Kahve Kitap
SAĞLIK Haber Girişi: 23.07.2015 - 21:56, Güncelleme: 26.12.2020 - 09:55

“ÖZÜLKÜ TIP MERKEZİNDE YANLIŞ İĞNE SKANDALI“

 

“ÖZÜLKÜ TIP MERKEZİNDE YANLIŞ İĞNE SKANDALI“

Özel Özülkü Tıp Merkezi’nde, Acil Servis’e başvuran Muhammed Fatih ERGÜN’e, pratisyen hekimin “yazdığı iğne” dışında “başka bir iğne” yapıldığı iddia edildi.
Araştırmacı Yazar Muhammed Fatih Ergün bir rahatsızlığı nedeni ile gittiği Özel Özülkü Tıp Merkezi'nde kendisine yanlış iğne yapıldığını ve yetkililerin olaya duyarsız davrandıklarını iddia etti. Ergün, karşılaştığı skandala ilişkin olarak Hastane yetkililerine yönelik bir basın açıklaması yaptı. İşte o açıklama BASIN AÇIKLAMASIAdana’da misafir olduğum bugünlerde, rahatsızlıklarım nedeniyle gittiğim ÖZEL ÖZÜLKÜ TIP MERKEZİ’nde, Acil Servis’e başvurum sonrasında, pratisyen hekimin “yazdığı iğne” dışında “başka bir iğne” yapılması üzerine hekim ve hastane yönetimi ile aramda geçenleri konu alan bir basın açıklaması yapıyorum. Yoğunluk ve yorgunluklarımdan kaynaklanan birtakım gerginlikler, baş ve boyun ağrıları, boyun bölgesi kasılmaları ve yüz uyuşması yaşıyorum. Artan rahatsızlıklarım nedeniyle, bugün, 14.07.2015 günü 14:00 sıralarında Özel Özülkü Tıp Merkezi Acil Servisi’ne sakinleştirici bir iğne yaptırmak için gitmiş, sonra da günlük yaşama dönmeyi planlamıştım. Pratisyen Hekim Dr. Metin Güngör tarafından “doğru bir iğne” yazıldı, ancak Acil Servis’te Ercan Taşan tarafından hekimin yazdığı iğne değil, “yanlış bir iğne” yapıldı. Yapılan iğne rahatsızlığımla ilgili değildi; dikkatsizlik ve özensizlik sonucuantiromatizmal ağrı iğnesi yapıldı. Oysa böyle bir rahatsızlığım yoktu, teşhis de bu değildi. Yanlış yapılan iğne, antiromatizmal ağrı iğnesi değil, daha farklı, olumsuz sonuçlar doğuracak, büyük problemlere neden olacak başka bir iğne de olabilirdi…Böyle bir olumsuzluk yaşayan, bir tanıdığım, bir dostum da var; 14 yaşında iken, Ankara’da bir hastanede, yanlış bir enjekte sonrasında felç olmuştur; bugün o insan 55 yaşında ve 41 yıldır felçli, tekerlekli sandalyede yaşıyor, göğsünden aşağısı tutmuyor. Ankara’dan Musa abi, seni buradan selamlıyor, sabırlar diliyorum. Sorumluluk duygusu taşımayan zalimlerden alacaklı olduğunuz hakkınız onların yanına kalmaz, buna emin olun. Ben, hastanede durumu farkettim; bana iğne yapan Ercan Taşan’a itiraz ettim, kendisini fırçaladım; o bunu hiç umursamadı ve utanmadı. İğneyi yazan doktorla görüştüm; doktor, ilkin “yapılan iğne”nin “yazılan iğne”nin dengi olmadığını, yanlış iğne yapıldığını söyledi. İğne yapan Ercan Taşan’la doktor, kendi aralarında kısa bir süre konuştular. Sonra doktor bana döndü ve “yapılan iğne”nin “yazdığı iğne”nin dengi olduğunu söyledi ve birkaç dakika önceki sözüyle açıkça çelişti. “Böyle de olur”, “Birşey olmaz” demek istiyor, bir an önce konuyu kapatmayı ve benden kurtulmayı amaçlıyordu. Doktoru ve iğne yapan kişiyi hayli eleştirdim; benim onlara yaptığım eleştirileri biri bana yapsa yüzümü yerden kaldıramaz, hiç kimsenin yüzüne bakamazdım.Ardından Tıbbî Müşahede