Yazı Detayı
05 Haziran 2020 - Cuma 06:46 Bu yazı 1051 kez okundu
 
VEDA HUTBESİ’YLE YÜCELEN TOPLUM
Ömer Faruk Özkan
frk4233@gmail.com
 
 

 İnsanlığa rehber olarak gönderilen Rasulullah (sav); attığı her adımla, yaptığı her hareketle, söylediği her sözle bize örnek teşkil etmiştir. O’nun bize getirmiş olduğu dini en iyi şekilde yaşamak ve yeryüzünde bu dini en güzel şekilde temsil etmek; her işimizde, her adımımızda, hayatımızın her anında ve alanında O’nu örnek almayla olmalıdır. Çünkü Kur’an ilk önce O’nun şahsına inmiş, yeryüzünde de Kur’an’ı Rasulullah’dan daha iyi kimse yaşamamıştır. O Kur’an ki yaşamımızı baştan aşağı yeniden inşa etmiş; siyasi, sosyal, toplumsal, ekonomik, hukuksal ve aklımıza gelebilecek tüm insani ilişkilere, İslamın bakış açısını yani Allah’ın bakış açısını getirmiştir. Bu dini kabul etmiş her fert için de en güzel bakış açısı budur.

 

                  صِبْغَةَ اللّٰهِۚ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ صِبْغَةًۘ وَنَحْنُ لَهُ عَابِدُونَ    

 

“Allah’ın boyasıyla boyandık. Boyaca O’ndan daha güzel olan kim vardır? Biz yalnız O’na kulluk ederiz” (deyin). (Bakara 138)   

 

 Risâlet’inden sonra hiçbir dönemi kapalı olmadan, rivayetler yoluyla bize ulaşan Peygamberimizin (sav) sünneti, bu İslami ve insani yaşam tarzını en ince ayrıntılarıyla bize öğretmektedir. İşte bu yirmi üç senelik Risalet döneminin bir nevi özeti, hülasası olan ‘Veda Hutbesi’, İslamın insani yaşama bakış açısını yansıtan, insanlığa bir nota, bir nutuk değerindedir.

 

 Gelişiyle birlikte tüm değer yargılarını altüst etmiş olan Peygamberimiz, o dönem içerisinde kabul edilmesi güç olan bir şeyi dile getirmişti. O şey ki tüm dünyada hastalık gibi yayılmış, toplumları eritiyordu. İnsanların büyük bir kısmı azınlıklar tarafından kontrol ediliyor, hayvanlara dahi yakışmayacak muameleler görüyorlardı. Diğerlerine göre güçsüz kalmış milletler, güçlülerce hor görülüyor, kadınların dahi insan olup olmadığı tartışılıyordu. Bunlar bize ne kadar uzak ve imkânsız gelse de o dönemin insanlarının gerçekliği buydu. Bunun tersi bir dünyanın mümkün olması bir yana düşünülemezdi bile. İşte durum bu olduğu halde, bir önder olarak geldiği ilk andan vefatına kadar insani hakların öncülüğünü yapmış Peygamberimiz ’in (sav), veda haccında yapmış olduğu konuşmasından bir kesit bunu en iyi şekilde açıklıyor:

 

Ey İnsanlar! Kanlarınız, canlarınız, yaşa­ma hakkınız, mallarınız, namuslarınız, haysiyet ve şerefleriniz, vücut bütünlü­ğünüz Rabbinizle buluşacağınız güne ka­dar bu ayınızda, bu beldenizde, bu günü­nüzün saygıya, korunmaya layık olduğu gi­bi, saygıya ve korunmaya layıktır, doku­nulmazdır. Ancak İslam'ın koyduğu sorumluluk gereği uygulanan gerekçeli kara­ra dayalı cezalar müstesnadır.”

 

  O, insanların hakkını İslamın serin ve selametli gölgesi altında veriyordu. Yine belirttiği gibi,
insanları yargılayabilecek tek mercii de İslam’ın gölgesiydi.

 

 Yine insanlığın damarlarına bir pislik gibi yayılmış olan ırkçılığı tek kalemde çizip atıyordu.

 

  Ey insanlar! Rabbiniz birdir, babanız bir­dir. İslam'da insanlar eşittir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Âdem de toprak­tan yaratıldı. Allah katında en değerliniz, en çok Allah'a sığınanız, emirlerine yapışa­nınız, günahlardan arınanınız, azabından korunanızdır. Bir Arab'ın, Arap olmaya­na, bir başkasının Arab'a, bir siyahın bir Kızılderili’ye, bir Kızılderili’nin bir siyaha, takvanın dışında bir üstünlük sebebi yok­tur.”

