman yöneticileri hakkındaki milyarlarca liralık vurgun iddialarını, siyasi bağlantıları ve servet tartışmalarını görüyoruz.
İnsan ister istemez soruyor: Hani nerede o “bir lokma, bir hırka” anlayışı?
Garibanın asgari ücretle geçinmeye çalıştığı, emeklinin pazar filesini dolduramadığı bir ülkede bazı insanların lüks otomobiller, özel uçaklar, pahalı restoranlar ve akıl almaz servetlerle anılması insanın vicdanını yaralıyor.
Mesele artık sadece para olmaktan çıkmıştır.
Mesele ahlaktır, emanettir. Mesele kul hakkıdır.
Türkiye’de İslamcılık, AK Parti ve kadrolarının da büyük katkılarıyla derin bir çürüme ve iflas görüntüsü veriyor.
Bunu söylerken İslam’ı değil, İslam adına ortaya konulan siyasi iddiayı eleştiriyorum.
Çünkü İslam bize emaneti ehline vermeyi, adaleti ayakta tutmayı, yetimin hakkını korumayı, israftan ve haksız kazançtan uzak durmayı emrediyor.
Siz parti programlarınızda ve sloganlarınızda bunları söyleyerek iktidara gelip sonra bambaşka işlerin içine girerseniz, tamamının olmasa da bazı insanların dine olan güvenini yıkarsınız.
Başörtüsü bu ülkede yıllarca bir özgürlük ve onur mücadelesinin sembolü oldu.
Ancak başörtüsü taşıyan insanların adı servet ve yolsuzluk tartışmalarıyla anılmaya başlarsa bundan en büyük zararı başörtüsünün kendisi görür.
Fon krizi soruşturmasında AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın adı da kamuoyuna yansıyan hisse işlemleri iddiaları nedeniyle gündeme geldi ve Kaya, parti görevlerinden ayrıldı. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de usulsüzlük ve yolsuzluk yapan herkesin hukuk önünde hesap vereceğini açıkladı.
Eğer ortada bir suç varsa kimsenin makamına ve geçmişine bakılmadan hesabı sorulmalıdır.
Çünkü devletin görevi siyasi kadroları değil, hukuku korumaktır.
Ancak insanın aklına şu sorular geliyor:
Ya bu, buzdağının yalnızca görünen yüzüyse?
Ya mesele birkaç kişiyle sınırlı değilse?
Ya siyasi ve ekonomik ilişkiler daha derinlere uzanıyorsa?
O zaman devletin yapması gereken bellidir: Nereye kadar gidiyorsa oraya kadar gitmek.
Kimseyi korumadan, kayırmadan; kimseyi de haksız yere suçlamadan...
Çünkü millet artık “Bize güvenin.” sözünü değil, şeffaflık ve hesap verebilirlik istiyor.
Bir lokma, bir hırka...
Bir zamanlar tevazudan söz ediliyordu.
Bugün ise bir tarafta geçim derdiyle boğuşan milyonlar, diğer tarafta servetleri ve lüks hayatları tartışılan insanlar var.
Gariban, asgari ücretle ay sonunu getirmeye çalışırken bazıları milyonları, milyarları konuşuyor.
İşte benim itirazım buna.
“Bir lokma, bir hırka” diyerek gelip hamuduyla götürmek, siyasi ahlak hâline geldi.
Dini söylemlerle toplumun güvenini kazanıp sonra o güveni servete, makama ve güce dönüştürmek yalnızca siyasi bir başarısızlık değil, aynı zamanda ahlaki bir iflastır.
İslam’ın değil...
İslamcılık iddiasının iflasıdır.
Ve bunun hesabını önce kendilerine “İslam’ın temsilcileri” diyenlerin vermesi gerekir.
Son olarak ben, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak şunu söylüyorum:
Bu milletin hakkını kim yemişse,
Yetimin hakkına kim el uzatmışsa,
Garibanın ekmeğine kim göz dikmişse,
Devletin imkânlarını kendi servetine çevirmişse,
Gördüğü ve bildiği hâlde susmuş, yanlış yapanı korumuşsa Allah ondan da buna göz yumanlardan da razı olmasın; belalarını versin.
Benim elimden hesap sormak gelmiyor. Hiç olmazsa bunu söyleyebilirim.
Kalemimiz var.
Vicdanımız var.
Bir de Allah’a açılan ellerimiz, duamız var.
Allah’ım, bu milletin hakkını yiyen her kim olursa olsun onu ortaya çıkar.
Yetimin hakkını yiyeni ortaya çıkar.
Garibanın ekmeğine göz dikeni ortaya çıkar.
Devletin imkânlarını kendi servetine çevireni ortaya çıkar.
Bildiği hâlde susanı da ortaya çıkar.
Kim suçsuzsa onu da iftiradan koru.
Çünkü bizim istediğimiz intikam değil, adalet.
Bizim istediğimiz birilerinin harcanması değil, gerçeğin ortaya çıkması.
Bizim istediğimiz bir partinin çökmesi değil; siyasette ve tüm alanlarda ahlakın ayağa kalkmasıdır.
Vesselam.