ve Muayene Formu”nun kaşeli ve imzalı bir nüshasını istedim; vermek zorunda oldukları halde ilkin vermek istemediler. Tepki ve ısrarımdan yaptıkları bu fahiş yanlışın arkasını takip edeceğimi çok iyi anlamışlardı… Doktor formun üzerinde önemli bir değişiklik yaptı; daha önce yazdığı “doğru iğne”nin üstünü çizdi ve yapılan “yanlış iğne”nin ismini yazarak değişiklik yaptığı yeri belge üzerinde parafe etti. Kendince, kendisini kurtaracak bir tashih yaptığını düşünüyordu, aslında açıkça tahrif yapıyordu. Olası bir soruşturma durumunda kendisine şimdiden savunma hazırlıyor, öncelikle, kesinlikle kendisini, ikinci olarak da, iğneyi yapan Ercan Taşan’ı ve -belki- çalıştığı hastaneyi de korumayı amaçlıyordu. Doktor, bu yaptığıyla, gözümün önünde, açıkça ve hiç çekinmeden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 207. maddesinde tanımlanan “özel belgede sahtecilik” suçunu işlemişti; sağlığımız hiçe sayıldığı gibi, hukuk da hiçe sayılıyor, aklımızla da dalga geçiliyordu. Ben bilinçli davrandım, -kasten tahrif edilmiş olsa da- formun bir nüshasını aldım; kaşeleyerek ve imzalayarak vermek zorunda kaldılar, sonra da bu belgeyi bana “lutfetmiş” gibi davrandılar, teşekkür etmemi bekliyorlardı. Bu denli de pişkin davranıyorlardı. Bu olayı, basına, Internete ve Adliye’ye taşıyacağımı, ceza ve tazminat davasına konu edeceğimi söyledim. Samimi ve kararlı olduğumu anlamışlardı; gönlümü almak istediler, oldukça iyi davranan nezaketli bir personel aracılığı ile beni personel müdürleri ile görüştürdüler. Personel müdürünün odası kısa bir süre sonra başka katılımlarla adeta bir “ikna odası”na dönüştü. Hastanenin müdürü olduğunu söyleyen, ama bir müdüre hiç mi hiç benzemeyen, bu hâline rağmen “ben aslında hastanenin sahibi de sayılırım” diyen, konuşma kabiliyetinden yoksun, kültür düzeyi oldukça düşük, eğitimsiz olduğu her halinden belli bir kimse içeri girdi; izinsiz bir şekilde, rızamız ve muvafakatimiz dışında, oldukça düşük ve düzeysiz bir jargonla tartışmaya katıldı; konuşmalarımızın olağan akışında onu da muhatap almak zorunda kaldım ve hayli gerildim. Bu kişi, kendince bir şeyler söyleme çaba ve telaşı içinde, -ki telaşı da çok belli ve belirgindi- “Ne istiyorsunuz yani, doktoru hastaneden mi kovayım, o’nun kolunu mu keseyim, ne istiyorsunuz?” diye/rek, bu tür düşük ve düzeysiz sözlerle mağdur ettiği bir hasta karşısında “konuştuğunu”, bir “söz söylediğini” zannediyordu. Bu kişi, herhangi bir şirketi veya kurumu -hele ki bir hastaneyi- temsil kabiliyetine sahip bir kişi değildi. Böyle bir kimse ile konuşmak zorunda kaldığım için de bir hayli gerildim.Doktor, hiç utanmadan açıkça yalan söylüyor, yönetim mağdur ettiği hastayı dinlemiyor, kendi doktorunu ve personelini kayırıyor, hepsi de bir an önce gitsek diye bekliyor, hiçbirinin yüzü kızarmıyordu. Tek dertleri vardı: Soruşturma geçirmemek ve kamuoyuna deşifre edilmemek… Alışmışlardı insanları geçiştirmeye, savsaklamaya; çünkü, -genellikle- karşılarında haklarını aramasını bilmeyen pasif hastalar