 

 Hastalıklı, bozguncu, fesatçı ırkçılık yerine; biricik İslam toplumunu, kardeşliğini getirmişti.

 

 “Ey İnsanlar! Sözlerimi iyi dinleyin, iyi muhakeme edin. Bütün ırklara mensup Müslümanların, Müslümanların kardeşi ol­duğunu bilin. Bütün müminler kardeştir. Kimseye, gönül rızası olmadıkça, kardeşi­nin malı helal değildir. Sakın haksızlık etmesin, hile yapmasın, haince davranma­sın.

 

 Bu konuda son olarak söylediği şu söz ise, İslam’ın konu hakkındaki çizgisini net bir şekilde çiziyordu.

 

 “Ey İnsanlar! Görünürdeki organları kesil­miş bir Habeşli bile başınıza getirilse, size Allah'ın kitabındaki hükümleri uyguladığı sürece, dinleyin ve itaat edin.”

 

  İnsanların yaşamlarını iyileştirmesi bunlarla sınırlı kalmamıştı. İçtimai hayatı olabileceği en iyi konuma getirmek, İslamlaştırmak O’nun yegâne göreviydi. O’nun getirdiği İslami gelenek, bir köleyi efendisi yanında eşdeğer tutuyordu. Eskiden olduğunun aksine sosyal alanda onlara da yer tanıyor, efendilere bu hakları gözetmesini tavsiye ediyordu.

 

 “Ey İnsanlar! Meşru şekilde sahip oldu­ğunuz, üzerlerinde meşru haklarınız ve düzgün insani ilişkileriniz olan köle ve ca­riyelerinize, iş akdiyle bağlı işçilerinize ha­yırla muameleyi size tavsiye ederim. Sof­ranızda bulunanları ölçü alarak onların ka­rınlarını doyurmanızı, giydiklerinizi ölçü alarak onların giyimlerini sağlamanızı tav­siye ederim. Affetmeyi düşünmediğiniz bir suç işledikleri takdirde aranızda aynı cins­ten suç işleyenlere uyguladığınız cezaları ölçü alınız. Onlara işkence etmeyiniz, onları cezalandırmayınız!”

 

 O’nun getirdiği İslam’da nesebcilik de yoktu. O’nun uyguladığı Allah’ın kanunları kızına da aynıydı, amca oğluna da aynıydı, herhangi bir vatandaşa da. O (sav), durumu şöyle ifade ediyor.

 

 “Soyunuzdan sopunuzdan medet umarak benim yanıma yaklaşmayın. İşlediğiniz bi­linçli amelleri vesile ederek yanıma gelin. Ben bütün insanlara da size de aynı şey­leri söylüyorum.”

 

 Toplumun temel taşı olan aile de O’nun (sav) hedefleri arasındaydı. Mutlu karı-kocanın mutlu aileye, mutlu ailenin mutlu mahalleye, mutlu mahallenin de mutlu bir topluma etki edeceğinin bilincindeydi. “Ey İnsanlar! Ben sizin hepinize, Al­lah'ın; emirlerini tebliğ ile görevlendirdiği, ilahî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur et­tiği tek yetkili Resulüyüm. Beni dinleyin, size bazı açıklamalar yapacağım. Bu yıldan sonra, bir daha burada sizinle buluşup buluşamayacağımı bilemiyorum. Bu sözlerle başladı konuşmasına. Dünya düzeni gibi büyük bir iddiayla giriş yapmış, üstelik belki de bu insanlara son seslenişiydi. O, bunlara rağmen ‘karı-koca’ ilişkisinden bahsetmekten geri durmamıştı. Aslında tam da bunun için ‘karı-koca’ ilişkisinden bahsediyordu belki de. Daha temellerinden sağlam kurulmuş bir toplum ortaya çıkarmak için.

 

 Oluşan yeni toplumun ekonomik çizgisi de İslam’ın özündendi. Baştan aşağı yeniden düzenlenmiş bu toplumun ekonomik hareketlerinin sınırları Allah tarafından belirlenmiş, bunun ilk uygulayıcısı yine Peygamberimiz (sav) olmuştu.