görmüşlerdi. Hiçbirisinin, hakkını arayan bir kimseye karşı söyleyebileceği bir tek sözü yoktu; hazırlıklı değillerdi, bu yüzden doğaçlama konuşamıyorlar, yüksek sesle, gereksiz ve bağlamsız konuşarak, yaşanan olayı ve arka planı çarptırarak vaziyeti idare etmeye çalışıyorlardı. Tutarsız davranışları ve çelişkileriyle gülünç duruma düşmüşlerdi. Suçlu oldukları ve geçiştirmek istedikleri öylesine belirgindi ki, suçluluk psikolojisi ile her birinin sesi çok yüksek çıkıyordu. Hep konuşuyorlar, hiç dinlemiyorlardı; bu da, sadece öfkeyi arttırıyordu. Personel müdürünün odası, hastanenin üst düzey yetkilileri ve personelleri tarafından bir televole ortamına dönüş/türül/müştü; Acil Servis sorumlusu olduğunu söyleyen bir bayan ve personel müdürü olduğu söylenen bir başka bayan dışında herkes bana karşı cephe oluşturmuştu. Sanki ben onlara karşı kusurluydum da onlar benden hesap soruyordu. Biraz daha orada dursaydım, neredeyse benim özür dilememi bile isteyeceklerdi. Bir hastaya, bu uygulamayı reva görme haklarının olmadığını, bu yaptıklarının ahlâkî olmadığını, hatalarını itiraf etmeleri, mütevazı olmaları ve samimi bir şekilde özür dilemeleri gerektiğini söyledim. Doktor Metin Güngör, önce özür dilememek için hayli direndi, sonra hastane müdürü olduğunu söyleyen, niteliklerinden öz önce söz ettiğim o kişinin emirvâri bir talimatı ve diretmesiyle, geçiştirmek ve konuyu kapatmak için, yaşadığımız problemi ve gördüğümüz muameleyi basına ve adliye’ye taşımayayım diye doktor zoraki bir özür diledi. Samimi olmadıkları, benim elimle olası bir yasal sıkıntıyı kendi üzerlerinden savmak istedikleri açıkça görülüyordu. Özürlerini kabul etmedim, herbirini kınadım, azarladım ve büyük bir öfkeyle hastaneden ayrıldım. Yaşadıklarım tanık ve belgelerle müdellel, hastane kayıtları ile müsecceldir. Doktor, yaptığı belge tahrifi ile;hastane yönetimi, çözüm olacağını sanarak ürettiği hilelerle, gerçekler ve yaşadıklarım karşısında tutunamaz, savunma yapamaz.Yasal süreç başlamıştır. Değerli vekilim sayın Av. Halil Aydın, hastane yönetimini telefonla aradıklarında, personel müdürü ve hastane müdürü avukatımla görüşmekten imtina etmiş, telefona çıkamamışlardır. Konuşmaya yüzleri yoktur… Bir başka avukat arkadaş hastaneyi aradığında, hastane müdürü olduğunu söyleyen Cem Sayoğlu adında bir kişi ile görüşmüşlerdir. Sayoğlu, yanlış yaptıkları bir uygulama olmadığını söyleyerek yalan beyanda bulunmuş, bunu söylerken hiçbir ahlâkî kaygı taşımamıştır. Sanki hastaneden ayrılmadan önce konuyu kapatabilmek için bana yalvaranlar onlar değildi. Sanki -beni geçiştirebiştirmek için de olsa- yanlış yaptıklarını kabul eden, -kerhen de olsa- özür dileyen onlar değildi. Halbuki, ben oradayken ve kendilerinden yaptıklarının hesabını sorarken, bana, ikinci kez “doğru iğne” yapamayı teklif ederek beni teskin etmeye bile çalışmışlardı. Tabi, telefonda yalan söylemek çok kolaydı. Ama ben, onlara karşı “Eğer utanmanız yoksa dilediğiniz gibi davranın” demekle yetinmeyeceğim. Diyecek başka sözleri yoktu. Samimi olmadıkları, ikinci kez arayan diğer avukat arkadaşa söyledikleri yalandan bile açıkça anlaşılmaktadır. Yüzüme karşı yalan söyleyememişler, konuyu kapatmak için özür dileyerek gönlümü almak istemişler, ama, avukatımız kendilerini aradığında, avukatımızın sağlama yapma kabiliyetinin olmadığı bir ortamda gıyabımda yalan söyleyerek çıkış yolu aramışlardır. Bu, büyük bir ahlâkî problemdi; onların yerinde olmayı hiç istemezdim. Gördüğüm hoyratlığı, ahlak dışı davranışları deşifre etmek amacıyla gürültü yapmayı konuşmak zanneden, yaşadıklarımı kamuoyu ile paylaşmayı uygun buldum. Internet medyasında ve Adana yerel basınında bu konuyu anlatacağım. Sağlık Bakanlığı’na ve Tabipler Odası’na idari nitelikli şikayetlerde bulunacağım. Yaşadıklarımı Başbakanlık İletişim Merkezi’ne ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne bildireceğim. Bayram tatili öncesi, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunacağım. Sonuçlarıdaha sonra kamuoyu ile tekrar paylaşacağım. Olur ki, benzer şekilde davranmaları kuvvetle muhtemel başka hastaların aynı durumla karşılaşmasını önlemiş olurum. Belki de unvan ve statülerinin arkasına sığınarak ölçüsüz davranan böyle kimselerin otokritik yapmalarına, ucu bize ve sağlığımıza dokunan davranışları bakımından ıslah-ı hâl etmelerine vesile olurum. Ben, bu hastaneye özel hastane ayrıcalığı olsun diye tercihen gitmiştim; ama giderken, iyi bir araştırma yaparak gitmiş de değildim. İlginçtir: Sakinleştirici bir iğne yaptırarak sakinleşebilmek amacıyla gittiğim bir özel hastaneden daha fazla stresle ayrıldım; aradan geçen saatlere rağmen ben hâlâ sakinleşebilmiş değilim. Şahsen ben, bundan böyle, bu hastanenin, tabelasını göreceğim yerin seksen metre ötesinden bile geçmek istemem; bu hastaneyi, bugün bu hastanede yaşadıklarımı, bu hastanenin davranış bozuklukları ile hastasını hiçe sayan sorumsuz hekimini, bu hastanenin yetersiz personelini, hastane yönetiminin hoyratlığını hatırlamamak için Adana’da Hilton Otel’in önünden, Karataş karayolundan bile geçmek istemem, o tarafa yolum düştüğünde yolumu bile değişterecek kadar öfkeliyim.Adana halkına samimi öğüdüm şudur: Bu hastaneye gitmeyiniz; yakınlarınızı ve tanıdıklarınızı bu hastaneye gitmekten sakındırınız. Değilse, yaşadıklarımı yaşamanız olasıdır; yaşadıklarımdan daha fazlasını bile yaşayabilirsiniz. Hiçbirimiz, sağlığımızı bu sorumsuz insanlara emanet etmemeliyiz. Özel Özülkü Hastanesi’ni, yanlış iğne yapan Ercan Taşan’ı, Ercan Taşan’ı ve kendisini korumak için kısa bir süre içinde kırk kılığa giren Dr. Metin Güngör’ü, Ercan Taşan ve Metin Güngör’ü haksız yere koruyan hastane yönetimini, söyleyecek sözü olmadığında avukatımıza yalan beyanda bulunmaktan çekinmeyen Cem Sayoğlu’nu esefle kınıyor, Özel Özülkü Hastanesi’nde yaşadıklarımı öncelikle Adana halkı ve tüm kamuoyu ile paylaşıyorum. Selam ve sevgiler,Muhammed Fatih Ergün
Özel Özülkü Tıp Merkezi’nde, Acil Servis’e başvuran Muhammed Fatih ERGÜN’e, pratisyen hekimin “yazdığı iğne” dışında “başka bir iğne” yapıldığı iddia edildi.