 

 “Ey İnsanlar, Allah'a sığının, emirlerine yapışın, azabından korunun. İnsanların mallarını eksik teslim etmeyin, değerlerini düşürmeyin, bedellerini eksik ödemeyin, mallarını kötülemeyin, haksız rekabet yap­mayın, aldatarak, hile yaparak, fırsat kollayarak, gasp ederek insanların haklarını zayi etmeyin, zayiine sebep olmayın. Ül­kede, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmakta ve küfürde ileri gitmeyin.”

 

 Ayrıca toplumun arasına sinsice karışmış ve onu sömüren faizi de ortadan kaldırmıştı. Rasulullah buna kendi amcasının faizini kaldırarak öncülük etmiş, ayaklarının altına almıştı. Zulmü ortadan kaldırırken zulmetmemiş, kimseyi haksızlığa uğratmamıştı.

 

“Cahiliye döneminin faizli alışverişleri kaldırılmıştır. Yüce Allah, kaldırılan ilk fa­izin, Abbas b. Abdilmuttalib'inki olmasını emretmiştir. Ancak ana paralarınız sizindir. Ne siz haksızlık edebilirsiniz ne de haksız­lığa uğratılacaksınız. Allah, faizli alışverişin yapılmayacağını icrası kesin hüküm haline getirdi. Kaldıracağım ilk faiz amcam Ab­bas b. Abdilmuttalib'in faizli alışverişlerindeki faizdir.”

 

 Yine, oluşan bu yeni toplumun siyasi çizgisi de Allah tarafından belirlenmişti. Toplumun oluşan yeni düzenini, istikrarını korumak, İslam devletinin göreviydi. Cahiliye döneminden kalma cahiliye hükümlerinin yerini; adaletli ve insan merkezli Kur’an almıştı. Peygamberimiz ‘in Veda Hutbesindeki şu sözleri konuya açıklık getirecektir.

 

 “Kâbe hizmetkarlığı ve hacıların su ihtiya­cını karşılama dışında cahiliye devrinin hükümet görevleri kaldırılmıştır. Kasten adam öldürmenin cezası, kısas­tır. Kasten öldürmeye benzeyen cinayet, sopa ve taşla öldürmedir. Diyeti, yüz deve­dir. Kim daha fazlasını isterse, o İslam'ı benimsemeyen Cahiliye dönemini özleyen biridir. En büyük Allah düşmanı, kendisine herhangi bir kastı olmayan birini sebepsiz yere öldürendir, kendisine el kaldırmayana sebepsiz yere vurandır.”

 

 Yine aynı şekilde cahiliye küfrüne dönme konusunda bizi uyarmış, bize rehber olarak Kur’an’ı ve Sünnetini tavsiye etmiştir.

 

 “Ey Müminler, benden sonra küfre dön­meyin, birbirinin boynunu vuran kafirler haline gelmeyin. Size, sımsıkı sarıldığınız sürece asla hak yoldan uzaklaşmayacağınız apaçık dinî, ilmî, idari, siyasi kuralları içe­ren Allah'ın kitabı Kur’an’ı ve Resul’ünün sünnetini bıraktım. Bunlarla amel ediniz, davranışlarınıza Kur’an ve sünneti yan­sıtınız.”

 

 Güçlü bir toplumu oluşturacak tüm değerleri muhtevasında barındıran Veda Hutbesi; yozlaşmış, insani değerlerin hiçbir önemi kalmamış, amaçsız ve karanlıklar içinde kalmış bir toplumun nasıl güçlü bir toplum haline geldiğini gösteren bir belge olmuştur. Bu değerleri içselleştirmiş toplumlar halklara refah getirmiş, onları hiç olmadıkları kadar insan hissettirmişti. Kula kulluktan, bir olan Allah’a kulluğu üstün tutan bu değerler; insan olmanın, İslam olmanın özünden başka bir şey de değil aslında.

 

 اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْد۪ي لِلَّت۪ي هِيَ اَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْرًا كَب۪يرًاۙ

 

 Hiç şüphesiz bu Kur’an, insanları her hususta en doğru yola, en sağlam ve en isabetli tutuma iletir. Sâlih ameller yapan mü’minlere, kendilerini çok büyük bir mükâfatın beklediğini müjdeler. (İsra 9)

 
Etiketler: VEDA, HUTBESİ’YLE, YÜCELEN, TOPLUM,
Yorumlar
Haber Yazılımı