Araştırmacı Yazar Muhammed Fatih Ergün bir rahatsızlığı nedeni ile gittiği Özel Özülkü Tıp Merkezi'nde kendisine yanlış iğne yapıldığını ve yetkililerin olaya duyarsız davrandıklarını iddia etti. Ergün, karşılaştığı skandala ilişkin olarak Hastane yetkililerine yönelik bir basın açıklaması yaptı. İşte o açıklama

BASIN AÇIKLAMASI

Adana’da misafir olduğum bugünlerde, rahatsızlıklarım nedeniyle gittiğim ÖZEL ÖZÜLKÜ TIP MERKEZİ’nde, Acil Servis’e başvurum sonrasında, pratisyen hekimin “yazdığı iğne” dışında “başka bir iğne” yapılması üzerine hekim ve hastane yönetimi ile aramda geçenleri konu alan bir basın açıklaması yapıyorum.

Yoğunluk ve yorgunluklarımdan kaynaklanan birtakım gerginlikler, baş ve boyun ağrıları, boyun bölgesi kasılmaları ve yüz uyuşması yaşıyorum. Artan rahatsızlıklarım nedeniyle, bugün, 14.07.2015 günü 14:00 sıralarında Özel Özülkü Tıp Merkezi Acil Servisi’ne sakinleştirici bir iğne yaptırmak için gitmiş, sonra da günlük yaşama dönmeyi planlamıştım.

Pratisyen Hekim Dr. Metin Güngör tarafından “doğru bir iğne” yazıldı, ancak Acil Servis’te Ercan Taşan tarafından hekimin yazdığı iğne değil, “yanlış bir iğne” yapıldı. Yapılan iğne rahatsızlığımla ilgili değildi; dikkatsizlik ve özensizlik sonucuantiromatizmal ağrı iğnesi yapıldı. Oysa böyle bir rahatsızlığım yoktu, teşhis de bu değildi.

Yanlış yapılan iğne, antiromatizmal ağrı iğnesi değil, daha farklı, olumsuz sonuçlar doğuracak, büyük problemlere neden olacak başka bir iğne de olabilirdi…Böyle bir olumsuzluk yaşayan, bir tanıdığım, bir dostum da var; 14 yaşında iken, Ankara’da bir hastanede, yanlış bir enjekte sonrasında felç olmuştur; bugün o insan 55 yaşında ve 41 yıldır felçli, tekerlekli sandalyede yaşıyor, göğsünden aşağısı tutmuyor. Ankara’dan Musa abi, seni buradan selamlıyor, sabırlar diliyorum. Sorumluluk duygusu taşımayan zalimlerden alacaklı olduğunuz hakkınız onların yanına kalmaz, buna emin olun.

Ben, hastanede durumu farkettim; bana iğne yapan Ercan Taşan’a itiraz ettim, kendisini fırçaladım; o bunu hiç umursamadı ve utanmadı.

İğneyi yazan doktorla görüştüm; doktor, ilkin “yapılan iğne”nin “yazılan iğne”nin dengi olmadığını, yanlış iğne yapıldığını söyledi. İğne yapan Ercan Taşan’la doktor, kendi aralarında kısa bir süre konuştular. Sonra doktor bana döndü ve “yapılan iğne”nin “yazdığı iğne”nin dengi olduğunu söyledi ve birkaç dakika önceki sözüyle açıkça çelişti. “Böyle de olur”, “Birşey olmaz” demek istiyor, bir an önce konuyu kapatmayı ve benden kurtulmayı amaçlıyordu. Doktoru ve iğne yapan kişiyi hayli eleştirdim; benim onlara yaptığım eleştirileri biri bana yapsa yüzümü yerden kaldıramaz, hiç kimsenin yüzüne bakamazdım.
Ardından Tıbbî Müşahede ve Muayene Formu”nun kaşeli ve imzalı bir nüshasını istedim; vermek zorunda oldukları halde ilkin vermek istemediler. Tepki ve ısrarımdan yaptıkları bu fahiş yanlışın arkasını takip edeceğimi çok iyi anlamışlardı…

Doktor formun üzerinde önemli bir değişiklik yaptı; daha önce yazdığı “doğru iğne”nin üstünü çizdi ve yapılan “yanlış iğne”nin ismini yazarak değişiklik yaptığı yeri belge üzerinde parafe etti. Kendince, kendisini kurtaracak bir tashih yaptığını düşünüyordu, aslında açıkça tahrif yapıyordu. Olası bir soruşturma durumunda kendisine şimdiden savunma hazırlıyor, öncelikle, kesinlikle kendisini, ikinci olarak da, iğneyi yapan Ercan Taşan’ı ve -belki- çalıştığı hastaneyi de korumayı amaçlıyordu.

Doktor, bu yaptığıyla, gözümün önünde, açıkça ve hiç çekinmeden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 207. maddesinde tanımlanan “özel belgede sahtecilik” suçunu işlemişti; sağlığımız hiçe sayıldığı gibi, hukuk da hiçe sayılıyor, aklımızla da dalga geçiliyordu.

Ben bilinçli davrandım, -kasten tahrif edilmiş olsa da- formun bir nüshasını aldım; kaşeleyerek ve imzalayarak vermek zorunda kaldılar, sonra da bu belgeyi bana “lutfetmiş” gibi davrandılar, teşekkür etmemi bekliyorlardı. Bu denli de pişkin davranıyorlardı.

Bu olayı, basına, Internete ve Adliye’ye taşıyacağımı, ceza ve tazminat davasına konu edeceğimi söyledim. Samimi ve kararlı olduğumu anlamışlardı; gönlümü almak istediler, oldukça iyi davranan nezaketli bir personel aracılığı ile beni personel müdürleri ile görüştürdüler. Personel müdürünün odası kısa bir süre sonra başka katılımlarla adeta bir “ikna odası”na dönüştü. Hastanenin müdürü olduğunu söyleyen, ama bir müdüre hiç mi hiç benzemeyen, bu hâline rağmen “ben aslında hastanenin sahibi de sayılırım” diyen, konuşma kabiliyetinden yoksun, kültür düzeyi oldukça düşük, eğitimsiz olduğu her halinden belli bir kimse içeri girdi; izinsiz bir şekilde, rızamız ve muvafakatimiz dışında, oldukça düşük ve düzeysiz bir jargonla tartışmaya katıldı; konuşmalarımızın olağan akışında onu da muhatap almak zorunda kaldım ve hayli gerildim.

Bu kişi, kendince bir şeyler söyleme çaba ve telaşı içinde, -ki telaşı da çok belli ve belirgindi- “Ne istiyorsunuz yani, doktoru hastaneden mi kovayım, o’nun kolunu mu keseyim, ne istiyorsunuz?” diye/rek, bu tür düşük ve düzeysiz sözlerle mağdur ettiği bir hasta karşısında “konuştuğunu”, bir “söz söylediğini” zannediyordu. Bu kişi, herhangi bir şirketi veya kurumu -hele ki bir hastaneyi- temsil kabiliyetine sahip bir kişi değildi. Böyle bir kimse ile konuşmak zorunda kaldığım için de bir hayli gerildim.
Doktor, hiç utanmadan açıkça yalan söylüyor, yönetim mağdur ettiği hastayı dinlemiyor, kendi doktorunu ve personelini kayırıyor, hepsi de bir an önce gitsek diye bekliyor, hiçbirinin yüzü kızarmıyordu. Tek dertleri vardı: Soruşturma geçirmemek ve kamuoyuna deşifre edilmemek… Alışmışlardı insanları geçiştirmeye, savsaklamaya; çünkü, -genellikle- karşılarında haklarını aramasını bilmeyen pasif hastalar görmüşlerdi.

Hiçbirisinin, hakkını arayan bir kimseye karşı söyleyebileceği bir tek sözü yoktu; hazırlıklı değillerdi, bu yüzden doğaçlama konuşamıyorlar, yüksek sesle, gereksiz ve bağlamsız konuşarak, yaşanan olayı ve arka planı çarptırarak vaziyeti idare etmeye çalışıyorlardı. Tutarsız davranışları ve çelişkileriyle gülünç duruma düşmüşlerdi.

Suçlu oldukları ve geçiştirmek istedikleri öylesine belirgindi ki, suçluluk psikolojisi ile her birinin sesi çok yüksek çıkıyordu. Hep konuşuyorlar, hiç dinlemiyorlardı; bu da, sadece öfkeyi arttırıyordu. Personel müdürünün odası, hastanenin üst düzey yetkilileri ve personelleri tarafından bir televole ortamına dönüş/türül/müştü; Acil Servis sorumlusu olduğunu söyleyen bir bayan ve personel müdürü olduğu söylenen bir başka bayan dışında herkes bana karşı cephe oluşturmuştu. Sanki ben onlara karşı kusurluydum da onlar benden hesap soruyordu. Biraz daha orada dursaydım, neredeyse benim özür dilememi bile isteyeceklerdi.

Bir hastaya, bu uygulamayı reva görme haklarının olmadığını, bu yaptıklarının ahlâkî olmadığını, hatalarını itiraf etmeleri, mütevazı olmaları ve samimi bir şekilde özür dilemeleri gerektiğini söyledim. Doktor Metin Güngör, önce özür dilememek için hayli direndi, sonra hastane müdürü olduğunu söyleyen, niteliklerinden öz önce söz ettiğim o kişinin emirvâri bir talimatı ve diretmesiyle, geçiştirmek ve konuyu kapatmak için, yaşadığımız problemi ve gördüğümüz muameleyi basına ve adliye’ye taşımayayım diye doktor zoraki bir özür diledi. Samimi olmadıkları, benim elimle olası bir yasal sıkıntıyı kendi üzerlerinden savmak istedikleri açıkça görülüyordu. Özürlerini kabul etmedim, herbirini kınadım, azarladım ve büyük bir öfkeyle hastaneden ayrıldım.

Yaşadıklarım tanık ve belgelerle müdellel, hastane kayıtları ile müsecceldir. Doktor, yaptığı belge tahrifi ile;hastane yönetimi, çözüm olacağını sanarak ürettiği hilelerle, gerçekler ve yaşadıklarım karşısında tutunamaz, savunma yapamaz.
Yasal süreç başlamıştır.

Değerli vekilim sayın Av. Halil Aydın, hastane yönetimini telefonla aradıklarında, personel müdürü ve hastane müdürü avukatımla görüşmekten imtina etmiş, telefona çıkamamışlardır. Konuşmaya yüzleri yoktur…

Bir başka avukat arkadaş hastaneyi aradığında, hastane müdürü olduğunu söyleyen Cem Sayoğlu adında bir kişi ile görüşmüşlerdir. Sayoğlu, yanlış yaptıkları bir uygulama olmadığını söyleyerek yalan beyanda bulunmuş, bunu söylerken hiçbir ahlâkî kaygı taşımamıştır. Sanki hastaneden ayrılmadan önce konuyu kapatabilmek için bana yalvaranlar onlar değildi. Sanki -beni geçiştirebiştirmek için de olsa- yanlış yaptıklarını kabul eden, -kerhen de olsa- özür dileyen onlar değildi. Halbuki, ben oradayken ve kendilerinden yaptıklarının hesabını sorarken, bana, ikinci kez “doğru iğne” yapamayı teklif ederek beni teskin etmeye bile çalışmışlardı. Tabi, telefonda yalan söylemek çok kolaydı. Ama ben, onlara karşı “Eğer utanmanız yoksa dilediğiniz gibi davranın” demekle yetinmeyeceğim.

Diyecek başka sözleri yoktu. Samimi olmadıkları, ikinci kez arayan diğer avukat arkadaşa söyledikleri yalandan bile açıkça anlaşılmaktadır. Yüzüme karşı yalan söyleyememişler, konuyu kapatmak için özür dileyerek gönlümü almak istemişler, ama, avukatımız kendilerini aradığında, avukatımızın sağlama yapma kabiliyetinin olmadığı bir ortamda gıyabımda yalan söyleyerek çıkış yolu aramışlardır.

Bu, büyük bir ahlâkî problemdi; onların yerinde olmayı hiç istemezdim. Gördüğüm hoyratlığı, ahlak dışı davranışları deşifre etmek amacıyla gürültü yapmayı konuşmak zanneden, yaşadıklarımı kamuoyu ile paylaşmayı uygun buldum. Internet medyasında ve Adana yerel basınında bu konuyu anlatacağım. Sağlık Bakanlığı’na ve Tabipler Odası’na idari nitelikli şikayetlerde bulunacağım. Yaşadıklarımı Başbakanlık İletişim Merkezi’ne ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne bildireceğim. Bayram tatili öncesi, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunacağım. Sonuçlarıdaha sonra kamuoyu ile tekrar paylaşacağım. Olur ki, benzer şekilde davranmaları kuvvetle muhtemel başka hastaların aynı durumla karşılaşmasını önlemiş olurum. Belki de unvan ve statülerinin arkasına sığınarak ölçüsüz davranan böyle kimselerin otokritik yapmalarına, ucu bize ve sağlığımıza dokunan davranışları bakımından ıslah-ı hâl etmelerine vesile olurum.

Ben, bu hastaneye özel hastane ayrıcalığı olsun diye tercihen gitmiştim; ama giderken, iyi bir araştırma yaparak gitmiş de değildim. İlginçtir: Sakinleştirici bir iğne yaptırarak sakinleşebilmek amacıyla gittiğim bir özel hastaneden daha fazla stresle ayrıldım; aradan geçen saatlere rağmen ben hâlâ sakinleşebilmiş değilim.

Şahsen ben, bundan böyle, bu hastanenin, tabelasını göreceğim yerin seksen metre ötesinden bile geçmek istemem; bu hastaneyi, bugün bu hastanede yaşadıklarımı, bu hastanenin davranış bozuklukları ile hastasını hiçe sayan sorumsuz hekimini, bu hastanenin yetersiz personelini, hastane yönetiminin hoyratlığını hatırlamamak için Adana’da Hilton Otel’in önünden, Karataş karayolundan bile geçmek istemem, o tarafa yolum düştüğünde yolumu bile değişterecek kadar öfkeliyim.
Adana halkına samimi öğüdüm şudur: Bu hastaneye gitmeyiniz; yakınlarınızı ve tanıdıklarınızı bu hastaneye gitmekten sakındırınız. Değilse, yaşadıklarımı yaşamanız olasıdır; yaşadıklarımdan daha fazlasını bile yaşayabilirsiniz. Hiçbirimiz, sağlığımızı bu sorumsuz insanlara emanet etmemeliyiz.

Özel Özülkü Hastanesi’ni, yanlış iğne yapan Ercan Taşan’ı, Ercan Taşan’ı ve kendisini korumak için kısa bir süre içinde kırk kılığa giren Dr. Metin Güngör’ü, Ercan Taşan ve Metin Güngör’ü haksız yere koruyan hastane yönetimini, söyleyecek sözü olmadığında avukatımıza yalan beyanda bulunmaktan çekinmeyen Cem Sayoğlu’nu esefle kınıyor, Özel Özülkü Hastanesi’nde yaşadıklarımı öncelikle Adana halkı ve tüm kamuoyu ile paylaşıyorum.

Selam ve sevgiler,
Muhammed Fatih Ergün

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanagundemi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.